30 Haziran 2016 Perşembe

Altmış Üç / Canan Acar


"Benzer nitelikte ruhlar sonunda mutlaka birbirlerinin yanında soluğu alıyordu."

Lorin, İstanbul'da yaşayan fakat hayatının bir ayağı da Urfa'ya bağlı olan genç bir psikiyatiristir. Aniden yaşadığı babasının kaybı, ardından Urfa'da kendisine emanet  olarak verilen bir kitabı okumaya başlaması ve yaşadığı arkadaşlıkları sorgulaması hep aynı döneme düşer. Eski nişanlısı, hayatına giren yeni esrarengiz aşk derken Lorin'in hayatının parçaları bir yapboz gibi birbirini tamamlamaya başlar, fakat ortaya çıkacak resmin ne getireceği en sonunda ortaya çıkacaktır.

Feniks Kitap'ın yeni çıkan kitaplarından biri Altmış Üç. Zarif, içeriğine uygun bir kapak çalışması ile okuyucusuyla bir araya gelen kitap pek çok farklı ancak bir o kadar da benzer karakteri bünyesinde barındırıyor. Birbirlerine çeşitli ilişkilerle bağlanmış karakterleri karmaşık karakter ve ruh halleri ile okurken siz de dalgalanıyorsunuz. Ne olacak, işler nereye varacak derken kitabın sonuna gelecek kadar akıcı, dili yalın ve merak duygusunu arttıran bir kitap yazmış yazar. Sürükleyiciliğini sonuna kadar koruyor.

Kitabın dini ve ahlaki konuları ele alan bir yapısı var. Hatta yazar kitabın başında konuyla ilgili olarak bir teşekkür yazısı eklemiş. Böylece kitaptaki bu kısımların öncesinde bir araştırma ve çalışma içererek hazırlandığını anlıyoruz ki bu bence çok değerli. Kitaptaki emeğin ne denli fazla olduğunu gösteriyor.

Dini ve ahlaki yönü olan, bol karakterli, roman örgüsündeki kitaplar ilginizi çekiyorsa Altmış Üç'ü akıcılığı ve merak duygusunu kamçılaması ile seveceğinize inanıyorum. Urfa Halfeti'nin tarih kokan topraklarında adeta gözlerinizin önüne gelen bir yolculuğa çıkarması da cabası.

Sevgiler

Umut / Kemal Demirel

"... Vefa canda
Mutluluk paylaştığında
Sevgi
Yürekte güzeldir !..."

Umut, adı gibi umut dolu, genel anlamda kısa şiirlerden oluşan bir şiir kitabı. Ara ara hüzne bulansa da genel anlamda ümit dolu mısralar taşıyor. Kitabın kendi de fazla kalın değil. Kapağı gibi içeriği de sade ve zarif bir tarz taşıyor.

"Umuda
Giden yolda
Yalnız olmak
İstemiyorsan eğer
Önce
'Sen'
Umut olacaksın!"


Dili yalın, açık ve anlaşılır. Serbest tarza yazılan şiirleri okumak keyifli olsa da bazı noktalarda düz yazıya yakın olduğunu hissettim.Dilinin sadeliği ise anlaşılmayı kolaylaştırsa da ara ara sanki biraz daha söz sanatı olsa pek yakışırdı diye düşündürdü.

Şiirlerde beni yakalayan genelde hisler oluyor. Umut da bu bakımdan güçlü bir kitaptı bence. Vermeye calıştığı umut ve yaşam sevinci hissinin çok sade ve bu sadeliğin iddiasızlığı içinde samimi bularak okudum.

Baş ucunuzda şiir kitabı bulunsun, yalın bir diliyle beni yormasın diyorsanız akşam yatmadan, sabah gözünüzü açar açmaz okumaktan hoşlanacağınız şiirlerle dolu olduğunu düşündüğüm bu şiir kitabına bir bakabilirsiniz.

Sevgilerle

Veronika Ölmek İstiyor / Paulo Coelho

"Taştan fışkıran bir pınar ol, suyu tutan bir kuyu olma."

Hayata bakış açımızı sorgulatan, yakalarımızdan silkeleyen kaç kitapla karşılaşır insan? Bana sorarsanız çok az. Pek çok kitabı beğeniyle okuyabilir insan ama sayfaları çevirdikçe tokat yemiş etkisi hissetmesi nadiren olur. İşte tam da o kitaptasınız şu an...

"Tüm ömrünü bir şeyler bekleyerek geçirmişti zaten; babasının işten eve dönmesini beklemek, sevgiliden gelecek, ama hiç gelmeyen mektubu, yıl sonu sınavlarını, treni, otobüsü, telefonu, tatilleri, tatillerin sonunu beklemek, hep beklemek..."

Veronika, genç güzel bir kız. Dışarıdan bakıldığında mutsuz olması ya da intihar etmesi için hiçbir sebebi yok. Oysa o intiharı seçiyor ve kitap bununla başlıyor. İntiharının ardından gözlerini akıl hastanesinde açan Veronika, doktorların söylediğine göre amacına da ulaşır. Birkaç gün içinde ölecektir. Sayılı günü, saati kalan bir kadın, tanımadığı hastalarla dolu bir akıl hastanesinde ne yapar, ne düşünür? Ruhun ibresi yaşama tutunmak için son bir çırpınış gösterir mi? Yaşam kayıp giderken fark edilen bir armağan mı?

