7 Nisan 2017 Cuma

Milena'ya Mektuplar / Franz Kafka


“Vedalaşmıyorum. Bu bir veda değil, pusuda bekleyen yer çekimi beni tümüyle dibe çekmezse tabii. Ama sen yaşarken bu mümkün mü?”

Sanırım Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları bilmeyen yoktur. Dostlar arasında tanışan Milena ve Kafka yazılarını çevirmek üzere haberleşmeye karar verirler ve böyle başlar satırların arasında aşk fısıldanan efsanevi mektuplar. Milena’nın mektuplarını bilmiyoruz, bildiklerimiz Kafka’nınkiler. Öyle derin, sarsıcı, ilmek ilmek, acıyı da içine katan bir aşk ki bu. Kavuşulmayan, narin duygularla bezenmiş bir aşk bu. Öyle uzun uzadıya “Seni seviyorum”lar yok içinde, bu daha çok iki mutsuz ve çaresiz insanın birbirine şifa vermesi gibi. Çok derin, içten ve yalın.

“Dertlenmemin sebebi, zamanımı alacak olması, oysa benim zamana ihtiyacım var, bin kere fazla zamana, mümkünse tüm zamanlara ihtiyacım var, senin için, seni düşünmek için, sende nefes almak için."

Kafka’nın mektuplarını okurken zaman zaman Milena’nın yazdıklarına dair ipuçları yakalıyoruz. Kafka’nın gündelik hallerini, hayat koşturmasını, hastalığını ve duygularını okuyoruz. Kitapta mektupta yer alan Kafka’nın bir çizimine bile yer verilmiş. Akademisyen editörlüğünde çevrilen kitapta ayrıntılı kelime seçimleri ve dipnotlar var. Başta Milena’ya dair bilgiler, sonda ise Milena’nın birkaç mektubuna yer veriliyor.

Milena’ya Mektuplar yoğun, oldukça dolu bir eser. Çabucak okunup bitirilebilecek türde değil bence. O kadar hüzünlü bir aşk ki, okurken oldukça yoruyor, yıpratıyor ve üzüyor. Kafka’nın iç dünyasında yolculuğa ve bu efsanevi aşkla tanışmaya hazırsanız Milena’ya Mektuplar okuyucusunu bekliyor.

Sevgilerle

Feniçka / Lou Andreas Salome


Yazarın Arayışlar kitabını okuyalı çok olmadı ki hemen Feniçka’yı da edindim büyük bir hevesle. Aradığımı buldum mu diye merak ediyorsunuzdur. Sevdim mi sevdim ama bir Arayışlar değildi benim için maalesef.

Gizli bir aşk macerasına atılan Feniçka’nın bir erkek gözüyle izlenimleri, tespitleri yer alırken; bu ikilinin konuşmalarını irdelemelerle bezeli şekilde de okuyoruz. Bana göre bu kitabın bendeki talihsizliği Arayışlar sonrasında okumam oldu. Her iki kitap da benzer baş kadın karakterler içeriyordu ki, bir nevi Arayışlar’ın diyalog ve hikaye bakımından bir başka benzerini okuyor hissi oluşturdu bende. Bence Arayışlar, Feniçka’ya kıyasla her bakımdan çok daha başarılıydı.

Arayışlar’ı çok beğensem de Feniçka etki bakımından bu kitabın aşağısında kaldı maalesef benim için. Yine de karar sizin.


Sevgilerle

Kumarbaz / Fyodor Dostoyevski

Dostoyevski deyince bende akan sular duruyor. Yeraltından Notlar’ı o kadar beğenmiştim ki diğer kitaplarını da birer birer okumaya başladım. Kumarbaz, sevdiği kadın için kumar oynamaya başlayan ancak sonrasında bundan kopamayan bir adamın öyküsü. Kazanma kaybetme psikolojini öyle etkileyici bir şekilde kaleme almış ki yazar merakla okuyorsunuz. İlk yarıya kadar ağır ilerlese de son yarıda yokuş aşağı inmek gibiydi. Çeviri konusuna gelirsek oldukça akıcı ve yalın buldum. Gerekli kısımlarda da sayfa altlarına yerleştirilmiş notlar mevcuttu.

Dostoyevski’nin kalemini ve klasiklerde insan ruhunu keşfetmeyi sevenlerin beğeniyle okuyacağını düşündüğüm bir kitap. Yine de belirtmek de fayda var, benim için bir Yeraltından Notlar değildi. Sıradaki Dostoyevski kitabım İnsancıklar olacak sanırım. Sizin en sevdiğiniz Dostoyevski kitabı hangisi?

