31 Ekim 2016 Pazartesi

Düşündüğümüz Şeyleri Neden Düşünürüz / Alain Stephen


"Mutlu olmak için bir ömür boyu çalışmak gerekir, çünkü tek bir kırlangıçla bahar gelmez."
-Aristoteles-

Felsefe kitaplarını sever misiniz? Ben bayılırım. Nemesis Kitap'ın yepyeni kitabı felsefe üzerine, pek çoğumuzun aklına düşen soruları tarihin büyük filozoflarının fikir ve bakış açılarını ele alarak yanıtlıyor.

"İyimserlik, sefil durumdayken her şeyin yolunda olduğunda ısrar etme deliliğidir."
-Voltaire-

Kitap sert kapakla ve iyi bir baskı kalitesi ile çıkmış. Sayfa tasarımını da çok sevdim. Alıntılara yer veren, bunu da kalın puntolarla metinden ayrı bir şekilde yaparak göze hoş gelen bir tasarımla vermesi çok hoş. Ayrıca çerçeve içinde enteresan olaylara ve filozofların hayatlarından kesitlere de yer veriliyor kitapta.

Kitap bölümler halinde, sorulara cevaplar halinde ilerliyor. Belirtmekte fayda var ki, kitap ince olmasına rağmen oldukça yoğun bilgi içeriğine ve felsefeye dair terimlere sahip. Felsefeye dair ön bilgisi olmayanlar kitaptan keyif almakta ve atmosferine girmekte zorlanabilirler.

Merak edenler için "Mutluluk nedir?", "Sevmek, sevilmekten daha mı iyidir?", "Bardağın yarısı dolu mu, yoksa boş mu?" kitabın cevapladığı sorulardan yalnızca bazıları. İlgi çekiciler değil mi? :)

Felsefeye bayılıyor, farklı bakış açılarını okumayı seviyor ve felsefeye dair ön bilgiye de sahibim diyorsanız meraklısına felsefe sunan bu kitabı oldukça seveceğinizi düşünüyorum.

Sevgilerle

Buradayım / Clelie Avit


"İçi darmadağın bir çanta gibi hissediyorum kendimi. Bir dolu şeyin iç içe geçtiği bir çanta."

Elsa, geçirdiği bir kar kazası sonucu beş aydır hastanede komada olan bir genç kızdır. Aynı hastaneye kız kardeşi için gelen Thibault kardeşinin sebep olduğu kaza yüzünden kardeşiyle konuşmayı reddederken kendini Elsa'nın odasında bulur. O andan sonra komadaki bu genç kızla arasında garip bir bağ oluşurken Elsa'nın etrafındaki tüm sesleri duyup, Thibault'un sesiyle yaşama tutunma gücünü kendinde bulması mucize gibidir. Oysa Elsa'yı kötü bir haber bekliyordur, fişini çekmek için gün saydıkları gerçeği...

"Bırakalım aramızdan biri hala becerebiliyorken hayal kurmaya devam etsin."



Daha en başından çok sade, yalın, ve akıcı cümleleri var kitabın. Öylece okurken sayfalar nasıl akıp gidiyor anlamıyorsunuz. Bir Elsa'nın ağzından, bir Thibault'un ağzından anlatılıyor olaylar. İkisi hem çok farklı hem de bir o kadar benzer karakterler aslında. İkisi de hayata daha sıkı tutunmak için bir arayış içindeler. Birbirlerine can simidi gibi sarılırken umutları kuvvetleniyor. Bu yalınlığın içindeki sıcaklık iyi geliyor okurken insana. Bir umudun yeşermesinin verdiği hissi seviyor insan.

"Üşüyorum... Hava soğuk olduğundan değil, şu halimde bana sarılıp beni teselli edecek bir kucak olmadığı için üşüyorum."

Bu kadar sade cümleleriyle nasıl oldu bilmiyorum ama kendimi kitaba kapılmış ve meraktan dayanamaz halde okurken buldum kendimi. Sizler de kolay okunur ama bir o kadar da yalınlığı içinde etkileyici ve kalbe dokunur bir kitap arıyorsanız Buradayım'a bakabilirsiniz.

Sevgilerle

Komik Bir Hikaye / Ned Vizzini


"Beynim artık düşünmek istemiyordu. Birden bire yapmak istemeye başlamıştı."

