30 Ocak 2016 Cumartesi

Evin Hanımı / Alice Taylor


"...neden acılar tazeyken bazı şeyleri konuşamayız? Neden acılarımız biraz iyileşene kadar beklemek zorunda kalırız?"

Bazı kitaplar vardır. Size yaşam mücadelesini, aile bağlarını, hatta aile içi anlaşmazlıkları öyle içten, olduğu gibi anlatır ki dost muhabbetinde dertleşmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Keder, hüzün, umut, sevgi harmanlanıp hayat gibi karmakarışık bir paket sunar size. Evin Hanımı tam da böyle bir kitap işte.

Mossgrove Çiftliği pek çok zorlukları aşmış yine de aile fertlerinin çabasıyla ayakta kalmış, bugünlerde gelmiştir. Ansızın gerçekleşen kaza ise tüm ailenin kaderini etkileyecektir. Babanın ölümü ile ne yapacağını bilemeyen küçük çocuklar bir yandan, çiftliğe sahip çıkıp ile satmak isteyen aile üyelerinin çekişmeleri bir yandan hem içinize işleyen hem de okuması merak uyandıran bir kitap haline geliyor Evin Hanımı.

Evin Hanımı, yalın dili, akıcılığı, hoş kapak tasarımı ve okuması yormayan yapısı ile tam kış aylarında okumayı isteyebileceğimiz türden buram buram "aile" kokan bir kitap. Bu tarz kitapları okumaktan hoşlananlar için başarılı ve beğenilerek okunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Karar sizin.

Sevgilerle

26 Ocak 2016 Salı

Öteki Ben / Dostoyevski

Hiç aklınızın size oyunlar oynadığını hissettiniz mi? Sanki içinizde çırpınan iki farklı kişi var gibi uykusuz bırakan türden sıkıntılar içinde kıvrandınız mı? Ne kadar doğru yapmaya koşsanız da her seferinde daha çok battığını hissedenlerin içindeki ötekiyi anlatıyor Öteki Ben. Dostoyevski okuyucusuna zihnin gerçeklikle hayal arasında gezinen en uç kısmından sesleniyor.

Golyadkin kendi halinde, hani sokakta görseniz göze batmayacak bir karakter. Kendi halinde bir işi, evi, hayatı var. Kalabalıkların içinde yalnız bir adam. Sesini, ruhunu, kalbini kimselere duyuramıyor. Kendi içinde git gelli, hem çok coşkulu hem de durgun esasen tutarsız bir karakter. Dinlerken yoruluyorsunuz iç dünyasını. Parça parça hırpalandığınızı hissediyorsunuz. Golyadkin ile yolculuk etmek hem çok zor hem çok farklı. Dostoyevski aklın tüm uçlarında yürütüyor okurken bizi. Deha da çılgınlık da...

Yer Altından Notlar'ı okumuştum daha önce Dostoyevski'den. Psikolojik gözlem ve çıkarımları çok başarılı bir eserdi ve kendi adıma çok akıcı bulmuştum. Öteki ben ise çok daha derin anlamları içine yerleştirmiş. Buna rağmen akıcılığı Yer Altından Notlar'a göre çok daha düşük. Bu bakımdan kısa olmasına rağmen okuması zor bir eserdi fakat kurgusu, farklılığı ile kesinlikle okumaya değerdi.

Dostoyevski'nin karakterlerinin iç dünyasında gezinmeyi seviyor, psikolojik tahlillerini ilgiyle okuyorsanız Öteki Ben aradığınızı verebilir. Yine de benim öncelikli önerim Yer Altından Notlar olacaktır.

(Yer Altından Notlar kitap incelemem için tıklayınız )

Sevgilerle

23 Ocak 2016 Cumartesi

Ben Bu Aşka 20 Kilomu Verdim / Şişman Kız / Yasemin Erkent


"Hayaller büyük boy karışık pizza, hayatlar müsli"

Twitter'ın meşhurlarından Şişman Kız'ın ilk kitabı Popom Olmadan Asla'yı okuyalı ne çok olmuş. Kitap kilolarıyla başı dertte bir kadının ilişkisini ve hayatını ele alıyordu. Hem de pek başarılı bir şekilde. Gerçekleri güldüren cümlelerin arasına öyle güzel yerleştirmişti ki bol bol gülerken iki katı hüzünlendiğimi sonra fark ediyordum. Acılı çiğ köfte gibiydi. Hem mutlu ediyor, hem ağzımı yakıyordu. İlk kitabın devamı olan Ben Bu Aşka 20 Kilomu Verdim'i duyar duymaz ise kocaman bir paket fıstıklı çikolata hediye edilmiş gibi mutlu oldum desem yalan olmaz.