Sevgilerle

Doğmamış Çocuğa Mektup / Oriana Fallaci

“Nasıl öylesine gülebildiğini hiç anlamamışımdır; ama şimdi düşünüyorum da, herhalde çok ağlamışlığından olsa gerek… Yalnızca çok ağlamış olanlar yaşamı tüm güzelliği ile algılayabilir, keyifle gülebilir. Ağlamak kolay, gülmek güç. Sen de tez anlayacaksın bu gerçeği…”

İncecik bir kitaptı ama ne kadar da uzun okudum. Elim gitmediğinden değil, aksine o kadar durdum, düşündüm, satırlarının altını çizdim ki… Neredeyse tüm kitabım altı çizili satırlarla dolu, şimdi ben nasıl anlatsam bu kitabı size? Yazar yalnız bir kadının hamilelik sürecinde bebeğiyle konuşmalarını öyle içten, öyle etkileyici bir şekilde anlatıyor ki kayboluyorsunuz. Kitabın konusu itibari ile kadın okuyuculara yönelik olduğunu düşünmeyin, tüm yetişkinler için. Yazar hayata, kadına, erkeğe dair öyle bir beyin fırtınası yaptırıyor ki soluksuz okuyorsunuz. Duygular bir en tepeye bir en aşağı iniyor. Kitap bittiğinde her satırdan edebiyata doymuş olarak ayrılıyorsunuz.

“Sevgiye inanmadığın doğru değil… Tersine öyle çok inanıyorsun ki, çevrendeki sevgi azlığından ve bu azıcık sevginin bile hiçbir zaman eksiksiz olamadığından deli gibi acı duyuyorsun.”

Kitabı o denli beğeni ile okudum ki neden daha farklı bir kapak değil diye düşündüm. Bu denli başarılı bir kitaba daha kendine has bir kapak çok yakışırdı bence. Çeviri de çok başarılı ve akıcıydı bana göre.

“Gözümün önünde uzun yas vadileri uzanıyor, gururun boş yere çiçek açtığı vadiler.”

Her daim açıp birkaç satır okuyacağım kitaplar arasına girdi bile Doğmamış Çocuğa Mektup. Mutlaka bakın derim.

Sevgilerle

Kalbimin Peşinde / Courtney Walsh

Kağıttan Kalpler kitabını okumuş muydunuz? İşte tam da bu serinin devamı Kalbimin Peşinde. Aynı kasabada, bilindik karakterlerin sıcaklığı içinde geçen ancak seriye bağlı kalmadan da okunabilecek duygu dolu, sıcacık bir roman.

Her şeyi olan, mutlu, varlıklı ve evli bir kadındı Evelyn. Bir anda her şeyini kaybedip, evliliğinin yalanlar üzerine kurulu olduğunu anlayana dek. Hayata yeniden başlamak zorunda kalan bir kadının hayatı, aşkı ve kendini yeniden keşfetmesini anlatan kitapta hüzün, sevgi, şefkat ve güçlü bir şekilde ayakta kalışın dengeli bir harmanlanışını okuyorsunuz. Merak uyandırıcı, umut dolu, sevgiyle yoğrulmuş bahar tadında bir kitaptı. Yalın cümleleri ve sıkmadan ilerlemesi de su gibi okunmasını sağladı.

Hayatında değişim arayanların özellikle ilgisini çekeceğini düşündüğüm kitap; aile, aşk, dostluk, sevgi konularını bir arada okumayı sevenler için de çok hoş bir seçenek. Ayrıca başta da dediğim gibi ilk kitabı okumadıysanız bile sorun değil, tek başına da okuyabilirsiniz:)

Sevgiler

Kimsesiz Çocuk / Simon Lelic


Kimsesiz Çocuk, Feniks Yayınları’nın son dönemde çıkardığı yeni kitaplarından biri ve oldukça ilgi çekici bir konusu var. 12 yaşında bir çocuk başka bir çocuğu öldürür. Davayı üstlenen avukat olayın altında yatan yaşanmışlık ve psikolojik etmenleri araştırırken, toplumdaki pek çok farklı bakış açısını da ele alıyor kitap. Kitapta avukatın toplum, çocuk ve ailesi arasında kalması da konu edinirken; yaşamının baştan aşağı değişmesi de konu ediliyor. Kitabı merakla okusam da sonu biraz hızlı toparlanmış hissi verdi bana.

