19 Aralık 2016 Pazartesi

Turabdin'e Dönüş / Hasan Saraç


Ölümünün ardından kızına günlükler bırakan, ömrünce büyük bir sırla yaşamış bir kadın ile annesinin geçmişiyle yüzleşen Besma'nın öyküsü var bu kitapta. İsveç'ten Mardin'e uzanan kitapta hem duygusal öğelerle hisleniyor hem de gizem dolu kısımlarla meraklanıyorsunuz. Besma'nın kanser olan annesinin bu hastalık sürecindeki hisleri de ayrıca duygulanmanıza sebep oluyor. Buna rağmen diyalogların gündelik hayatın sıradanlığından uzak, fazla kurallı olduğunu düşündüm. Bununla birlikte konunun sık sık kendini tekrar etmesi de zaman zaman hikayeden kopmama neden oldu.

Yazar ilgi çekici bir konu eşliğinde aile, aşk, gizem, macera kavramlarını harmanlayıp, pek çok pencereden okuyucuya seslense de maalesef hiçbirinin üzerine yeterince durulamamış hissi oluştu bende. Sonu da biraz hızlıca toparlanmış gibiydi.

Yalın bir dille yazılmış, duygusal tat alabileceğiniz pek çok kavramın iç içe geçtiği bir aile romanı arıyorsanız Turabdin'e Dönüş'e bakabilirsiniz.

Sevgilerle

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Stefan Zweig


Stefan Zweig okumayı sever misiniz? Benim vazgeçemediklerimden. Döner dolaşır mutlaka arada bir Zweig kitabı daha okur, sonra bitecek korkusuyla başka kitaplara geçerim. Pek çok yayınevi tarafından basılan Zweig kitapları, Koridor Yayınları'nın bez ciltli sert kapakları ile de çevrilmeye başladı. İlk kitap Satranç'ın ardından, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat öyküler seçkisini bastı yayınevi. Fark ettiniz değil mi, kitabın adı sizi yanıltmasın, içinde tam beş adet öykü var.

Merak edenler için ilk öykü kitaba adını veren iken, diğerleri Kitapçı Mendel, Bir Yaz Öyküsü, Kızıl ve İki Yalnız İnsan. Tüm öyküleri beğensem de özellikle Kitapçı Mendel'in çarpıp geçtiğini, hepsinden ayrılarak ön plana çıktığını düşünüyorum. Özellikle kitaplarıyla kendine koca bir dünya kuran karakteri ile kitapseverlerin bu öyküyü ayrıca seveceğini düşünüyorum. Her zamanki gibi yine derin psikolojik çözümlemeler, duygu dolu ruh analizleri içeren bu öyküler seçkisi, başarılı ve akıcı çevirisi ile yazarın kalemini seven herkesin kitaplığında mutlaka olmalı bence. Açıkçası nadide bir çiçek gibi tutuyorum kitaplığımda kendisini.

Bir Zweig kitabı daha biterken yine harika bir eser okuduğuma sevinsem mi yoksa bittiğine üzülsem mi bilemedim. Hala yazarın kalemi ile tanışmadıysanız kesinlikle çok şey kaçırıyorsunuz. Bu çok çok başarılı öyküler seçkisine ise mutlaka şans vermelisiniz.

Sevgilerle

Dönüşüm / Franz Kafka


Herkesin üzerine yığınlarca cümlesi olan kitapları anlatmak zor bir uğraş. Buna rağmen kelimeler dilimden akıyor tutamıyorum Dönüşüm'e dair. Halbuki yıllar önce ilk okuşumda beğensem de bu kadar etkilenmemiştim. Can Yayınları'ndan okuduğum eserin çevirisi başarılıydı, eserle ilgili bilgilendirmeler de çok zarifçe düşünülmüştü. Buna rağmen muhtemelen Dönüşüm'ü yeterince anlayabilmek, hatta her seferinde yeniden anlayıp hissedebilmek için zaman ve yaşanmışlıklar gerekiyor. Bu ikinci okuyuşum olan Koridor Yayınları'nın yeni baskısında buram buram hissettim Dönüşüm'ün o meşhur başarı ve etkileyiciliğini...

Biliyorum öncelikli olarak çeviriyi merak ediyorsunuz. Çünkü o kadar çok yayınevi tarafından basılmış bir kitap ki Dönüşüm, hangisini alsam kararsızlığı yaşamak çok normal. Koridor Yayınları bez ciltli, üstelik kapağında böcek kullanmadığı-ki Kafka döneminde kapakta özellikle böcek kullanılmamasını istemiştir- baskısıyla ve başarılı çevirisiyle gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Önsözde de kitaba ve yazara dair bir giriş yakalanması bunun gibi bir eser için olmazsa olmazdı. Çok çok beğendim.

Gelelim Dönüşüm'e ve konusuna. Bilmeyenler için kitap efsanevi bir cümle ile başlar "Gregor Samsa bir sabah tedirgin rüyalardan uyandığında, kendini yatağında azman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." der yazar ve sizi daha en baştan şaşırtmayı başarır. Samsa, ailesinin (anne, baba ve kız kardeş) geçimini sağlamak için yoğun bir işte çalışmaktadır. Neredeyse kendine dair hiçbir hayatı kalmamış, hayatını ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya ve onları mutlu etmeye adamıştır. Fakat böceğe dönüşmesi ile işe gidemez ilk kez o sabah. Ailesi ilk şaşkınlığı atıp geçim derdiyle boğuşmaya başlarken Gregor'un da bir tarafta işe yaramazcasına unutulduğunu ve yalnızlaştığını görürüz. Tüm ailenin hayatının ve karakterlerinin nasıl bir değişime uğradığını meraklı ve şaşkın gözlerle izlersiniz. Kitabın varoluş sancılanmalarına, hayat döngüsünün sorunlarına dair çok gerçekçi ve yalın tespitleri olduğunu düşünüyorum. 

Kimilerine göre Kafka'nın hayatından izler taşıdığı da düşünülen eser bugüne kadar pek çok farklı şekilde yorumlanmış. Bana göre her okuyuşta okuyucusunda farklı pencereler ve bakış açıları oluşturacak, kısacık olmasına rağmen etkisi ve başarısı çok yüksek bir kitap Dönüşüm. Eğer hala okumadıysanız mutlaka ama mutlaka okumalısınız!

Sevgilerle

Sahte Kraliçe / Sarah Fine

İşte son zamanlarda okuyup en çok rüzgarına kapıldığım distopya /fantastik türdeki kitap! Sahte Kraliçe! Öncelikli olarak gençlere yönelik bir kitap olsa da yazar öyle iyi bir iş çıkarmış ki bana kalırsa bu türü seven çok geniş bir okuyucu kitlesinin kalbini kazacak akıcılık ve heyecanda bir kitap.