(Okumak isteyenler için, Popom Olmadan Asla kitap incelemem için tıklayınız )

"Ben sadece vücudumdan mı ibaretim? Dış görünüşümden değerli olan başka hiçbir şeyim yok mu benim?"

İkinci kitapta kızımız zayıflamış olarak karşımıza çıkıyor fakat kendi bile bunun farkında değil. İş güç dert keder derken bir gün öylece zayıfladığını fark ediyor. Öyle böyle değil hem de yirmi kilo. O noktadan sonra hayatına devam etmeye başlıyor. Bir yandan işte edindiği başarılar, bir yandan da yeni bedenine uyum sağlamaya, taze ilişkilere yelken açmaya çalışıyor. Aslında her şey çok iyi gitmeli değil mi? En çok istediği şey gerçekleşmiş, kilolar uçup gitmiş, işi şahane, hiç olmadığı kadar erkeklerin ilgisi üzerinde, istediği her şeyi de giyebiliyor. Oh! Tam kaymaklı kadayıf:)

"Çocukluk hayalleri ne kadar da güzel...Büyüdüğünde ise 'En büyük hayalin nedir?' sorusuna verdiği cevapta bir şekilde sitem de oluyor. Bir bıkmışlık ve bir var olandan kurtulma arzusu taşıyor."

"İnsan istedikten sonra sevinecek ne çok şey bulabilirdi..."

Hayatın denklemi pek de verilenlere göre ilerlemiyor işte. Erkeklerin karakterinden ziyade fiziğine ilgisi, başarısız ilişkiler, hortlayan eski sevgili derken mutluluk mutsuzlukla karışıp boz bulanık bir hal alıyor. Belki de tüm bunların tek faydası karakterimizin kafasındaki sorularına yanıt olması ve kapalı bir şalterin tak diye açılması oluyor.

"Bak canım, ben öyle 45 kilo evlenip beş sene sonra 85 kilo olan kızlardan değilim. Ben sana direkt sonuçla geliyorum. Bende yalan yok!"


Verdiği mesajları, inceden dokundurmaları ile yine hem güldüren hem hüzünlendiren bir ktiaptı. Zayıflayan bir kadının gözünden dünyayı incelemesi ve eski kilolu günlerindeki kendine gösterilen tavırla kıyaslaması gerçekten çok ama çok başarılıydı. Kızımızın aşkı arama çabasında ilişkilere bir anda dalmasını ise sevemedim. Son da oldukça apar topar bitirilmiş gibiydi. Bu bakımdan kitabın aşk boyutunu zayıf ve yetersiz bulup hayal kırıklığına uğradım ne yazık ki. Bir diğer eleştirim de kızımızın zayıflar zayıflamaz gördüğü ilgi üzerine. Elbette beğenilmesi ve dikkat çekmesi normal ancak neredeyse her girdiği ortamda kendisine ilgi gösteren erkekler bulunması bana biraz abartılı geldi.

"Biz on dakkada bi kilo profiterolü silip süpürmüşüz, seni mi silemicez güzelim?.."


"Boş yere vakit kaybetmemek gerekiyordu. İnsanın kendine böyle bir şey yapmaması gerektiği kadar kısaydı hayat."

İlk kitapla kıyasladığımda daha az güldüm, daha çok hüzünlendim. İlk kitabın başarılı gölgesini ise hep üzerinde hissettim. İncelikli mesajları, kayda değer gözlem ve tespitleri ile güldürürken düşündüren yanıyla severek okudum. Buna rağmen şanssızlığı ilk kitapla devamlı kıyaslayarak okumam oldu. Benim için bir Popom Olmadan Asla değildi. Gerçi yine olsa yine okurum, o ayrı. Hatta üçüncüsü çıksın yine okurum ama bu sefer daha fazla mutluluk, daha kooocaman bir aşk ve daha çok şöbiyet okumak isterim ona göre:)

Sevgilerle

18 Ocak 2016 Pazartesi

Aşk Nedensiz de Güzel / Marie Force


"Umut etmeyi bırakmazsan, aşk seni mutlaka bulur..."

Yepyeni bir kitap Aşk Nedensiz de Güzel. Hani içinize bir his doğar da bir kitabın çok güzel olduğuna inanırsınız ya ben de bu hisle koşup aldım kitabı. Üstelik yazarın daha önce hiçbir kitabını okumamış, kitabın da bir seriye ait olduğunu bilmezken. Peki değdi mi, değdi bence.

Grace hayatı boyunca kilolarıyla mücadele etmiş, geçirdiği mide ameliyatı sonucunda elli sekiz kilo vermiş genç bir bayandır. Daha önce hiç ilişkisi olmamış Grace, yıllar sonra çocukluk aşkı ile mutlu olacağını zannederken bir anda dünyası tepetaklak olur. Bir adada parasız ve yalnız kalmıştır fakat onu fark edecek çapkın bir müzisyen vardır. Ne var ki çapkın Evan ile ömürlük aşkların kızı Grace arasında ciddi bir beklenti farkı vardır. Peki aşk kapıya gelince sesini onlara duyurabilecek midir? Okuyanlar sorunun cevabını bulacak.