Kitabın psikolojik çözümlemeler ve polisiyeyi bir arada okumayı seven okuyucuların ilgisini çekebileceğini düşünüyorum.

Sevgilerle

Takvim Kızı / Mart / Audrey Carlan

Takvim Kızı serisini okuyanlar kimler? Ocak ve Şubat’ın ardından sıra Mart’taydı ve bilin bakalım neler neler oldu Mia’nın hikayesinde:)

( Takvim Kızı Ocak ve Şubat kitap incelemelerim blogda mevcut)

Yeni kapakları ile karşımıza çıkan seride Mia, bu ay nişanlı rolü oynayacaktı. İlk iki aydan sonra acaba kitabın konusu nasıl ilerleyecek derken bu ay işler oldukça karıştı ve kitap bolca sürprizliydi. Özellikle önceki kitaplardan tanıdığımız bazı karakterleri görmek çok hoştu ama tabi ki daha fazla ipucu vermeyeceğim:)

Okurken oldukça eğlendiğim ve bir günde çabucak bitirdiğim bu kitapların yetişkin içeriği barındırdığını da belirtmek gerek! Bu tarz eğlenceli, çabucak okunan, kısa bir mola niteliğinde kitapları seviyorsanız Takvim Kızı serisine bakabilirsiniz. Ayrıca kitaplar ciltli, benden söylemesi:)

Sevgilerle

2 Mart 2017 Perşembe

Arayışlar / Lou Andreas Salome

Nietzsche Ağladığında kitabıyla tanıştım ilk kez Lou Salome ile. O kadar güçlü, kendinden emin bir tarihi kişilikten bahsediliyordu ki mutlaka tanışmalıyım bu yazarla dedim. Arayışlar, yaşadığı gençlik aşkının ardından kendini keşfetmiş, ayakları üstünde duran, aşkın acısından sıyrılmış, çağını aşan bir kadın karakteri ele alıyor. Kısacık kitabı bir solukta okuyup nasıl etkilediğine şaşırıp kalırken edebi cümlelerin tadı ise damağımda kaldı.

Aşk kavramını da çokça sorgulayan kitapta alışageldiğimizden farklı bir ilerleme var. Baş kadın karakter ne istediğini bilen, ayakları yere sağlam basan biri olunca hikayenin nasıl ilerleyeceğini de merak ediyorsunuz. Karşılıklı diyaloglar ve iç konuşamaları ile de neredeyse her cümlede düşündürüp sorgulatıyor.

Farklı, anlamlı, özel ve mutlaka okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum Arayışlar’ın. Öyle ki yazarın Feniçka adlı kitabını da hemen aldım. Lou Salome’un kendine has kalemini okumayı ben çok sevdim, umarım siz de seversiniz.

Sevgiler

Boyalı Peçe / W. Somerset Maugham

Boyalı Peçe, hakkında övgü dolu sözler okuyup büyük merakla edindiğim bir modern klasikti. Bir noktaya kadar beklentimi karşılamakla birlikte son dönemeçte “keşke” dedirtti.

Aldatan bir kadın hikayesi olarak başlıyor aslında Boyalı Peçe. Sevmeden, ani bir karar ile evlenen Kitty, kocasını hiçbir zaman sevmez. Fırsatını yakalayınca da onu aldatmaktan çekinmez. Aşkı bulduğunu sanan uçarı Kitty’nin kocasını aldattığı ortaya çıkınca gelişen olaylar, gerçek hayat ve insanlara dair çok şey öğretecektir hem karakterlere hem de okuyucuya. Olaylar geliştikçe başladığından farklı bir çizgide ilerleyen kitap, ilginç karakterleri, yansıttığı hisler, olayların akışı ile bence oldukça farklı. Kitabı okurken yaşamı, neden niye deyip sorgularken bir yandan da karakterlerdeki değişimi ve romanın gidişatını büyük bir merakla takip ediyorsunuz. Ortalarda konu akışı hız kesse de son dönemeçte hızlanıyor. Buna rağmen kitaptan beklediğim sonu bulamayıp, keşke sonu daha farklı olsaydı derken buldum kendimi. Yine de oldukça ilginç ele alınmış, okuduğuma memnun olduğum modern klasikler arasında girdi bile.