Konusuna bakarsak, Kupari halkı Vatia denen ateş ve buza aynı anda hükmedebilen büyülü güçleri olan bir kraliçe tarafından yönetilmekte ve her gelecek Vatia da kehanetler yoluyla anlaşılmaktadır. Yıllar önceki kehanette Elli'nin  birgün kraliçe olacağı söylenmiştir, buna rağmen günü geldiğinde büyü Elli'ye geçmez. O artık sahte bir kraliçedir. Türlü işkencelere maruz kalan Elli kaçarak daha önce tanık olmadığı bir hayatın içinde bulur kendini. Ülkenin sürgün edilmiş topluluğuna karışırken Elli gerçek benliğini keşfedecektir de. Buna rağmen yaklaşan bir savaş ve Elli'nin vermesi gereken kararlar, seçmesi gereken bir taraf olacaktır.

Konu oldukça ilgi çekici ve kitap da bunu kesinlikle yansıtıyor. Tüm karakterler merak uyandırıcı, her sayfada farklı bir durumla karşılaşıp ilgiyle okuyorsunuz. Kitaptaki aşkı ise çok masum ve inandırıcı bulacaksınız. Kitap kendi içinde bir bütün olup sona varsa da bir devamının olduğunu da anlıyor, son sayfa biter bitmez merakla okumak istiyorsunuz.

Unutmadan belirtmeliyim ki kapak çalışmasını ilk gördüğümde sadece hoş bulmuştum. Okudukça ise kitabın içeriğini ne kadar iyi yansıttığını fark ettim. Gerçekten takdir edilesi!

Heyecanı ve gerilimi yüksek, aşkla da bezeli Sahte Kraliçe'nin devamını şimdiden merakla bekliyorum. Fantastik ve distopya özellikli kitapları seviyorsanız mutlaka bakmalısınız bence:)

Sevgilerle

Sosyopat / Anna Snoekstra


"Kimse gerçekten kaybolmazdı, hep bir yerlerde var olurdu."

Polislerden kurtulmak için kendisine ikizi kadar benzediğini fark ettiği 11 yıl önce kaybolmuş bir kız olan Bec'in yerine geçen kız, çare diye gördüğümüz şeyin daha büyük sorunlara yol açacağından habersizdir. Bir anda Bec'in hayatını yaşamaya başlayan kız yoksa Bec'in sırlarla dolu hayatına ve yaşanmışlıklarına da mı ortak olacaktır? Yoksa aynı kader onu da mı bekliyordur?

En başından beri aklınızda büyük sorular uyandıran, heyecan yaratan psikolojik-gerilim türünde bir kitap Sosyopat. Ne Bec'in ne de yerine geçen kızın hayatlarını tam olarak çözemiyorsunuz ve her karakterle ilgili tahminler yürütüp duruyorsunuz. Bana göre sonuna kadar kendini iyi saklayan ve gerilimi azalmayan bir kitaptı. Özellikle sona doğru ters köşe yapıp, ciddi ivme kazandığını düşünüyorum. Buna rağmen havada kalan, yeterince cevap bulamadığım ya da devamını okumak istediğim kısımlar vardı.

Kurgunun sürprizli ve akıcı olduğunu düşünsem de çok karmaşık bir noktada değildi bence. Bu yüzden polisiye-gerilim türünde kendini giriş ya da orta seviyede bulan okuyucuların kitabı merakla okuyacağını düşünüyorum.

Büyü / Thomas Olde Heuvelt


Lanetli bir kasaba olan Black Spring ve ansızın ortaya çıkan ağzı ve gözleri dikili bir büyücü Katherine! Fantastik öğelerle bezenmiş kitapta kasaba halkının yaşamını öğrenirken, kasabadaki bir grup gencin bu lanetten sıyrılmak için çabasına tanık oluyorsunuz. Tabi bu süreçte işlerin karıştığını söylemeye bilmem gerek var mı?

Konu ve çıkış noktası gereçekten ilgi çekici bir kitap Büyü. Bununla beraber ciltli kapak tasarımı ve kalitesi de tartışma götürmez. Kitabın başı bir hayli karışık başlarken zamanla konu akışına kapılıyor ve konuyu ve olanları anlamaya başlıyorsunuz. Sona doğru heyecan tırmansa da sanki yeterli gelmemiş gibiydi. Bununla birlikte kitapta bolca yabancı isim ve ayrıntı vardı ki, bu beni yoran bir durum oluyor.

Yine de belirtmek gerek ki kurgu ve çıkış noktası olarak görsel şekilde kendini çok daha iyi ifade edecek bir kitap olduğunu düşünüyorum Büyü'nün. Halihazırda dizi olacağı da konuşuluyorken şahane bir fikir bence. Bakalım dizisinde bizi neler bekleyecek:)

Sevgilerle

21 Kasım 2016 Pazartesi

TÜYAP Kitap Fuarı İzlenimlerim / 2016

Merhabalar,

Herkesin merakla beklediği 12-20 Kasım tarihleri arasındaki TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı gözümüzü açıp kapayıncaya kadar bitti bile, tadı damağımızda kaldı. Çok keyifli, yorucu ve kalabalık bir fuar anısının üzerine söylenecek çok şey var tabi ki, başlayalım o halde:)

Öncelikle fuarın ne kadar kalabalık olduğundan başlayayım:) Buna rağmen kitap standlarının başında kitaplarla ilgili sohbet edebilmek, bütün kitapları bir arada görebilmek bu kalabalığa değer diyelim. İndirim derseniz istisnalar hariç genellikle oran %20-30 aralığındaydı diyebilirim. Günümüzdeki indirim oranları düşünüldüğünde fuarların kitap almaktan ziyade o doku ve atmosferi hissetmek adına yararlı olduğunu düşünüyorum. E tabi gitmişken hiç kitap almadan da olmuyor, insan ana kapılıyor:)

Bakalım fuardan kitaplığıma yeni giren kitaplar neler:

1) Aşk Dersleri / Alain De Botton

Çok büyük bir merak ve hevesle edindim. Listemde de vardı zaten. Yazarın aşk kavramını felsefik boyutta ele alışını hevesle okuyacağım. Ayrıca kapağı sizce de çok güzel değil mi? :)

2) Tatar Çölü / Dino Buzzati

Yine listemde yer alan, düşünmeden hemen aldığım bir kitap. Çok merak ettiklerimden.

3) Ermiş / Halil Cibran

Bakın listemden o kadar da uzak kalmamışım:) Yine listemde yer alan ve ilk kez tanışacağım bir kalem.