"Hepimiz şu ya da bu biçimde deliyiz zaten."

Paulo Coelho'nun kalemini, satırlarındaki derinliği çok severim. Pek çok kitabını okuduğum gibi bu kitabını da yıllar önce okumuş ve çok etkilenmiştim. O kadar ki tekrar okumak istedim çünkü okuyup bir kenara bırakabileceğiniz bir kitap asla değil. Çok özel, anlamlı, her okuduğunuzda yaşama, umuda, insanlara dair çok şey öğreten, hayatınızı iyiden iyiye sorgulatan, tekrar tekrar çarpıp geçen bir eser. O kadar çok satırın altı çizili ki kitabımda...

"...insanlar hiçbir zaman kendilerine anlatılanlardan bir şey öğrenmezler, kendi çabalarıyla öğrenirler yalnızca."

Kitapta sadece Veronika'nın hikayesine eşlik etmiyorsunuz. Zedka ve Mari'nin öyküleri de bir o kadar çarpıcı. Bir şekilde hayattan kaçmış, kendini soyutlamış insanların yeniden yaşam arzularına kavuşmalarını sarsıcı sorgulamalar eşliğinde izliyorsunuz. Dili, ifadeleri hem çok yalın, akıcı hem de nakış gibi işlenilmiş. Kitabın kapak rengini ise -nane yeşili- çok sevsem de kapağı sevemedim. Veronika ve diğerlerinin öyküsü çok daha özenilmiş ve derin anlamlı bir kapağı hak ediyordu bence.

Ne anlatsam, ne söylesem kitabın özünü yeterince ifade edebileceğimi sanmıyorum. Veronika Ölmek İstiyor, hayatı sorgulatan,  döngüye takılıp giden hayatlarımıza seslenen, sakin ama bilge bir dost gibi. Özellikle de içindeki kuyudan su içme hikayesi gibi. Merak ettiniz biliyorum  ama hayır anlatmayacağım. Emin olun merak etmenize değecek kadar iyi ve hala söylememe gerek var mı bilmiyorum ama kitap kesinlikle tavsiyemdir. Hatta bir tavsiye daha. Brida'yı okudunuz mu? Ardından okuyacağınız Coelho kitabı da o olsun. Hangisini daha çok sevdiğinize karar veremeyeceksiniz.

Sevgilerle

7 Haziran 2016 Salı

Açlık / Knut Hamsun

"Nem eksikti benim? Tanrı beni mi göstermişti? Neden bir başkasını değil de beni?"

Biri çıkıp da açlığı anlatan bir kitap yazın dese, sanırım Knut Hamsun'ın Açlık kitabı en iyisi olurdu. Norveçli yazar büyük romanı Açlık'ta yazar olma sevdasını yüreğinde taşıyıp yazı yazmaya çalışan bir yandan da geçim derdinin bile çok ötesinde açlık ve yoklukla boğuşan bir gencin öyküsünü anlatıyor.

"Bir insanın, en candan, en hararetli bütün girişimlerinin yüzde yüz boşa gitmesinde bir hikmet var mıydı, neydi?"

Behçet Necatigil'in muazzam çevirisinin tadını hissettiğimiz kitap 158 sayfa. Hayli kısa gözüküp esasen hızlı okunabilir olsa da sindirmesi ve üzerinde düşünmesi uzun süren bir kitap olduğu düşüncesindeyim. Dili akıp gidiyor ama kahramanımızın hayatı sürekli olarak yazı yazma, para kazanma çabası, sefalet ve açlıktan oluşan döngüde ilerlediği için bir noktada zorlanıyor, yoruluyor, kahramanınızla aynı ruh haline bulanıyorsunuz. Anlatmak istediği ruh halini geçirmede evet çok başarılı bir roman ama bir taraftan da derin bir hüzün, mutsuzluk, sefalet ve açlığı ele aldığı için okurken perişan oluyorsunuz. Kısacası ruhunuzu zımparalayıp, üzmeye, yormaya hazırsanız Açlık'ı okuyun, aksi takdirde sizi çok yoracak bir kitap olacaktır.

"Cadde boyunca hem yürüdüm, hem ağladım; kendime gittikçe daha çok acıyordum; defalarca tekrarladığım birkaç kelime, bir feryat, diner gibi oldukça, gözyaşlarımı yeniden akıtıyordu..."

"Gönlümde tek bulut yoktu,tek rahatsızlık duygusu, düşüncelerimin eriştiği ölçüde, gerçekleşmemiş tek arzu ya da heves yoktu."

Açlık, adı gibi açlığı, çaresizliği ve sefaleti olabilecek en gerçek, en hissedilebilir şekilde anlatan bir eser. Dili ve çevirisi çok başarılı ve bence mutlaka okunmalı fakat burada esas olan ne zaman okunacağı. Öyle hüzünlendirip üzüyor ki kitap, okumaya hazır olduğunuza emin olmanız gerekiyor çünkü bu açlık çok gerçek...

Sevgilerimle...