Bu tarz kitaplar ilginizi çekiyorsa, bir solukta okuyup hayata dair yeni manzaraları seyredebileceğiniz bir modern klasik olan Boyalı Peçe’ye göz atabilirsiniz.

Sevgilerle

Nietzsche Ağladığında / Irvin D. Yalom

Hayatınızda iz bırakan kitapları sayın deseler mutlaka en başlarda yer alacak kitaplardan biri Nietzsche Ağladığında. Oysa o kadar uzun zaman kitaplıkta beklemişti ki beni. Puntolarının küçüklüğü biraz geri itmişti galiba beni –ki bence okumayı hayli zorlaştırıyor- ama o nasıl bir kitaptı öyle! Allak bullak etti beni, şaşırttı, yeni bakış açıları kattı, sersemletti, ters köşe yaptı, baş ağrıları yaşattı ve günlerce etkisinden çıkartamadı.

Bu yazıyı yazarken bile hala kitaptaki diyalogları hatırlayıp düşünüyorum. O kadar çok altı çizili cümlem oluştu ki. Akıcı bir kitap, çok merak uyandırıcı ama hepsinden öte çok dolu, yoğun, bilgiyle bezeli bir kitap. İçinde ne yok ki; felsefe, psikoloji, psikanaliz ve daha nicesi. Hepsi bir arada harmanlandığında ve karakterleriniz de dönemini aşan tarihi kimlikler olunca hem edebiyatın ve bilimin tadına vara vara doygunlukla okuyorsunuz hem de ara ara o dolulukla baş ağrıları içinde hazmetmeyi bekleyerek satırları sindiriyorsunuz. Breuer, Freud, Lou Salome ve Nietzsche! Hepsi bir arada bu kitapta. Her ne kadar kurgu olarak aynı hikayenin içinde bulunsalar da gerçeklik payı içeren kısımlar da var. Zaten yazar kitabın sonundaki bölümde kitaba ve tarihsel olaylara dair bir kısma yer vererek okuyucuyu kafasındaki soru işaretlerine dair bilgilendiriyor.

Konu ne diyorsunuz, Nietzsche Lou Salome’a aşık olmuş ancak istediği karşılığı bulamamış, derin bir ümitsizliğe kapılmıştır. Bunlardan dolayı kendini biraz da olsa sorumlu hisseden Lou Salome dönemin ünlü doktorlarından Breuer’den yardım ister. Bu şekilde bir araya gelen Breuer ve Nietzsche’nin hikayesinde bir süre sonra hasta ve doktor ilişkisi yer değiştirir. Çünkü Breuer’in de bir başka kadına saplantılı denecek hisleri vardır ve o da ümitsizlik içindedir. Kitap özellikle son yetmiş sayfasında adeta yokuştan düşer gibi bir hızla sizi çarparcasına, şaşırtıp ters köşe yapıyor. Üstelik bir kez de değil. Dikkatle ve sindire sindire okunan kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Üstelik yıllar içinde tekrar tekrar dönüp okunarak her seferinde yeni bir şeyleri keşfettirecek nitelikte olduğuna inanıyorum.

Okuyup bitirmem bir hayli zamanımı aldı, öyle ki çoğu kez durup düşündüm, dinlendim, sindirdim. Bu kitap için harcanan her dakika fazlasıyla değer, mutlaka ama mutlaka okuyacağınız kitaplar arasında olsun. Bu denli doyurucu ve etkileyici kitap zor bulunur, benden söylemesi.

Sevgilerle

Yıldız Gemisi /Melissa Landers

Uzay konulu bilimkurgu ve hatta distopik içerikli kitapları sever misiniz? Fikriniz ne bilmiyorum ama bu kitaba bayılacaksınız. Genellikle gençlere yönelik kitaplar çıkaran Go Kitap, bu kitapla çok geniş bir kitleye hitap edecek gibi çünkü konunun işlenişi, betimlemeler, kurgu, karakterler, kısacası her şey enfes.

Solara, yetim fakir ve suça bulaşmış. Hayatını yeniden kurmak için yeni bir galaksiye gitmek ister fakat bunun için okuldan tanıyıp hiç sevmediği zengin Doran’ın hizmetlisi olmak durumunda kalır fakat işler öyle karışır ki sonunda kim hizmetli belli değildir. Her şey kördüğüm olur çıkar.