4) Sittaford Malikanesi'nin Gizemi / Agatha Christie

Gitmişken kitaplığıma bir Christie kitabı daha eklemeden olmazdı. Oldukça beğenilen bir kitap. Bakalım...

5) Ah'lar Ağacı / Pulbiber Mahallesi / Grapon Kağıtları / Didem Madak

Kitaplığımın yeni kitapları böyleyken, kitapları alırken ettiğim sohbetler, standların arasında kaybolmalarım, yorgunluktan perişan olmam da bana tatlı anılar olarak kaldı. Dilerim sizin de fuar ziyaretiniz keyifli geçmiştir:)

Sevgilerle

Obezite Kaderiniz Değil / Prof Dr Halil Coşkun

Obezite ve sağlıklı beslenme üzerine o kadar çok kitap var ki. Pozitif Yayınları'ndan çıkan bu yepyeni kitapta ise özellikle obezite cerrahisi ele alınıyor. Kitap obezite cerrahisi, öncesi, sonrası, bunun psikolojik boyutları, egzersiz gibi kısımları bir bütün olarak ele alıyor. İlk kez bu konuyu bu kadar irdeleyen bir kitapla karşılaştığım için türlerinden ayrıldığını düşünüyorum.

Yazar Prof Dr Halil Coşkun, sadece yazıdan değil aynı zamanda şekil ve şemalardan da yararlanmış kitabında. Özellikle kitabın başında sağlıkla ilgili okuyuculara uyarı yazısı da eklenmiş. Oldukça ciddi ve hassas bir konu olan obezite cerrahisi, kitabın sonundaki 18 sayfalık kaynakçayla bağlantılı olarak bilimsel verilerle anlatılmış.

Ayrıntılı ve terimsel bir dille yazılmış bu obezite cerrahisi üzerine kitapla ilgili karar sizin.

Sevgilerle

Senin Hikayen Hangisi / Serap Duygulu


"Herkesin bir hikayesi, her hikayenin bir kahramanı vardır. Ve her insan kendi hikayesinin kahramanıdır."

Ruh halimize iyi gelen, daha mutlu güçlü ve huzurlu hissettiren kitapları seviyorum. Buna rağmen kişisel gelişim kitaplarıyla aramın çok iyi olduğunu söyleyemem. Senin Hikayen Hangisi ise daha konusunu okuduğumda ümit vaadeden bir kitap olmuştu benim için. Yanıltmadı!

"Kaç yaşında olduğunu bilmesen kaç yaşında olurdun?"
-Satchel Page-

"...kendinizle ve fiziğinizle ilgili şeylere takılı kalırsanız, dönüp ruhunuza bakmalısınız. Asıl yara, asıl kırışıklık, asıl düzeltmemiz gereken şey oradadır."

Kitap adı gibi minik hikayelerle başlayan kısa kısa bölümlerden oluşuyor. O kadar akıcı, pırıl pırıl bir kalemle yazılmış ki bir oturuşta ardı ardına okuyorsunuz bölümleri. Ilık süt  gibi ısıtıyor içinizi. Kimi gerçek hayattan kimi dilden dile dolanan hayata dair minik hikayelerin ardından üzerine konuşuyor yazar. Ama ne tatlı bir konuşmak! O kadar sade, olduğu gibi, bir arkadaşınızla sohbet havasında, öğüt verici bir havadan uzak anlatıyor ki çok iyi geliyor böyle bir kitabı okumak içinize.

"Seçmek, seçmediğini kaybetmeyi göze almak demektir."
-Andre Gide-

Kitapta da dediği gibi hayatın karmaşasından biraz uzaklaşıp gökyüzüne bakmanın, mutlu olmanın ve kendi kendinin kıymetini bilmenin değerini bir kez daha fark ettiriyor size. Fark etmeden bir bakıyorsunuz kitap bitmiş. Benim kitabımın her yanı altı çizili satırlardan ve unutmak istemediğim hikayelerden oluşuyor. Dönüp dönüp okuyacağım bir başucu kitabı niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

"Derler ki 'Mutluluk göz hizanızdadır.' Mutlu olmak için bir şeyler beklemeyin, mutlu edilmeyi beklerseniz, mutluluk nedir asla öğrenemezsiniz."

Kitaptaki bir hikayede dediği gibi mutluluğu en bulamayacağımız yere saklamışlar, içimize... Hep içimizde olan ama uzaklarda, başkalarında arayıp da bulamadığımız mutluluğu öyle güzel fark ettirmiş ki psikolog olan yazar, günlük hayatın karmaşasından yorulup, güneşli bir günde birkaç satır okumak isteyenler için çok iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum kitabın. Üstelik kısa bölümler halinde olması yoğun olanlar için "Nerede kaldım, kitaptan koptum" sorunu da yaşatmayacaktır. Göreceksiniz başucu kitabınız olacak:)

"Yapabileceğinizin en iyisini yapın, sonra bırakın hayat da sizin için elinden geleni yapsın..."

Sevgilerle

Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski / Koridor Yayınları

"Hedefe her yaklaştığında bir korku kaplar kalbini. İnsanoğlu hedefine yürümeyi sever; varmayı değil."

Uzun bir süre önce Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nı okumuş, tam anlamıyla kalemine hayran kalmıştım. Şimdilerde ise Koridor Yayınları'ndan çıkan bez ciltli ve yeni çevirisi ile kitabı ikinci kez okudum. Bu yazımda kitabın inceleme yazısını daha önce yazdığım için genel anlamda çeviri ve baskı özelliklerinden bahsedeceğim.

Yeraltından Notlar kitabına dair inceleme yazım için tıklayınız

Klasiklerde en dikkat ettiğimiz mutlaka çeviri oluyor. Yoksa hiçbir şey anlamayarak bir köşede okumadan unuttuğumuz klasikler zamanla "Ben klasik okuyamıyorum, sıkılıyorum" cümlesi haline geliyor. Oysa iyi bir çeviri şart bir eserin tadını alabilmek için. Yeraltından Notlar için çok fazla çeviri seçeneği mevcut farklı yayınevlerinden. Ben ilk okuduğum çeviriyi sevmiştim. Koridor Yayınları'nın çevirisini de gayet sevdim. Herhangi bir sorun, hata ile karşılaşmadım. Tabi ki Rusça bilmiyorum, eseri bu bakımdan özgün dili ile kıyaslamam mümkün değil ancak gayet açık, anlaşılır ve akıcıydı ve ben memnun kaldım. Bu akıcılık ve yalınlığının yanında eserin değeri korunarak zarafetini de kaybetmediğini belirtmeliyim.