"Yaptığım en büyük hata kadınım için mücadele etmemek oldu. Sadece gitmesine izin verdim. Bana geri dönmesi otuz yıldan fazla sürdü... Eğer doğru kişiyi bulursan ala dik kafalı bir ahmak olup gitmesine izin verme. Buna tüm hayatın boyunca pişman olursun."

Öncelikle çok akıcı, yalın bir kitap. İnanılmaz hızlı okunuyor. Grace ve Evan dışında daha pek çok karakterin hikayesi işleniyor. Hepsi de birbirinden farklı. Bunun nedenlerinden biri kitabın Gansett Adası serisine ait olması ve serinin adadaki McCarthy aile üyeleri ve çevresinin hikayelerini konu alması. Başta karakterlerin çokluğu nedeniyle takipte zorlansam da minik açıklamalarla hepsine çok çabuk ısındım. Hatta bazı karakterlerin serideki kitaplarını okumak isteyecek kadar:) Aşk Nedensiz de Güzel, seriden bağımsız okunabilecek bir kitap fakat seriyi takip edenler için çok daha keyifli olacağı açık.

Grace ve Evan'ın hikayesi kitapta başrolde tabi. Sevimli, hoş fakat şaşırtıcı değildi. Sonunu rahatlıkla ön görebildim. Bana kalırsa Grace ve Evan'ın hikayesinde biraz şaşırtmaca hoş olabilirdi. Kitapta cinsellikle ilgili kısımların olduğunu da belirtmeliyim.

Aşk Nedensiz de Güzel, kısa sürede okuyup bitirdiğim, hoş ve akıcı bir aşk romanıydı. İnsanın yüzünde aşka dair umut ve tebessüm yarattığı ise bir gerçek. Seriyi okuma isteği oluşturması da cabası. Aradığınız şahane bir adada geçen, tatlı bir aşk romanıysa tam da o kitabı bulmuş olabilirsiniz.

Sevgilerle

16 Ocak 2016 Cumartesi

Kardan Kız / Eowyn Ivey


"Hayat bizi oradan oraya savuruyor. İşin maceralı yanı da bu. Bizi nasıl bir son beklediğini ve olayların nasıl üstesinden geleceğimizi bilmiyoruz."

Karlarla kaplı bir yerde çocuk özlemi duyan yaşlı bir çift bir gece kardan minik bir kız yaparlar. Sabah ise onları bir sürpriz beklemektedir. Kardan kız gitmiştir fakat yerine beklenmedik zamanlarda ortaya çıkan minik, kimsesiz bir kız gelmiştir. Kardan kız bir masal ürünü mü yoksa gerçek mi sorusunu aratıyor roman okuyucuya fakat bundan daha derin hislerin peşinizden geldiğini hissediyorsunuz. Evlat sevgisi, merhamet, şefkat, dostluk, komşuluk, saygı, fedakarlık gibi daha pek çok kavram romanın içinde öyle eriyip güzel harmanlanmış ki okuyup okuyabileceğiniz en dingin ve hisli romanlardan biri Kardan Kız.



"Keder böyle bir şeydi. Yıllar yarayı iyileştiriyordu ama bazen ansızın ortaya çıkıyordu."

Konu akışı çok hareketli değil. Hep bir "Ne olacak? Bu işin gizemi ne?" diye merakla okusanız da sona kadar pek ipucu bulamıyorsunuz. Sona geldiğinizde ise belirgin bir bitiş olsa da bazı temel noktaların havada kaldığını hissettim ve çok tatminkar bulmadım. Bana kalırsa Kardan Kız'ı önemli kılan duygusal yoğunluğu ve betimlemelerinin başarısı idi. Bulut gibi hafif, umut dolu, kalbe iyi gelen bir dokusu vardı. Hele o karlı atmosfer öyle inceden ve resmedilir anlatılmıştı ki zaman ve mekandan kopuyorsunuz okurken.

Farklı bir hikayesi var Kardan Kız'ın. Okumaya alıştığımız kitaplara benzemiyor. Masalsı, gizemli, sevgi, fedakarlık ve şefkat dolu, yudum yudum bir romansa aradığınız Kardan Kız'ın karlarla kaplı, bembeyaz dokusu hoşunuza gidebilir.