Bir an bile hız kesmiyor kitap, o denli akıcı ve sürükleyici. Kurgusu çok ilgi çekici, her bir detay o kadar ustaca kurulmuş ki gerçekten uzayda seyahat ettiğinizi düşünüyorsunuz. Betimlemeler çok başarılı. Kitapta işlenen aşktan etkilenmemek mümkün değil, ince ince zamana dağılan, duyguların nasıl olgunlaştığını görür haliniz kesinlikle çok inandırıcı. Kitapta sadece esas karakterler değil yan karakterler bile çok ilgi çekici ve gereken değer vererek işlenmiş.

Sanırım kitabı ne kadar beğendiğimi fark etmişsinizdir. Bilimkurgu ve uzay gemisi seyahati meraklıları mutlaka baksın. Üstelik espiri dolu diyaloglara da bayılacaksınız, benden söylemesi:)

Sevgilerle

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu / Eleanor Coerr

Hiroşima’ya atılan atom bombası ve saçılan radyasyon. Sadako bu radyasyon sonucu lösemi olan on yaşında bir kız çocuğu. Rüzgar gibi koşarken günleri hastane odasında geçmeye başlıyor. Bir gün ise arkadaşı turna kuşlarının mucizesini anlatıyor ona. Bin tane turna kuşu yaparsa origamiden sağlığına kavuşacağını söylüyor. Yapıyor da büyük bir azimle Sadako, altı yüz kırk dört tane. Bin olmuyor ama, olamıyor.

Aslında on yaş ve üzeri olarak geçen bir çocuk kitabı gibi gözükse de belli bir yaş kitlesini aşan, yaşsız kitaplardan biri bana göre. Gerçek bir hikaye üstelik. Adına anıtı, turna kuşu katlama klubü olan, dünyada milyonlarca satmış kitaba sahip gerçek bir olay. Herkes Sadako’nun duygu, azim ve umut dolu hikayesiyle tanışmalı bence. Hem de hangi yaşta olursa olsun. Belki de bitirmeniz yarım saatinizi bile almayacakken etkisi çok uzun sürecek. Üstelik kitabın sonunda tarihi detaylar ve origamiden turna kuşunun yapımı da yer alıyor. Bu bilgilerin de düşünülüp yerleştirilmesi çok anlamlı olmuş.

Sadako, unutulmaz bir hikaye bence. Duygulanıp, etkilenmemek mümkün değil. Mutlaka ama mutlaka okumalısınız, hangi yaşta olursanız olsun…

Sevgiler

Pollyanna / Eleanor H. Porter


Çocukluğumuzun her şeyden bir mutluluk sebebi çıkaran kahramanı Pollyanna’yı kim hatırlamaz ki? Küçüklüğümde severek okuduğum bu kitabı yıllar sonra Büyüklere Masallar serisi ile tam metin olarak tekrar okurken hem anılara daldım, hem de Pollyanna’nın temiz kalbi ve çocuk masumiyeti ile bezendim.

Pollyanna ailesini kaybedince, hayattaki tek yakını olan teyzesinin yanına gönderilir. Sevginin ne olduğunu unutmuş teyzesine ve kasaba halkına her şeyden mutlu olmayı sağlayan “mutluluk oyunu”nu öğreten Pollyanna, fark etmeden o temiz çocuk yüreğiyle herkesin hayatında fark ve anlam katar.


Öncelikle kitabın sert kapaklı bez cildi, baskı kalitesi, kapak tasarımı ile insanı mutlu ettiğini söylemem gerek. Çeviri de çok akıcı, hikayenin kendi de aynı akıcılıkta olunca başlamamla bitirmem bir oldu kitabı. Takip edenleriniz bilir, Arkadya Yayınları Büyüklere Masallar serisini Heidi ve Heidi Büyüyor kitapları ile başlatmıştı (yazısı için tıklayınız) Bu tarz nostaljik, geçmişle şimdiyi bağlayan fikirlere bayılıyorum ben. Bu seriyi sadece çocuk kitabı olarak değil, her yaştan insanın ve hatta ailelerin çocuklarıyla birlikte okuyup paylaşımda bulunabileceği duygusal, umut ve mutluluk dolu kitaplar olarak görmek gerektiğine inanıyorum.


Pollyanna kesinlikle tavsiye edeceğim, her ailenin kitaplığında bulunması gerektiğine inandığım yaşsız kitaplardan. Umarım siz de benim kadar sever, anılarda keyifli bir yolculuk yaparsınız.