"İnsanın kendisine karşı tamamen dürüst olması, gerçeklerden korkmaması mümkün müdür?"

Koridor Yayınları'nı bir adım öne çıkaran özelliklerden biri klasikleri bez ciltle çıkarması oldu. Yeraltından Notlar dışında Aşk ve Gurur, İki Şehrin Hikayesi, Satranç, İnsan Ne ile Yaşar, Dönüşüm, Bir Kadının Hayatından 24 Saat de bez ciltle klasikler arasında yerini aldı. Merak edenleriniz için Koridor Yayınları'ndan çıkan Aşk ve Gurur ile Satranç'ın incelemeleri blogumda mevcut.

"Canlılık denen şeyin ne olduğunu, nerede bulunduğunu bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, şaşkınlıktan artık hangi yola gideceğimizi, kimi destekleyip kimden sakınacağımızı, kimi sevip kimi hor göreceğimizi bilemeyiz."

Psikolojik çözümlemeler ve karakter tahlili içerikli insanın iç dünyasını sorguladığı klasiklere meraklıysanız Yeraltından Notlar'ı büyük bir beğeni ile okuyacaksınız.

Sevgilerle

Gizemli Erkek Avcısı / Aylem Güngördü


"Eros, kendi kazdığı kuyuya düşerse..."

Dişli, her istediğini ele eden kadınlar vardır. Seçil de tam böyle biri. Ta ki karşısına Baran çıkıp tüm ezberi bozulana kadar. Her geçen gün Baran'a daha çok kapılan Seçil çaresiz kalırken ilişki uzmanı Gizemli Erkek Avcısı'ndan yardım almaya karar verir. Fakat işler daha da karışmaya başlayacaktır:)

Konusu hayli ilgimi çeken kitabı okumaya başlar başlamaz geçmiş bir kitaba dair göndermeler olduğunu fark ettim. Meğerse yazarın önceki kitabı Külkedisinin Zayıflama Hikayesi'nden aşina olunan yan karakter Seçil'in aşk hikayesini tutuyormuşum elimde. Her ne kadar bir nevi devam niteliğinde olan kitaptan daha çok keyif almak için ilkini okumak gerekse de yazar ben gibi okuyucuları düşünmüş olsa gerek ki ilk kitaba dair pek çok özetleme ya da gönderme ile bu sorunu ortadan kaldırmış. Kitaba ve karakterlere hemen ısındım ve yabancılık hissetmedim.

Seçil çok renkli bir karakter, Baran ise bir o kadar gizemli. Okurken hem gülüyor, hem de iyi zaman geçiriyorsunuz. Özellikle tatlı bir aşk romanı olsa da okurken keyiflensem, kafam dağılsa diyorsanız Gizemli Erkek Avcısı'nı bir çırpıda okuyacağınızı düşünüyorum. Hem çok akıcı, hem de kendim bir günde bitirdiğimden biliyorum:)

Oyunbaz ve gizemli aşk romanlarını seviyor ve hayata bir mola diyorsanız elinizde kahvenizle Gizemli Erkek Avcısı'nı okuyup mutlu olabilirsiniz bence:)

Sevgilerle

Heidi / Johanna Spyri ve Heidi Büyüyor / Charles Tritten

Çocukluğumuzun kahramanıdır Heidi. Pembe tombul yanakları, her daim bitmeyen neşesi ve Alp'in kırlarında keçilerle koşturması ile hiç unutamadığımız masumiyetini sevdiğimiz çocukluk hatıramızdır. Şimdilerde Arkadya Yayınları Büyüklere Masallar serisine başladı ve ilk kitabı da Heidi oldu. İlk kitap bildiğimiz çocukluğumuzda okuduğumuz Heidi iken, ikinci kitap olan Heidi Büyüyor mutlu sonla bıraktığımız o küçük kızın gençliğe ve yetişkinliğe geçiş hikayesi. Kısacası yıllar sonra neler oluyor, hikaye nasıl devam ediyor öğrenme fırsatı elimizde:)

Bilmeyenler varsa ilk kitap olan Heidi'de teyzesi tarafından anne babasız küçük kızımızın Alplerde yaşayan büyükbabasına bırakılmasını ve keçi çobanı Peter ile arkadaş olup buradaki doğaya nasıl uyum sağlayıp mutlulukla dolup taştığını okuyoruz. Sadece bu kadar da değil. İçindeki mutluluk ve masumiyet ile çevresindeki herkesi de mutlulukla doldurduğunu ve kalplerini yumuşattığını görüyoruz. Hangi yaşta olursak olalım Heidi'yi okurken duygulanmamak mümkün değil bana göre, zira ilk kitapta ara ara o çocuk masumiyeti ve kalbi ile gözlerimin dolduğu bir gerçek.

Muhtemelen çoğunuzun merak ettiği ikinci kitap olan Heidi Büyüyor ise farklı bir yazara ait. Buna rağmen devam hikayesinde herhangi bir yabancılık ya da kopukluk hissetmedim. Tabi ki Heidi geçen zamanla birlikte hem kendisinde hem de çevresinde değişiklikler yaşıyor. Örneğin artık genç bir yetişkin olarak köyüne öğretmen olarak dönerek bu sefer de başka hayatlara yardım elini uzatmasını okuyoruz. Yeni karakterler kadar eski karakterleri de devam ettiriyor kitap. İlkine göre daha kısa ama tatmin edici bir sona sahip çok hoş bir devam hikayesiydi bence.

Heidi'nin her iki kitabının da yediden yetmişe çok geniş bir okuyucu kitlesine hitap edeceğini düşünüyorum. Kitapların bez cilt ve ilgi çekici kapaklarla çıktığını da belirtmem gerek. Eğer siz de nostalji yapıp Heidi'nin iyilik ve masumiyetle örülü dünyasını tekrar yaşamak ve devamını öğrenmek isterseniz Heidi, Peter, Clara ve Alp Amca sizleri Alplerde bekliyor:)

Sevgilerle

Erik Ağacı / Ellen Marie Wiseman

"Hayatın akışına kapılacağım. Yaralarım alıştığım, güzel anlarla kabuk bağlayacak. Çünkü geçmişte yaşarsam, hayatta kalamam."

İkinci Dünya Savaşı'nı ele alan mutlaka çok fazla kitap vardır ancak Erik Ağacı'nın hissettirdiği duygu ile döneme ait betimlemelerinin kuvveti ve bunların eş harmanlanışını çok özel bulduğumu belirtmeliyim. Alman bir genç kızın gözünden anlatılan olaylar, aynı zamanda Yahudi bir delikanlı ile imkansızlıklardan sıyrılmaya çalışan aşkını ele alıyor.

"Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı."

Savaşın başından sonuna kadar Alman Christine ve ailesinin yaşadıklarını dinlerken, bir yandan da Yahudi Isaac ve ailesinin yaşadıklarını okuyoruz. O dönem yaşanan olaylar Christine'in gözünden ele alınırken kalbinizin acıdığını hissediyorsunuz. Yalın, akıcı ve güçlü betimlemelerle donatılmış cümleleriyle yazar okuyucuyu kalbinden yakalıyor. Kitabın sonunda yer alan yazar röportajı ise kitabın üzerinizdeki etkisini katlıyor.

Savaşın tarihi dokusu içine harmanlanmış hisli bir aşk hikayesini, tarihi detayların yoğunluğunda okumak isterseniz Erik Ağacı incelikle oluşturulmuş ve detaylarla bezenmiş kurgusuyla okuyup kitaplığınıza eklemekten memnun olacağınız bir kitap.

Sevgilerle

31 Ekim 2016 Pazartesi

Düşündüğümüz Şeyleri Neden Düşünürüz / Alain Stephen


"Mutlu olmak için bir ömür boyu çalışmak gerekir, çünkü tek bir kırlangıçla bahar gelmez."
-Aristoteles-

Felsefe kitaplarını sever misiniz? Ben bayılırım. Nemesis Kitap'ın yepyeni kitabı felsefe üzerine, pek çoğumuzun aklına düşen soruları tarihin büyük filozoflarının fikir ve bakış açılarını ele alarak yanıtlıyor.

"İyimserlik, sefil durumdayken her şeyin yolunda olduğunda ısrar etme deliliğidir."
-Voltaire-

Kitap sert kapakla ve iyi bir baskı kalitesi ile çıkmış. Sayfa tasarımını da çok sevdim. Alıntılara yer veren, bunu da kalın puntolarla metinden ayrı bir şekilde yaparak göze hoş gelen bir tasarımla vermesi çok hoş. Ayrıca çerçeve içinde enteresan olaylara ve filozofların hayatlarından kesitlere de yer veriliyor kitapta.

Kitap bölümler halinde, sorulara cevaplar halinde ilerliyor. Belirtmekte fayda var ki, kitap ince olmasına rağmen oldukça yoğun bilgi içeriğine ve felsefeye dair terimlere sahip. Felsefeye dair ön bilgisi olmayanlar kitaptan keyif almakta ve atmosferine girmekte zorlanabilirler.

Merak edenler için "Mutluluk nedir?", "Sevmek, sevilmekten daha mı iyidir?", "Bardağın yarısı dolu mu, yoksa boş mu?" kitabın cevapladığı sorulardan yalnızca bazıları. İlgi çekiciler değil mi? :)

Felsefeye bayılıyor, farklı bakış açılarını okumayı seviyor ve felsefeye dair ön bilgiye de sahibim diyorsanız meraklısına felsefe sunan bu kitabı oldukça seveceğinizi düşünüyorum.

Sevgilerle

Buradayım / Clelie Avit


"İçi darmadağın bir çanta gibi hissediyorum kendimi. Bir dolu şeyin iç içe geçtiği bir çanta."

Elsa, geçirdiği bir kar kazası sonucu beş aydır hastanede komada olan bir genç kızdır. Aynı hastaneye kız kardeşi için gelen Thibault kardeşinin sebep olduğu kaza yüzünden kardeşiyle konuşmayı reddederken kendini Elsa'nın odasında bulur. O andan sonra komadaki bu genç kızla arasında garip bir bağ oluşurken Elsa'nın etrafındaki tüm sesleri duyup, Thibault'un sesiyle yaşama tutunma gücünü kendinde bulması mucize gibidir. Oysa Elsa'yı kötü bir haber bekliyordur, fişini çekmek için gün saydıkları gerçeği...

"Bırakalım aramızdan biri hala becerebiliyorken hayal kurmaya devam etsin."



Daha en başından çok sade, yalın, ve akıcı cümleleri var kitabın. Öylece okurken sayfalar nasıl akıp gidiyor anlamıyorsunuz. Bir Elsa'nın ağzından, bir Thibault'un ağzından anlatılıyor olaylar. İkisi hem çok farklı hem de bir o kadar benzer karakterler aslında. İkisi de hayata daha sıkı tutunmak için bir arayış içindeler. Birbirlerine can simidi gibi sarılırken umutları kuvvetleniyor. Bu yalınlığın içindeki sıcaklık iyi geliyor okurken insana. Bir umudun yeşermesinin verdiği hissi seviyor insan.

"Üşüyorum... Hava soğuk olduğundan değil, şu halimde bana sarılıp beni teselli edecek bir kucak olmadığı için üşüyorum."

Bu kadar sade cümleleriyle nasıl oldu bilmiyorum ama kendimi kitaba kapılmış ve meraktan dayanamaz halde okurken buldum kendimi. Sizler de kolay okunur ama bir o kadar da yalınlığı içinde etkileyici ve kalbe dokunur bir kitap arıyorsanız Buradayım'a bakabilirsiniz.

Sevgilerle

Komik Bir Hikaye / Ned Vizzini


"Beynim artık düşünmek istemiyordu. Birden bire yapmak istemeye başlamıştı."

Craig, çok iyi bir liseye kabul görmüş ancak daha okula başlar başlamaz ağır sorumluluk ve beklentilerin altında ezilmiş on beş yaşında bir çocuktur. Hayat, okul, gelecek kaygısı ve karşı cinsle ilişkilerinin gittikçe farklılaşan dokusu altında ezilen, değişen ve denge sağlamakta zorlanan Craig kendini depresyonda ve hastanede bulur. Peki Craig, her şeyi yoluna sokup hayatına devam etmeyi başarabilecek midir?

"Beynim nereye gitmişti bilmiyordum. Bir noktada ayarı bozulmuştu. Başa çıkamadığı, saçma sapan birtakım şeylere takılmıştı."

En öz haliyle depresyonu, kaybolmuşluğu ve kendini arayışı anlatıyor kitap. Başta karmaşık gibi gelen bir girişle başlasa da her şeyin nasıl bu noktaya geldiğini baştan anlatmaya başlıyor esas karakterimiz bizlere. Özellikle gençlere hitap etmeyi hedefleyen kitabın, depresyon, kaygı, kendi içinde kaybolmuşluk konularını geniş bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekecek nitelikte ele aldığını düşünüyorum. Dili ise yalın ve çabucak okunabiliyor.