Craig, çok iyi bir liseye kabul görmüş ancak daha okula başlar başlamaz ağır sorumluluk ve beklentilerin altında ezilmiş on beş yaşında bir çocuktur. Hayat, okul, gelecek kaygısı ve karşı cinsle ilişkilerinin gittikçe farklılaşan dokusu altında ezilen, değişen ve denge sağlamakta zorlanan Craig kendini depresyonda ve hastanede bulur. Peki Craig, her şeyi yoluna sokup hayatına devam etmeyi başarabilecek midir?

"Beynim nereye gitmişti bilmiyordum. Bir noktada ayarı bozulmuştu. Başa çıkamadığı, saçma sapan birtakım şeylere takılmıştı."

En öz haliyle depresyonu, kaybolmuşluğu ve kendini arayışı anlatıyor kitap. Başta karmaşık gibi gelen bir girişle başlasa da her şeyin nasıl bu noktaya geldiğini baştan anlatmaya başlıyor esas karakterimiz bizlere. Özellikle gençlere hitap etmeyi hedefleyen kitabın, depresyon, kaygı, kendi içinde kaybolmuşluk konularını geniş bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekecek nitelikte ele aldığını düşünüyorum. Dili ise yalın ve çabucak okunabiliyor.

Özellikle kitabın kapağına değinmek istiyorum. Beyin haritaları çizmeyi çok seven Craig'e çok hoş bir bağlantı sağlanmış ki, kitapla kapak arasında kurulan anlam bütünlüğünü çok beğendim.

Kendini kaybolmuş hisseden, çıkış yolu arayan, toparlanmak için bir sebep arayanların başarıyla resmedildiği bu kitabın sade ve akıcı diliyle bu tarz konuları seven okuyucuların ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Sevgilerimle

27 Ekim 2016 Perşembe

TÜYAP Kitap Fuarı Dilek Listem

Merhabalar:)

Nasılsınız? Umarım siz de benim gibi TÜYAP'taki İstanbul Kitap Fuarı'nı her sene olduğu gibi bu yıl da dört gözle bekliyorsunuzdur. Ben gün sayıyorum desem abartı olmaz sanırım:) Bilmeyenler için fuar bu yıl 12-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek. Ulaşım için metrobüs ile Beylikdüzü son durakta inerek kolayca fuara ulaşabilirsiniz.

Ben bu liste işini hep yapıyorum. Neden mi? Çünkü zaman kazandırıyor. İçerisi hayli kalabalık ve büyük olunca insan nereye bakacağını şaşırıyor, en azından ben şaşırıyorum. Şeker peşinde koşan çocuk gibi o stanttan diğerine yuvarlanmam çok da zor değil:) Unutmadan girişte edineceğiniz bir fuar alanı haritası can simidiniz olacaktır, o kadar stant ve salon arasında yönünü kaybeden bir tek ben olamam, değil mi? :)

Şimdi gelelim fuar için kitap dilek listeme. Ben bu listeye çok da sadık kalmıyorum aslında, bazen indirimi yeterli bulmuyorum, bazen de inceleyince sevemiyorum.Yine de seviyorum işte liste yapmayı:)

1) Tatar Çölü / Dino Buzzati

Çok uzun zamandır aklımda olan, hakkında çok övgü duyduğum bir eser. Daha fazla geç kalmadan edinmeli diye düşünüyorum. Hatta yazarın Tanrıyı Gören Köpek ve Bir Aşk kitaplarını da mı alsam diye düşündüysem de önce yazarın dili ile tanışayım sonra karar veririm dedim.

2) Dar Kapı / Andre Gide

Pastoral Senfoni ile tanıştım Gide'ın kalemi ile. Kısacık bir kitap olmasına rağmen kurgusu ve özellikle çarpıcı sonu ile beni çok şaşırtmıştı. Dar Kapı da yazarın adını duyurmuş eserlerinden biri, merakla listemde.

3) Ermiş / Halil Cibran

Çoktandır merak edip fuara beklettiğim bir eser, kesin alınacak!

4) Arayışlar / Lou Andreas-Salome

Salome, hatırladınız mı bu ismi? Nietzsche Ağladığında eserindeki Salome. Çok çok merak ettiğimi söylemem gerek.