Sevgilerle

İpeği İşleyen Kız / Kelli Estes

Çinli gencecik bir kızın ailesiyle birlikte doğup büyüdüğü topraklardan ayrılması istenir bir gün. Ne olduğunu anlayamadan tüm hayatını ve sevdiklerini geride bırakırken, yepyeni bir hayat da Mei’i bekliyor olacaktır. Acı dolu fakat yılmayan bir umudun hikayesi İpeği İşleyen Kız. Üstelik gerçek olaylardan esinlenerek oluşturulmuş bir roman.

Çok akıcı, yalın bir dile sahip kitap çabucak okunan türden. Duygusal yönü çok etkileyici, özellikle kitabın sonunda yazarın notu ve röportajı sayesinde yaşanan olaylar ve kurgunun çıkış noktasıyla ilgili bilgi sahibi oluyorsunuz. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bunu hiç hissetmiyorsunuz, zira yazarın röportajında da belirttiği ve okurken hissettiğiniz üzere kitap için bir hayli araştırma ve ön hazırlık yapılmış.

Kitap geçmiş ve şimdiki zaman olarak iki farklı öyküde ilerliyor, nihayetinde de birbirine bağlanıyorlar. Bu tarz pek çok kitap olsa da konu itibariyle bir hayli farklı olduğunu düşündüğüm romanın, duygusal ve tarihi kitaplardan hoşlanan okuyuculara hitap edeceğini düşünüyorum.

Sevgilerle

9 Ocak 2017 Pazartesi

Sürgün Çocuklar / Margaret Peterson Haddix

Fantastik hatta biraz da distopya niteliğindeki kitapları sever misiniz? Eh bir de uzaylılar var tabi işin içinde. İşte Sürgün Çocuklar böyle bir serinin ilk kitabı. Başlarda olaylar biraz durgun ilerliyor gibi gözükse de sonradan hareketlenen kitabın türleri içinde ilginç bir çıkış noktası yakaladığını düşünüyorum.

Konusuna gelirsek en büyükleri 12 yaşında olan çocuklar yıllar önce güvenlikleri için ailelerinin yanından alınıp Fredkent adı verilen yere getirilip Fred anne ve babalarla büyütülürler. Bir gün ise artık gerçek anne babalarının yanına gönderilecekleri söylenen çocukları yepyeni, alışık olmadıkları bir hayat bekliyordur. Doğru bildikleri şeyler üstlerine çökerken çocukların yüzleşmesi gereken gerçekler vardır.

Özellikle fantastik sever gençlerin ilgisini çekeceğini düşündüğüm kitabın kapağının da kitapla bağlantılı olarak tasarlanması çok hoş olmuş. Bu tarz kitapları okumayı seviyorsanız bir bakabilirsiniz bence.

Tess ve Q Dönüşüm / Pepper Winters

Tess ve Q geri döndü! Serinin ilk kitabı Tess’in Gözyaşları’nın devam kitabı uzun bir aradan sonra okuyucularıyla buluştu. İlk kitapta Tess ve Q mutlu sona ulaşmış gibi görünse de işlerin ne kadar karıştığını bu kitapta görüyoruz. Meğer her şey daha yeni başlıyormuş!

Bu kitap serinin ilk kitabına göre kurguyu ve karakterleri daha derinlemesine oturtuyor. Oldukça hareketli bir giriş yapan kitap, oldukça akıcıydı. Serinin ikinci kitabının sonuna gelirken yazarın üçüncü bir kitabın daha müjdesini verdiğini anlıyoruz. Serinin yetişkinlere yönelik olduğunu da belirtmek gerek.

İlk kitaptakinden çok daha farklı bir Q ile tanışacağınız bu kitapta tahminleriniz bile zorlanırken Tess ve Q’nun aşkının sınanmasını okuyacaksınız. Kısacası seri hız kesmeden, aksine kurgusunu daha da sağlamlaştırarak devam ediyor. Serinin okuyucularına duyurulur.

Başarının Perde Arkası / Metin Sığırtmaç


Kişisel gelişim kitaplarını sever misiniz? Başarının Perde Arkası da bu türde bir kitap aslında ama bir farkla. Kitap gayrimenkul konularını ele alırken, bu alanda başarılı olmak isteyenlere de yol gösteriyor.