Özellikle kitabın kapağına değinmek istiyorum. Beyin haritaları çizmeyi çok seven Craig'e çok hoş bir bağlantı sağlanmış ki, kitapla kapak arasında kurulan anlam bütünlüğünü çok beğendim.

Kendini kaybolmuş hisseden, çıkış yolu arayan, toparlanmak için bir sebep arayanların başarıyla resmedildiği bu kitabın sade ve akıcı diliyle bu tarz konuları seven okuyucuların ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Sevgilerimle

27 Ekim 2016 Perşembe

TÜYAP Kitap Fuarı Dilek Listem

Merhabalar:)

Nasılsınız? Umarım siz de benim gibi TÜYAP'taki İstanbul Kitap Fuarı'nı her sene olduğu gibi bu yıl da dört gözle bekliyorsunuzdur. Ben gün sayıyorum desem abartı olmaz sanırım:) Bilmeyenler için fuar bu yıl 12-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek. Ulaşım için metrobüs ile Beylikdüzü son durakta inerek kolayca fuara ulaşabilirsiniz.

Ben bu liste işini hep yapıyorum. Neden mi? Çünkü zaman kazandırıyor. İçerisi hayli kalabalık ve büyük olunca insan nereye bakacağını şaşırıyor, en azından ben şaşırıyorum. Şeker peşinde koşan çocuk gibi o stanttan diğerine yuvarlanmam çok da zor değil:) Unutmadan girişte edineceğiniz bir fuar alanı haritası can simidiniz olacaktır, o kadar stant ve salon arasında yönünü kaybeden bir tek ben olamam, değil mi? :)

Şimdi gelelim fuar için kitap dilek listeme. Ben bu listeye çok da sadık kalmıyorum aslında, bazen indirimi yeterli bulmuyorum, bazen de inceleyince sevemiyorum.Yine de seviyorum işte liste yapmayı:)

1) Tatar Çölü / Dino Buzzati

Çok uzun zamandır aklımda olan, hakkında çok övgü duyduğum bir eser. Daha fazla geç kalmadan edinmeli diye düşünüyorum. Hatta yazarın Tanrıyı Gören Köpek ve Bir Aşk kitaplarını da mı alsam diye düşündüysem de önce yazarın dili ile tanışayım sonra karar veririm dedim.

2) Dar Kapı / Andre Gide

Pastoral Senfoni ile tanıştım Gide'ın kalemi ile. Kısacık bir kitap olmasına rağmen kurgusu ve özellikle çarpıcı sonu ile beni çok şaşırtmıştı. Dar Kapı da yazarın adını duyurmuş eserlerinden biri, merakla listemde.

3) Ermiş / Halil Cibran

Çoktandır merak edip fuara beklettiğim bir eser, kesin alınacak!

4) Arayışlar / Lou Andreas-Salome

Salome, hatırladınız mı bu ismi? Nietzsche Ağladığında eserindeki Salome. Çok çok merak ettiğimi söylemem gerek.

5) Üç Kız Kardeş / Anton Pavloviç Çehov

6) Vişne Bahçesi / Anton Pavloviç Çehov

7) Martin Eden / Jack London

Modern klasikleri okudukça daha çok okuma isteği uyanıyor bende. Bu üçü de dikkatimi çekenler.

8) Masallar / La Fontaine

9) Seçme Masallar / Hans Christian Andersen

Masallara ayrı bir merakım var:)

10) Önemsiz Bir Kadın / Oscar Wilde

11) Madam Bovary / Gustave Flaubert

Ölümsüz klasiklerden de bu ikisini aldım listeme. Listedeki pek çok yazarı ilk kez okuyacağım için ayrı bir heyecan duyuyorum. Çünkü her karşılaşma ya ilk kitapta veda, ya da tüm eserlerini okumak için bir başlangıç oluyor. Dileğimiz ikinci seçenek tabi:)

12) Aşk Cephesi / Tessa Dare

13) Aldatılan Kadının İntikamı / Tracy Bloom

Öhöm öhöm tabi ki listeye birkaç tane romantik kitap da yazmak gerekti:D İlki tarihi aşk romanı, diğeriyse modern zaman:)

14) Aşk Dersleri / Alain De Botton

Modern zamanın aşk ve ilişki kavramını sorgulayan kitap, farklı yazım tarzı ve bir ilişkideki aşamalar boyunca yaptığı tespitler ile listeme giriverdi.

Aslında aklımda başka kitaplar da var, hatta fuara kadar yenileri de eklenecektir muhtemelen ama şimdilik durum bu. Umarım benim listem sizlere de yardımcı olur. Peki siz neler almayı düşünüyorsunuz? Bana önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Sevgilerle

Aşk ve Gurur / Jane Austen / Koridor Yayınları

"Varlıklı ve bekar bir erkeğin kendisine er ya da geç bir eş seçmek zorunda olduğu, herkes tarafından tartışmasız olarak kabul edilen bir gerçektir."

Aşk ve Gurur ya da Gurur ve Önyargı. Sanırım Jane Austen'ın bu ölümsüz eserini duymayan kalmamıştır. O kadar bilindik bir eser ki kaç tane yayınevi tarafından çevirisinin yapılıp basıldığını bilemiyorum. Son dönemde ise Koridor Yayınları çevirdi Aşk ve Gurur'u ve bez ciltli gerçekten tasarımına hayran kaldığım bir kapakla okuyucuları ile buluşturdu. İlk kez yıllar önce okuduğum eseri, aylar önce de Martı Yayınları'ndan okumuştum. Bu seferki ise Koridor Yayınları'nın bu iddialı yeni baskısından oldu. Pek çok okuyucunun farklı yayınevleri tarafından basılmış dünya klasikleri konusunda hangisini seçecekleri konusunda kafasının karıştığını tahmin edebiliyorum. Bu yüzden bu yazımda kitabı çeviri ve baskı özellikleri bakımından değerlendirmeye çalışacağım.

Kitabın incelemesini içerik ve konu bakımından daha önce yazmıştım.

Aşk ve Gurur kitap incelemem için tıklayınız

Öncelikle kitabın baskı kalitesi, bez ciltli sert kapağı bugüne kadar gördüğüm diğerlerinin önüne geçtiğini düşünüyorum. Kitabın çok yüksek bir albenisi var bu kesin! Dünya klasiklerinin ölümsüz eserler olduğu düşünülürse hak ettikleri baskı kalitesinde olmaları beni mutlu ediyor. Unutmadan puntosu da gayet iyi:)

"Kendime karşı koyabilmek için boşuna mücadele ettim. Ama başaramadım. Duygularımı bastırmam mümkün değil. Size ne kadar hayran olduğumu ve sizi ne kadar sevdiğimi söylememe lütfen izin verin."

