7 Nisan 2017 Cuma

Doğmamış Çocuğa Mektup / Oriana Fallaci

“Nasıl öylesine gülebildiğini hiç anlamamışımdır; ama şimdi düşünüyorum da, herhalde çok ağlamışlığından olsa gerek… Yalnızca çok ağlamış olanlar yaşamı tüm güzelliği ile algılayabilir, keyifle gülebilir. Ağlamak kolay, gülmek güç. Sen de tez anlayacaksın bu gerçeği…”

İncecik bir kitaptı ama ne kadar da uzun okudum. Elim gitmediğinden değil, aksine o kadar durdum, düşündüm, satırlarının altını çizdim ki… Neredeyse tüm kitabım altı çizili satırlarla dolu, şimdi ben nasıl anlatsam bu kitabı size? Yazar yalnız bir kadının hamilelik sürecinde bebeğiyle konuşmalarını öyle içten, öyle etkileyici bir şekilde anlatıyor ki kayboluyorsunuz. Kitabın konusu itibari ile kadın okuyuculara yönelik olduğunu düşünmeyin, tüm yetişkinler için. Yazar hayata, kadına, erkeğe dair öyle bir beyin fırtınası yaptırıyor ki soluksuz okuyorsunuz. Duygular bir en tepeye bir en aşağı iniyor. Kitap bittiğinde her satırdan edebiyata doymuş olarak ayrılıyorsunuz.

“Sevgiye inanmadığın doğru değil… Tersine öyle çok inanıyorsun ki, çevrendeki sevgi azlığından ve bu azıcık sevginin bile hiçbir zaman eksiksiz olamadığından deli gibi acı duyuyorsun.”

Kitabı o denli beğeni ile okudum ki neden daha farklı bir kapak değil diye düşündüm. Bu denli başarılı bir kitaba daha kendine has bir kapak çok yakışırdı bence. Çeviri de çok başarılı ve akıcıydı bana göre.

“Gözümün önünde uzun yas vadileri uzanıyor, gururun boş yere çiçek açtığı vadiler.”

Her daim açıp birkaç satır okuyacağım kitaplar arasına girdi bile Doğmamış Çocuğa Mektup. Mutlaka bakın derim.

Sevgilerle