Kitap çok anlamlı bir önsözle başlıyor. Yazar kendi hayatından kesitler sunduğu bu bölümden sonra, adım adım başarı olmanın yollarını anlatıyor. Bol bol özlü sözlere yer verilen kitapta, dilin akıcı ve anlaşılır olduğunu belirtmekte fayda var.

Bu tarz konularla ilgileniyor ve bununla ilgili bir kitabın arayışındaysanız Başarının Perde Arkası’na bakabilirsiniz.

Uğultulu Tepeler / Emily Bronte


Aşkın ve nefretin kitabı deseler Uğultulu Tepeler’i söylerdim sanırım. O kadar yoğun, buram buram bir aşk ve nefret birleşimi var ki kitapta. Nesiller geçiyor ama bitmiyor. Catherine ve Heathcliff’in aşkı asla küllenmiyor.

O kadar yoğun bir konu akışı var ki kitapta, okurken bir an bile sıkılmıyorsunuz. Bununla birlikte hepinizin merak ettiği üzere çeviri çok başarılı, akıcı, anlaşılır ve güncel. Bez ciltli sert kapaklı tasarımın güzelliğine de ayrıca değinmek gerek.

Catherine ve Heatcliff, kitabın esas karakterleri fakat hiç öyle alışageldik esas oğlan ya da kız karakterleri değiller. İkisi de coşkun, ele avuca sığmaz, içinde iyilik ve kötülüğün karıştığı, bencil ve kibirli karakterler aslında. İmkansız bir hale gelen aşka tutulan bu iki kişi aşkları, kin ve nefretleri ile alevlenen, başkalarının hayatlarını da sonsuza dek etkileyen bitmek bilmez bir hikayenin kahramanı oluyorlar. Kitaptaki her bir karakter özenle oluşturulmuş gibi. Hepsinin üzerine ayrı bir roman yazılabilir adeta. Tüm duygular zirveyi yaşıyor adeta Uğultulu Tepeler’de. O kadar çarpıcı ve sarsıcı.

Klasiklerden ve akıcı olmayacağından çekinenler için şahane bir eser olduğunu düşünüyorum Uğultulu Tepeler’in. Bir an bile sıkılacağınızı düşünmüyorum. O denli sürükleyici. Kesinlikle tavsiyemdir.

Vadideki Zambak / Honore De Balzac


Balzac denince muhtemelen aklınıza Vadideki Zambak gelecektir. İç dünyasında yapayalnız, umutsuz ve mutsuz bir evliliğe saplanıp kalmış bir kadını anlatıyor bu klasik. Sadece onu da değil. Ailesi tarafından hiç sevgi görmemiş ama bu kadını görür görmez ölümsüz bir aşkla bağlanmış bir delikanlıyı ve onların sessiz aşkını da anlatıyor kitap.

Bu zor aşkı ele alan kitap, yoğun betimlemeler ile ara ara hayli yorucu olsa da okuyucu için gerçekten nakış gibi işlenmiş. Özellikle öyle zarif anlatımlı bir aşk ki içindeki, açıkça dile gelememiş her şeyin kitabın sonunda yoğun bir şekilde ele alınması çarpıcı bir son sağlamış.

Klasiklerdeki tedirginlik genelde çeviridir. Koridor Yayınları bez ciltlerle bastığı bu klasikte gerçekten hem baskı hem de çeviri anlamında çok iyi bir iş çıkarmış. Çeviri güncel, akıcı ve anlaşılır.

Yoğun edebi tadından dolayı klasik okumayı severlere sona bırakmalarını söyleyebileceğim bir eser Vadideki Zambak, fakat bir gün mutlaka da okunmalı.

Takvim Kızı/ Ocak ve Şubat / Audrey Carlan


Arkadya Bitter, yepyeni bir seri çıkardı, Takvim Kızı. Her ay yeni maceralarıyla karşımıza çıkacak olan serideki esas kızımız Mia. Hastanede olan babasının borçlarını ödemek zorunda kalan Mia, her ay farklı bir erkeğe eşlik edecektir. Konusunu okuduğumda sadece aşk teması üzerine eğileceğini düşünsem de çok daha yoğun ve duygulu bir seri ile karşılaştığımı anladım. Üstelik iki kitabı da ara veremeden ardı ardına okudum. Ne denli akıcı olduğunu siz düşünün.