5) Üç Kız Kardeş / Anton Pavloviç Çehov

6) Vişne Bahçesi / Anton Pavloviç Çehov

7) Martin Eden / Jack London

Modern klasikleri okudukça daha çok okuma isteği uyanıyor bende. Bu üçü de dikkatimi çekenler.

8) Masallar / La Fontaine

9) Seçme Masallar / Hans Christian Andersen

Masallara ayrı bir merakım var:)

10) Önemsiz Bir Kadın / Oscar Wilde

11) Madam Bovary / Gustave Flaubert

Ölümsüz klasiklerden de bu ikisini aldım listeme. Listedeki pek çok yazarı ilk kez okuyacağım için ayrı bir heyecan duyuyorum. Çünkü her karşılaşma ya ilk kitapta veda, ya da tüm eserlerini okumak için bir başlangıç oluyor. Dileğimiz ikinci seçenek tabi:)

12) Aşk Cephesi / Tessa Dare

13) Aldatılan Kadının İntikamı / Tracy Bloom

Öhöm öhöm tabi ki listeye birkaç tane romantik kitap da yazmak gerekti:D İlki tarihi aşk romanı, diğeriyse modern zaman:)

14) Aşk Dersleri / Alain De Botton

Modern zamanın aşk ve ilişki kavramını sorgulayan kitap, farklı yazım tarzı ve bir ilişkideki aşamalar boyunca yaptığı tespitler ile listeme giriverdi.

Aslında aklımda başka kitaplar da var, hatta fuara kadar yenileri de eklenecektir muhtemelen ama şimdilik durum bu. Umarım benim listem sizlere de yardımcı olur. Peki siz neler almayı düşünüyorsunuz? Bana önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Sevgilerle

Aşk ve Gurur / Jane Austen / Koridor Yayınları

"Varlıklı ve bekar bir erkeğin kendisine er ya da geç bir eş seçmek zorunda olduğu, herkes tarafından tartışmasız olarak kabul edilen bir gerçektir."

Aşk ve Gurur ya da Gurur ve Önyargı. Sanırım Jane Austen'ın bu ölümsüz eserini duymayan kalmamıştır. O kadar bilindik bir eser ki kaç tane yayınevi tarafından çevirisinin yapılıp basıldığını bilemiyorum. Son dönemde ise Koridor Yayınları çevirdi Aşk ve Gurur'u ve bez ciltli gerçekten tasarımına hayran kaldığım bir kapakla okuyucuları ile buluşturdu. İlk kez yıllar önce okuduğum eseri, aylar önce de Martı Yayınları'ndan okumuştum. Bu seferki ise Koridor Yayınları'nın bu iddialı yeni baskısından oldu. Pek çok okuyucunun farklı yayınevleri tarafından basılmış dünya klasikleri konusunda hangisini seçecekleri konusunda kafasının karıştığını tahmin edebiliyorum. Bu yüzden bu yazımda kitabı çeviri ve baskı özellikleri bakımından değerlendirmeye çalışacağım.

Kitabın incelemesini içerik ve konu bakımından daha önce yazmıştım.

Aşk ve Gurur kitap incelemem için tıklayınız

Öncelikle kitabın baskı kalitesi, bez ciltli sert kapağı bugüne kadar gördüğüm diğerlerinin önüne geçtiğini düşünüyorum. Kitabın çok yüksek bir albenisi var bu kesin! Dünya klasiklerinin ölümsüz eserler olduğu düşünülürse hak ettikleri baskı kalitesinde olmaları beni mutlu ediyor. Unutmadan puntosu da gayet iyi:)

"Kendime karşı koyabilmek için boşuna mücadele ettim. Ama başaramadım. Duygularımı bastırmam mümkün değil. Size ne kadar hayran olduğumu ve sizi ne kadar sevdiğimi söylememe lütfen izin verin."