Sevgilerle

8 Ocak 2016 Cuma

Yakıcı Sır / Stefan Zweig


"Hiçbir şey zekayı tutkulu bir kuşku kadar bileyemez. Hiçbir şey olgunlaşmamış bir zihnin bütün olanaklarını karanlıkta kaybolan bir iz kadar harekete geçiremez. Bazen çocukları bizim gerçek addettiğimiz dünyadan ayıran sadece incecik bir perdedir ve rastlantısal bir şekilde açılıverir."


Çapkın bir adam çıktığı tatilde kısa dönemli, tatiline hareket katacak bir kaçamak arayışındadır. Tam da bu sırada yanında erkek çocuğuyla olan o kadını görür. Artık avcının avı bellidir. Küçük çocuk ise kadına ulaşmasında önemli bir araç olacaktır. Ne var ki çocuklar kolay güvenir ve severler. Tıpkı Edgar gibi. Haddinden fazla değer verip arkadaşı sandığı bu adam ile annesi arasındaki "yakıcı sır" belki de Edgar'ın olgunlaşma yolundaki en önemli adımlarından biri olacaktır.

Stefan Zweig'ın kalemini çok sevdiğimi artık söylemeye bile gerek görmüyorum. Yazar etkeniyle, üstelik konusunu da ilgi çekici bularak aldığım Yakıcı Sır, buram buram yazarın kalemi kokuyor. Pek çok kavramı, özellikle de bir çocuğun iyi ve kötüyü ayırt etme, dünyayı anlamlandırma çabalarını ve aldatma kavramını bu sefer bir çocuğun gözlem kabiliyeti ile okuyucuya sunuyor.

Kısacık ve tadımlık olan eser kesinlikle kendini okutuyor ve hayli başarılı ancak bana kalırsa yazarın diğer kitapları arasında gölgede kalıyor. O kadar fazla konuya değinmiş ki her birinde yüzeyde kalıp, yeterince derine inememiş hissi yaşadım. Bir konudan bir başka konuya geçerken her karakterin karmaşık duyguları arasında kalıp başımın dönmesi işten bile değildi.

Özel, anlamlı ve sırf Zweig'in kalemi için bile okunası bir kitap Yakıcı Sır. Tek şanssızlığı öncesinde başarısına hayran kaldığım pek çok Zweig eseri okuyup ister istemez kıyaslamam. Muhtemelen elinize alır almaz bitireceğiniz bu eseri siz yine de tane tane, sindire sindire, büyük bir edebiyat şölenine gitmiş gibi okuyun. Çünkü okurken durum tam olarak bu!

Sevgilerle

6 Ocak 2016 Çarşamba

Paluri / Öykü Odabaş


Hadi kabul edelim, romanlarda genellikle tek bir esas çifte alışkınızdır. Kavuşsunlar diye kendimizi yerden yere vururken kalan her şey ve herkes yan karakterler oluverir. Paluri ise ezberimizi bozacak iddialı bir işe kalkışmış. Burada iki esas çift var:)

"Mantığın yok olduğu anlarda sığınacak tek gerçek liman; gözleri kör, dili lal eden aşkın varlığıdır."

Ateş ve Gökdeniz, fırtınalı bir deniz gibi iki erkek kardeş. Ne yapacakları belli olmayan, çabuk parlayıp sönen fakat karakterlerinden yayılan belirgin bir gücü hissettiğiniz türden. İşte bu deli dolu adamın hayatına farklı hayatlardan Mahru ve Arya giriveriyor bir anda. Hem de ne giriş! Zaten roman da orada başlıyor. Ürkek ve masum Mahru ile Gökdeniz bir yanda hüzünlü başlayan hikayelerini toparlayıp birbirini sevmeyi öğrenirken; Ateş ve Arya'da oyunbaz, tutkulu, bol çekişmeli bir aşkı okuyorsunuz. Hani yok yok dedikleri bu olsa gerek. Ne ararsan var. Hüzün, dram, neşe dengeli bir harman oluşturmuş. Umutsuzluk ve mutsuzluğun yerini sevgi ve mutluluğa yer bıraktığı, kalınlığına (574 sayfa) rağmen okuması kolay ve akıcı bir kitap Paluri.

Karakterler hayli ilginç ve kendi içinde tutarlı. Bu noktada sıkıntı yok fakat erkek karakterlerin kitap boyunca kadınlara dair bakış açısını sevemediğimi ve bazı bölümleri gereksiz gördüğümü belirtmeliyim. Evet akıcı bir kitap fakat bir yerden sonra tahmin edebildiğiniz bir sona gereğinden fazla uzatılarak ilerlemiş gibiydi.

Bölüm başlarında yer alan sözleri, ilginç ve çeşitli karakterleri, çekişmeli ama bir o kadar da yalın ve akıcı aşk hikayesi ile okuması hoş bir aşk romanı Paluri. Yerli yazarların kitaplarının dilini seviyorsanız bir bakabilirsiniz. Her zamanki gibi karar sizin.

Sevgilerle...