Ocak ayında Mia, yeni hayatına alışmaya çalışırken yakışıklı, varlıklı ve romantik Wes ile tanışır. Tabi ki sonundan size bahsetmeyeceğim ama şubat ayına geldiğimizde bu sefer bir ressamın yanında buluyoruz Mia’yı. Her satırla birlikte Mia’nın hayatına, geçmişine ve karakterine dair ipuçları da yakalıyoruz. Bu şekilde kitabın derinliği ve duygusal yoğunluğu da artıyor. Sadece komik, hareketli ve yaramaz bir seri değil bu, ayrıca duygusal, hüzünlü ve hatta dram öğeleri içeren bir seri. Kitabın yetişkin içerikli olduğunu da belirtmem gerek.

Söylemeden geçemeyeceğim, kapakların tasarımı, ciltli yapısı, baskı kalitesi gerçekten mükemmel. Her ay değişen kapaklar kendi içinde de tasarım olarak bir bütünlük içeriyor.

Bitter tadında aşk romanlarını seviyorsanız bu seri gerçekten hem oldukça farklı hem de çok sürükleyici. Başlayınca nasıl bitirdiğinizi anlayamayacaksınız.

Sen Bunu Okuduğunda Ben Ölmüş Olacağım / Julie Anne Peters


“Kelimeler öldürür.”

15 yaşındaki Daelyn, hayatı boyunca akranlarının türlü zorbalıklarına maruz kalır. Nihayetinde insanlara karşı güvenini ve hayata karşı umudunu tüketip intihar etmeye karar verir. Daha önce de defalarca kez intiharı denemiş olan genç kız bu sefer kararını aldığı intiharının günlerini sayarken yeni başladığı lisesinin önünde her gün onu bekleyen tuhaf bir gençle tanışır. Hem çok farklı hem de fazlasıyla benzerdirler aslında. Acaba Santana, Daelyn’in kabuğunu kırıp onun yeniden hayata tutunmasını sağlayabilecek midir?

“Hiçbir şeyim. Hiç kimseyim. Yokum.”

Eğer daha önce Konuş Benimle ve Komik Bir Hikaye kitaplarını okuyup beğendiyseniz bu kitabı da büyük bir ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum. Depresyon, akran zorbalığı  gibi konuları ele alan kitabın verdiği mesajlar ile yediden yetmişe çok geniş bir kitleye hitap edebileceğini düşünüyorum. Çok akıcı ve çabucak bitiyor. Bununla beraber kapağını o kadar beğendim ki sanırım son zamanlarda en beğendiğim tasarım oldu. Üstelik kapak dokulu da bir yapıya sahip ve her zamanki gibi mıknatıslı.

“İnsanların bana söylediği bütün kötü şeyleri hatırlıyorum. Tombik. Şişko. Sulu göz. Şişko sulu göz… ben de acılarımı yiyerek dindirdim. Sonra da acılar beni yedi.”

İlgiyle okuyup bir günde bitirdiğim, dopdolu ve anlamlı bir kitaptı. Siz de bu tarz kitapları okumakla ilgileniyorsanız bu yepyeni kitaba bakabilirsiniz.

Tatar Çölü / Dino Buzzati


Denir ki insanlar ikiye ayrılırmış, Tatar Çölü’nü okuyanlar ve okumayanlar olarak. Ben artık okuyanların gözünden bakan biri olarak diyorum ki mutlaka okunmalı bu eser. Öyle çarpıcı, durağanlığının içinde öyle sarsıcı ki. Tatar Çölü’nün sonsuzluğuna bakarken, gelmeyen bir umudu beklerken geçen bir ömrü okurken kendini sorguluyor aslında insan.

Bastiani Kalesi’ne tayini çıkan Giovanni ile başlar kitap. Gençliğinin başında nice umutlarla görev yerine giden Giovanni hayalindeki kahramanlığı yaşamayı umut ederken, ha bugün ha yarın umuduyla ömrünü bir umudun sonsuzluğunda harcar Bastiani Kalesi’nde. Her şeyi ıskalar, her şeye geç kalır. Ne var ki bunu fark edebilmesi bir ömrünü alır.

İnsanı hayata dair sorgulatan, farklı bakış açıları oluşturan, okuduktan sonra uzun uzun düşündüren, yoğun anlamlar içeren, dopdolu bir eser Tatar Çölü. Övgüleri fazlasıyla hak ederken, adeta kollarımızdan tutup silkeleyerek hayatımıza, yaşantımıza bir kere daha dönüp bakmamızı sağlıyor. Bu çok özel eseri, mutlaka ama mutlaka okumalısınız.