Gelelim pek çoğumuzun merak ettiği tercüme kısmına. Klasiklerde en belirleyici unsur elbette çeviri oluyor, çünkü kötü bir tercüme eserin değerini yeterince yansıtamadığı gibi okuyucuyu da eserden ve hatta uzun vadede klasik okumaktan soğutabiliyor. Aylar önce okuduğum Martı Yayınları'nın çevirisinden pek memnun kalmamıştım. Açık ve anlaşılır gelmemişti bana. Koridor Yayınları'nın çevirisi ise gayet anlaşılır ve akıcı. Eserin dili oldukça günlük, neredeyse bilmediğimiz, bugünlerde kullanmadığımız kelimeler yok denecek kadar az. Bu noktada kitabın tercih edilebilirliği bence ikiye ayrılıyor. Eğer öyle bir tercüme okuyayım ki dili su gibi aksın, anlamını bilmediğim kelimelerle yorulmayayım diyorsanız Koridor Yayınları çeviri tam sizlik! "Yok hayır, ben kitabın anlatıldığı o eski dönemi diliyle de daha iyi hissetmek istiyorum, çeviri o kadar da gündelik olmasın" diyorsanız kitabı önce diğer yayınevlerinin baskıları ile karşılaştırıp öyle edinmenizi öneririm. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise, ara ara geçen, bugünlerde pek kullanılmayan kelimelerle gündelik dilin birbirine karışıp, eserin geçtiği dönem olarak kafamı karıştıran yapısıydı. Örneğin bir yerde "yılışık" kelimesini okurken, başka bir yerde "vahamet, isnat etmek, mazhar olmak" kelimeleriyle karşılaşmak biraz garip hissettirdi.

"Tedirginliğinden ve kaygısından söz ediyordu ama yüzünde kendisini tam anlamıyla güvende hissettiğinden süphe duymadığını gösteren bir ifade vardı. Bu, Elizabeth'i sadece daha da fazla öfkelendirmeye yaradı."

Son olarak, eseri özgün dilinden okumadığım için çeviriyi sadece akıcılık, anlaşılırlık ve dönem dokusunun dilini hayal eden bir okuyucu olarak okuyup yorumladığımı belirtmek isterim. Bu bakımdan henüz ilk baskısını yapmış bu çevirinin yeni baskılarında bir kez daha gözden geçirilerek özenli çalışmalarını daha da başarılı hale getireceklerine inanıyorum.

Sevgilerle

23 Ekim 2016 Pazar

Ol Der ve Olur / Tuğçe Işınsu

"Dileğin henüz olmadıysa hala olma şansı var demektir..."

Her gün aynı değiliz, hayat koşturmacası içinde stres, üzüntü ve hayal kırıklıkları ile boğuşmak zorunda kalabiliyoruz. Böyle zamanlarda insan kendini daha iyi hissettirecek, olaylara yeni bakış açılarıyla yaklaşmasını sağlayacak kitaplar arayabiliyor. Tuğçe Işınsu'nun Ol Der ve Olur kitabı bu arayıştaki okuyuculara yardımcı olacak, altını çizmekten yorulacağınız satırlarla dolu yepyeni bir kitap.

"Senin olan her şey seni bulacak..."

Öyle bir kitap hazırlanmış ki içinde hem sohbet havasında altı çizilesi farkındalık yaratan cümleler, hem spiritüel enerji, hem de dini öğeler mevcut. Tüm bu öğeler tek bir kitapta oldukça dengeli bir dağılımla yer alıyor. Kitap bölümler halinde ilerlerken benim en çok sevdiğim kısımlar buradaki alıntılarda da yer verdiğim gibi kısa ve net cümlelerden oluşan adeta hep bildiğiniz ama farkına yeni vardığımız kısımlardı.

"Seni kimse üzemez, sen üzülmeyi seçersin kendini buna layık görürsün."

Kişinin kendi değerini fark etmesini, olaylara belki de saplandığımız bakış açılarından kurtularak daha farklı bir bakış açısından bakmamızı sağlayan kitap kesinlikle kişinin kendini daha mutlu, kendinden emin ve güçlü hissetmesini sağlıyor.

"...geçmiş kaçmamız için değildir, yüzleşmemiz içindir."

Benim kitabımdaki altı çizili cümlelerin sayısını bilmiyorum, o kadar çoklar. Ara ara tekrar açıp okumak isteyeceğim, özellikle keyifsiz ve üzgün anlarda elimizin gideceği nitelikte bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabi ki her kitapta olduğu gibi bu kitapta da daha az ve daha çok sevdiğim bölümler oldu, buna rağmen kitabın genel anlamda olumlu hissettiren ve moral verici nitelikte olduğunu düşünüyorum.

"Değerinden fazlasını verdiğin herkes bu yükü taşıyamaz seni pişman eder."

