27 Nisan 2016 Çarşamba

Büyük Sınav: Güzelleşmek

Kitaplar okuyorum, televizyonu açıyorum, sokağa çıkıyorum. Yok böyle bir şey olamaz! Tüm kızlar mı güzel olur? Kaşlar fabrikadan çıkmış gibi biçimli, eyeliner üniversitede dersini almış gibi düzgün, kıyafetler nasıl tarz. Ben giyinsem toplama bilgisayara dönüyorum, bilemedin hediye paketi. Elalem nasıl başarıyor bunu? Hem o incecik kızlar kumpir yiyiyor dışarıda görüyorum. Bu kumpir bir tek bana mı yarıyor a dostum? Gel de çıldırma!

Bu aralar güzelleşmekle azıcık kafayı bozmuş olabilirim. Kendimi fırından yeni çıkmış puf puf poğaçalar gibi hissediyorum. Yetmiyor, ne saç ne baş yerinde. Kaşlarım ayrı diyarlara doğru yol almış. Ellerim bile kurumuş yahu! Kılık kıyafette "Giyecek hiçbir şeyim yok!" noktasının zirvesine varmış, bayrak tutuyorum. Allahım, bakımsızlık hastanesi olsa aciline kaldırılırım o derece! Kuaföre gitsem "Ayyy çağırın tüm ekibi, büyük iş geldi!" diye dükkanı kapatacaklar, korkuyorum.

İlk soru şu, 36 beden olmak zorunda mıyım? Ne güzel eskiden ideal kadın ölçüsü 40 bedenmiş. Hayır ulaşılabilir hedefler koysanız olacağım. Zulümdür yahu, ben ne yiyip ne içip o hale geleceğim? Ay bir de brokoli, kereviz, karnabahar falan sayıp çok lezzetli oluyor, bayılıyorum diyenler var ya sorarım ey ahali! Çikolatalı pasta mı, brokoli mi? Çikolatalı pasta tabi! Etmeyin eylemeyin.

Tamam gelmeyin üstüme, herhalde ben de sağlıklı sağlıksız ayrımını biliyorum ama bu 36 hatta 34 beden kaygıları biraz fazla olmuyor mu? Hepimiz fabrikada üretilmiş gibi aynı bedende olamayız ki. Ama etraftaki sözsüz baskılar pek fena! Bir kere neredeyse tüm film, dizi, kitaplardaki esas kızlar böyle. Bu durumdan güzel bir aşkı hak etmek için çok güzel ya da çok zayıf mı olmam gerekiyor? Bir de giysi alışverişi meselesi var, of of! Bir üst beğeniyorum,gayet rahatça "Onlar standart." diyor. Standart ne ya? Biz hepimiz standart ölçülerdeyiz de benim mi haberim yok? 34 bedenle 50 beden aynı üstü giyebilir o zaman, vay be! Ya da hadi bedenli olsun. Asla farklı mağazalarda aynı bedene giremiyorum. Bu da psikoloji yahu! Kimisi bir L yapmış, bir başka mağazanın S bedeninden bile küçük. Allahım benim bedenim kaç?

Tamam giysi konusundan zaten ben istifa. Diğerlerine geçelim. Saç, evet saç! Kuaförfobik insan duydunuz mu, o benim işte. Nasıl korkuyorum o koltuğa oturmaktan. Bir an evvel ne yapılacaksa yapılsın da ben kurtulayım kafasında oluyorum. Sağımda solumda oturan nefis saçlı kızlar niye gelmiş anlam veremezken de ellerinde telefonları yüzünde cilveli gülüşleriyle kuaför koltuğuna aşina olduklarını anlıyorum. Ben mi? Hiç kımıldamadan, hatta zerre sohbet etmeden kök salmış ağaç sessizliğinde hımbıl hımbıl oturuyorum. İşim bitince de açıkçası iyi mi kötü mü olduğuna pek de aldırmadan kaçarcasına ayrılıyorum kuaförden. Belki ben de o güzel ışıl ışıl sarı saçlardan isteyeceğim de bilmiyorum ki gölge, balyaj bilmem ne nedir? Saçımı nasıl kestireceğim sorusu bile sıkıntı benim için. Her şey terim içeriyor ve ben bu dili hiç bilmiyorum.Tamam saç konusunu da geç!

Makyaj! Bak onu bir aralar heves edip öğrenmiştim. Hatta arkadaşlara tavsiye bile verir olmuştum. Sonrasında da "Tamam ya ben bu işi çözdüm, artık takip etmeye gerek yok." deyip işin ucunu bıraktım. Haaah çok iyi yaptın. Kozmetik sektörü durduğu yerde durmuyormuş, geçen krem almaya çalışırken anladım. Yahu ben hani her şeyi öğrenmiştim. Neredeyse bütün ürünler değişmiş, yenilenmiş, bir şeyler olmuş. Krem reyonu gözümün önünde devasa bir korkunçluğa büründü. Tek istediğim vücuda sürülen bir krem almak ama ne mümkün! Hepsinden bambaşka şeyler yazıyor ve bana sanki Japonca'ymışlar gibi geliyor. Düşük omuzlarımla oradan da çıktım. 3-0 yeniğim a dostlar!

Ben daha bu güzelleşmek derdine çok yazarım gibime geliyor ama bu kadarı yeter. Son bir debelenip, bahtsız bahtsız dolanıp, şansımı deneyeceğim. Kuaför ve alışveriş! Bana şans dileyim:D

Güzelleşmeli günler:D