Gelelim pek çoğumuzun merak ettiği tercüme kısmına. Klasiklerde en belirleyici unsur elbette çeviri oluyor, çünkü kötü bir tercüme eserin değerini yeterince yansıtamadığı gibi okuyucuyu da eserden ve hatta uzun vadede klasik okumaktan soğutabiliyor. Aylar önce okuduğum Martı Yayınları'nın çevirisinden pek memnun kalmamıştım. Açık ve anlaşılır gelmemişti bana. Koridor Yayınları'nın çevirisi ise gayet anlaşılır ve akıcı. Eserin dili oldukça günlük, neredeyse bilmediğimiz, bugünlerde kullanmadığımız kelimeler yok denecek kadar az. Bu noktada kitabın tercih edilebilirliği bence ikiye ayrılıyor. Eğer öyle bir tercüme okuyayım ki dili su gibi aksın, anlamını bilmediğim kelimelerle yorulmayayım diyorsanız Koridor Yayınları çeviri tam sizlik! "Yok hayır, ben kitabın anlatıldığı o eski dönemi diliyle de daha iyi hissetmek istiyorum, çeviri o kadar da gündelik olmasın" diyorsanız kitabı önce diğer yayınevlerinin baskıları ile karşılaştırıp öyle edinmenizi öneririm. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise, ara ara geçen, bugünlerde pek kullanılmayan kelimelerle gündelik dilin birbirine karışıp, eserin geçtiği dönem olarak kafamı karıştıran yapısıydı. Örneğin bir yerde "yılışık" kelimesini okurken, başka bir yerde "vahamet, isnat etmek, mazhar olmak" kelimeleriyle karşılaşmak biraz garip hissettirdi.

"Tedirginliğinden ve kaygısından söz ediyordu ama yüzünde kendisini tam anlamıyla güvende hissettiğinden süphe duymadığını gösteren bir ifade vardı. Bu, Elizabeth'i sadece daha da fazla öfkelendirmeye yaradı."

Son olarak, eseri özgün dilinden okumadığım için çeviriyi sadece akıcılık, anlaşılırlık ve dönem dokusunun dilini hayal eden bir okuyucu olarak okuyup yorumladığımı belirtmek isterim. Bu bakımdan henüz ilk baskısını yapmış bu çevirinin yeni baskılarında bir kez daha gözden geçirilerek özenli çalışmalarını daha da başarılı hale getireceklerine inanıyorum.

Sevgilerle

23 Ekim 2016 Pazar

Ol Der ve Olur / Tuğçe Işınsu

"Dileğin henüz olmadıysa hala olma şansı var demektir..."

Her gün aynı değiliz, hayat koşturmacası içinde stres, üzüntü ve hayal kırıklıkları ile boğuşmak zorunda kalabiliyoruz. Böyle zamanlarda insan kendini daha iyi hissettirecek, olaylara yeni bakış açılarıyla yaklaşmasını sağlayacak kitaplar arayabiliyor. Tuğçe Işınsu'nun Ol Der ve Olur kitabı bu arayıştaki okuyuculara yardımcı olacak, altını çizmekten yorulacağınız satırlarla dolu yepyeni bir kitap.

"Senin olan her şey seni bulacak..."

Öyle bir kitap hazırlanmış ki içinde hem sohbet havasında altı çizilesi farkındalık yaratan cümleler, hem spiritüel enerji, hem de dini öğeler mevcut. Tüm bu öğeler tek bir kitapta oldukça dengeli bir dağılımla yer alıyor. Kitap bölümler halinde ilerlerken benim en çok sevdiğim kısımlar buradaki alıntılarda da yer verdiğim gibi kısa ve net cümlelerden oluşan adeta hep bildiğiniz ama farkına yeni vardığımız kısımlardı.

"Seni kimse üzemez, sen üzülmeyi seçersin kendini buna layık görürsün."

Kişinin kendi değerini fark etmesini, olaylara belki de saplandığımız bakış açılarından kurtularak daha farklı bir bakış açısından bakmamızı sağlayan kitap kesinlikle kişinin kendini daha mutlu, kendinden emin ve güçlü hissetmesini sağlıyor.

"...geçmiş kaçmamız için değildir, yüzleşmemiz içindir."

Benim kitabımdaki altı çizili cümlelerin sayısını bilmiyorum, o kadar çoklar. Ara ara tekrar açıp okumak isteyeceğim, özellikle keyifsiz ve üzgün anlarda elimizin gideceği nitelikte bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabi ki her kitapta olduğu gibi bu kitapta da daha az ve daha çok sevdiğim bölümler oldu, buna rağmen kitabın genel anlamda olumlu hissettiren ve moral verici nitelikte olduğunu düşünüyorum.

"Değerinden fazlasını verdiğin herkes bu yükü taşıyamaz seni pişman eder."

"Hayırsız kişileri yaşamlarımıza davet etmeyi pek seviyoruz hele onlara aşık olduğumuza inanmayı daha çok! Bunun iç yüzü: değersizlik hissi..."

"Kimi neyle incittin... Sen de aynı yerden sınanırsın..."

Kişisel gelişim kitapları ile ilgileniyor ya da kendinizi daha güçlü ve kendinden emin hissetmek istediğiniz bir dönemden geçiyorsanız Ol Der ve Olur'a göz atabilirsiniz. Altını çizeceğiniz çok fazla satır olacağına eminim.

Sevgilerle

Satranç / Stefan Zweig / Koridor Yayınları

"...dünyada hiçbir şey hiçlik kadar büyük bir baskı yapmaz insan ruhunda."

Satranç, Stefan Zweig'in önceden okuduğum bir eseriydi. Eseri o kadar başarılı bulmuştum ki ardı ardına diğer eserlerini de okumaya başladım. Pek çok kişi de benim gibi yazarın neredeyse en çok bilinen kitabı olan Satranç'ı çok sevmiş olacak ki pek çok yayınevi tarafından basıldığını görüyoruz. Bu yayınevlerinden sonuncusu da Koridor Yayınları oldu ve ben eseri ikinci kez bir de bu çeviriden okudum.

Bu yazımda kitabı daha önce incelediğim için Koridor Yayınları'nın çeviri ve baskı özelliklerini yorumlayacağım.