"Hayırsız kişileri yaşamlarımıza davet etmeyi pek seviyoruz hele onlara aşık olduğumuza inanmayı daha çok! Bunun iç yüzü: değersizlik hissi..."

"Kimi neyle incittin... Sen de aynı yerden sınanırsın..."

Kişisel gelişim kitapları ile ilgileniyor ya da kendinizi daha güçlü ve kendinden emin hissetmek istediğiniz bir dönemden geçiyorsanız Ol Der ve Olur'a göz atabilirsiniz. Altını çizeceğiniz çok fazla satır olacağına eminim.

Sevgilerle

Satranç / Stefan Zweig / Koridor Yayınları

"...dünyada hiçbir şey hiçlik kadar büyük bir baskı yapmaz insan ruhunda."

Satranç, Stefan Zweig'in önceden okuduğum bir eseriydi. Eseri o kadar başarılı bulmuştum ki ardı ardına diğer eserlerini de okumaya başladım. Pek çok kişi de benim gibi yazarın neredeyse en çok bilinen kitabı olan Satranç'ı çok sevmiş olacak ki pek çok yayınevi tarafından basıldığını görüyoruz. Bu yayınevlerinden sonuncusu da Koridor Yayınları oldu ve ben eseri ikinci kez bir de bu çeviriden okudum.

Bu yazımda kitabı daha önce incelediğim için Koridor Yayınları'nın çeviri ve baskı özelliklerini yorumlayacağım.

Satranç kitap incelemem için tıklayınız

Eseri daha önce Can Yayınları'ndan okumuş çeviriyi de gayet akıcı ve başarılı bulmuştum fakat belirtmekte fayda var ki eserin aslı Almanca ve ben bu dili bilmiyorum. Haliyle sadece eserin anlaşılırlık ve akıcılığına göre çeviriyi başarılı bulduğumu ifade edebilirim. Diğer yandan Koridor Yayınları'nın çevirisinin de akıcı ve üzerinde çalışılmış olduğuna inanıyorum fakat ilk kez basılan eserlerde eksiklikler olasıdır ki çeviride iyileşmeler gerektiğine inanıyorum. Neden mi? Eseri okurken bir anda "tahayyül, monomanik, dehleyip durmak, lök gibi oturmak" vb kelimelerle karşılaşmak kitaptan kopuşlar yaşamama neden oldu. Bunda da kimi kelimelerin günümüzde daha az kullanılırken, kimilerinin de fazlasıyla modern zamana ait oluşu ve bunun da kitabın dilinde bir zaman karmaşası yaratması etkili oldu. Kullanılan kimi deyimlerin de eserin zarifliğini incittiğini düşünüyorum. Bu noktada neden daha anlaşılır ve kitabın dokusuna daha iyi uyan kelimeler olmasın ki diye düşünmeden edemedim. Tüm bunlardan sonuçla çeviri kötü müydü? Bence hayır ama değişikliklere ve gözden geçirilmeye ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

"Bir şey olmasını bekliyordum, sabahtan akşama kadar ve hiçbir şey olmuyordu."

Koridor Yayınları'ndan çıkan Satranç'ı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise bez ciltle, çok kaliteli bir baskı halinde okuyuculara sunulmuş olması. Klasiklerin adeta ölümsüz eserler olduğu düşünüldüğünde hak ettiği değeri nihayet bulmuş gibi görünüyor.

Çeviri yüzünden pek çok insanın klasiklerden çekindiği bir gerçekken Koridor Yayınları'nın çeviride güncellemeler yaparak baskı kalitesi ile ön plana çıkan kitabıyla klasikler arasında hoş bir seçenek olacağına inanıyorum. Meraklısı için aynı yayınevinden yine bez ciltle çıkan Jane Austen'ın Aşk ve Gurur'u ile Charles Dicken'in İki Şehrin Hikayesi kitapları da mevcut. Okuyunca onlarla ilgili de yorumlarımı paylaşacağım.

Sevgilerle

17 Ekim 2016 Pazartesi

Tiffany'de Kahvaltı / Truman Capote

Bir kitaba çok hevesle başlayıp elinizde süründüğü oldu mu? Kesin olmuştur. İşte Tiffany'de Kahvaltı benim için tam da buydu. Maalesef tam bir hayal kırıklığı!

Belki kitabından belki  filminden aşinasınız Tiffany'de Kahvaltı adına. Övgüler üstüne övgüler alırken benim de merak etmemem olanaksızdı. Büyük bir hevesle aldım kitabı, filmi de sonrasında izlerim diye düşünüp. Dünyayı tek günlükmüş gibi yaşayan, uçarı, sürprizlerle dolu Holly'nin hikayesi bu. Belki başkaları başka sıfatlar kullanabilir Holly'yi tanımlamak için ama bendeki izlenim buydu. Holly partiler verir, Holly eğlenir, Holly kendinden başkasını çok da umursamaz, Holly gerçek benliğini kimseye göstermez, hatta belki kendisine bile. Holly farklı ancak bir o kadar da yeter artık n'olur kendine gel dediğim bir karakterdi. Hayatına dair anlatılan kesit de açıkçası anafikir olarak dağınık ve kopuktu benim için. Sevmek için çok uğraşsam da bir noktadan sonra sadece bitirmek için okuduğum bir kitap haline geldi maalesef.

Film konusunda hayli olumlu yorum okuyup dinlemişliğim var ancak ne yalan söyleyeyim kitapla böyle bir uyumsuzluk yaşadıktan sonra filmine cesaret edemiyorum. Belki kitabı biraz unuttuktan sonra, kimbilir.

Benim için okuması zorlu bir kitap olsa da kendini kanıtlayan bir eser olduğu da ortada. O yüzden tercih sizin, okursanız dilerim Holly'ye benden daha çok ısınabilirsiniz:)

Sevgilerle

10 Ekim 2016 Pazartesi

Sadece Arkadaşız / Catherine Bybee

Kesin olan bir şey varsa o da tam bir romantik kitap sever olduğum. Ara ara özlüyor, okuyamazsam adeta kederleniyorum:) Tam da böyle bir anda başladım Sadece Arkadaşız'ı okumaya. O kadar tatlı, yalın, damla damla büyüyen, hem güldürüp hem hüzünlendiren bir aşk hikayesiydi ki yüzümde tebessümle bir günde bitiriverdim kitabı.

Kitap daha başta konusu ile ilgi çekiyor. Jessica garsonluk yapan, kendi halinde bir yaşamı olan bekar bir anne. Bugüne kadarki ilişkilerinde maddi manevi kullanıldığına inandığı için kendine bir söz veren Jessica, maddi durumu iyi kariyerli biri ile yola çıkmayı kafasına koymuştur. Ne var ki karşısına garson Jack çıkar. Jack'le aralarında özel bir duygu kurulmaya başlasa da Jack tam bir hayalperesttir ve Jessica'nın kırılacak bir kalbi daha yoktur. Tabi Jack gerçekten de anlattığı gibi biri değilse:)

Oyunbaz hikayeleri seviyorum ne yalan söyleyeyim, kurguya neşe ve hareket katıyor. Bu kitapta da bolca güldüğüm yer oldu, öyle ki dili de yalın olduğu için sular seller gibi okuyup bitirdim:) Ara ara biraz daha heyecan ya da kurgusal farklılıklar arasa da gözlerim, çok önemli değildi. Sanırım kitapta başlı başına tek sevemediğim ayrıntı kapaktı. Kendi başına güzel olsa da kitabın içeriğini yansıttığını düşünmüyorum maalesef.

Kitapta esas karakterler kadar yan karakterleri de çok sevdim. Yazarın her bir karakteri özenle oluşturduğu ve okuyucuya sevdirdiği bir gerçek. Jessica'nın anneliği de kitapta çok doğru bir oranda verilerek romanın kurgusuna çok güzel harmanlanmıştı.

Genelde bu tarz aşk romanlarında aşk kavramının çok çabuk gelişip, fiziksel beğeniye kurban gittiği sık rastlanan bir durum olsa da bu kitabın en sevdiğim yönlerinden biri aşkın yudum yudum, aceleye gelmeden, iyi ve kötü günlerde bir arada olma fikrini de aşılayarak vermesi idi. İşin özü, ben fazlasıyla inandım aşklarına:)

Siz de benim gibi romantik kitap sevdalısıysanız Sadece Arkadaşız'ı çok severek, yüzünüzde tebessüm, bir çırpıda okuyacağınızı düşünüyorum. Bol romantik kitaplı günler:D

Sevgilerle