Satranç kitap incelemem için tıklayınız

Eseri daha önce Can Yayınları'ndan okumuş çeviriyi de gayet akıcı ve başarılı bulmuştum fakat belirtmekte fayda var ki eserin aslı Almanca ve ben bu dili bilmiyorum. Haliyle sadece eserin anlaşılırlık ve akıcılığına göre çeviriyi başarılı bulduğumu ifade edebilirim. Diğer yandan Koridor Yayınları'nın çevirisinin de akıcı ve üzerinde çalışılmış olduğuna inanıyorum fakat ilk kez basılan eserlerde eksiklikler olasıdır ki çeviride iyileşmeler gerektiğine inanıyorum. Neden mi? Eseri okurken bir anda "tahayyül, monomanik, dehleyip durmak, lök gibi oturmak" vb kelimelerle karşılaşmak kitaptan kopuşlar yaşamama neden oldu. Bunda da kimi kelimelerin günümüzde daha az kullanılırken, kimilerinin de fazlasıyla modern zamana ait oluşu ve bunun da kitabın dilinde bir zaman karmaşası yaratması etkili oldu. Kullanılan kimi deyimlerin de eserin zarifliğini incittiğini düşünüyorum. Bu noktada neden daha anlaşılır ve kitabın dokusuna daha iyi uyan kelimeler olmasın ki diye düşünmeden edemedim. Tüm bunlardan sonuçla çeviri kötü müydü? Bence hayır ama değişikliklere ve gözden geçirilmeye ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

"Bir şey olmasını bekliyordum, sabahtan akşama kadar ve hiçbir şey olmuyordu."

Koridor Yayınları'ndan çıkan Satranç'ı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise bez ciltle, çok kaliteli bir baskı halinde okuyuculara sunulmuş olması. Klasiklerin adeta ölümsüz eserler olduğu düşünüldüğünde hak ettiği değeri nihayet bulmuş gibi görünüyor.

Çeviri yüzünden pek çok insanın klasiklerden çekindiği bir gerçekken Koridor Yayınları'nın çeviride güncellemeler yaparak baskı kalitesi ile ön plana çıkan kitabıyla klasikler arasında hoş bir seçenek olacağına inanıyorum. Meraklısı için aynı yayınevinden yine bez ciltle çıkan Jane Austen'ın Aşk ve Gurur'u ile Charles Dicken'in İki Şehrin Hikayesi kitapları da mevcut. Okuyunca onlarla ilgili de yorumlarımı paylaşacağım.

Sevgilerle

17 Ekim 2016 Pazartesi

Tiffany'de Kahvaltı / Truman Capote

Bir kitaba çok hevesle başlayıp elinizde süründüğü oldu mu? Kesin olmuştur. İşte Tiffany'de Kahvaltı benim için tam da buydu. Maalesef tam bir hayal kırıklığı!

Belki kitabından belki  filminden aşinasınız Tiffany'de Kahvaltı adına. Övgüler üstüne övgüler alırken benim de merak etmemem olanaksızdı. Büyük bir hevesle aldım kitabı, filmi de sonrasında izlerim diye düşünüp. Dünyayı tek günlükmüş gibi yaşayan, uçarı, sürprizlerle dolu Holly'nin hikayesi bu. Belki başkaları başka sıfatlar kullanabilir Holly'yi tanımlamak için ama bendeki izlenim buydu. Holly partiler verir, Holly eğlenir, Holly kendinden başkasını çok da umursamaz, Holly gerçek benliğini kimseye göstermez, hatta belki kendisine bile. Holly farklı ancak bir o kadar da yeter artık n'olur kendine gel dediğim bir karakterdi. Hayatına dair anlatılan kesit de açıkçası anafikir olarak dağınık ve kopuktu benim için. Sevmek için çok uğraşsam da bir noktadan sonra sadece bitirmek için okuduğum bir kitap haline geldi maalesef.

Film konusunda hayli olumlu yorum okuyup dinlemişliğim var ancak ne yalan söyleyeyim kitapla böyle bir uyumsuzluk yaşadıktan sonra filmine cesaret edemiyorum. Belki kitabı biraz unuttuktan sonra, kimbilir.

Benim için okuması zorlu bir kitap olsa da kendini kanıtlayan bir eser olduğu da ortada. O yüzden tercih sizin, okursanız dilerim Holly'ye benden daha çok ısınabilirsiniz:)

Sevgilerle

10 Ekim 2016 Pazartesi

Sadece Arkadaşız / Catherine Bybee

Kesin olan bir şey varsa o da tam bir romantik kitap sever olduğum. Ara ara özlüyor, okuyamazsam adeta kederleniyorum:) Tam da böyle bir anda başladım Sadece Arkadaşız'ı okumaya. O kadar tatlı, yalın, damla damla büyüyen, hem güldürüp hem hüzünlendiren bir aşk hikayesiydi ki yüzümde tebessümle bir günde bitiriverdim kitabı.

Kitap daha başta konusu ile ilgi çekiyor. Jessica garsonluk yapan, kendi halinde bir yaşamı olan bekar bir anne. Bugüne kadarki ilişkilerinde maddi manevi kullanıldığına inandığı için kendine bir söz veren Jessica, maddi durumu iyi kariyerli biri ile yola çıkmayı kafasına koymuştur. Ne var ki karşısına garson Jack çıkar. Jack'le aralarında özel bir duygu kurulmaya başlasa da Jack tam bir hayalperesttir ve Jessica'nın kırılacak bir kalbi daha yoktur. Tabi Jack gerçekten de anlattığı gibi biri değilse:)

Oyunbaz hikayeleri seviyorum ne yalan söyleyeyim, kurguya neşe ve hareket katıyor. Bu kitapta da bolca güldüğüm yer oldu, öyle ki dili de yalın olduğu için sular seller gibi okuyup bitirdim:) Ara ara biraz daha heyecan ya da kurgusal farklılıklar arasa da gözlerim, çok önemli değildi. Sanırım kitapta başlı başına tek sevemediğim ayrıntı kapaktı. Kendi başına güzel olsa da kitabın içeriğini yansıttığını düşünmüyorum maalesef.

Kitapta esas karakterler kadar yan karakterleri de çok sevdim. Yazarın her bir karakteri özenle oluşturduğu ve okuyucuya sevdirdiği bir gerçek. Jessica'nın anneliği de kitapta çok doğru bir oranda verilerek romanın kurgusuna çok güzel harmanlanmıştı.

Genelde bu tarz aşk romanlarında aşk kavramının çok çabuk gelişip, fiziksel beğeniye kurban gittiği sık rastlanan bir durum olsa da bu kitabın en sevdiğim yönlerinden biri aşkın yudum yudum, aceleye gelmeden, iyi ve kötü günlerde bir arada olma fikrini de aşılayarak vermesi idi. İşin özü, ben fazlasıyla inandım aşklarına:)

Siz de benim gibi romantik kitap sevdalısıysanız Sadece Arkadaşız'ı çok severek, yüzünüzde tebessüm, bir çırpıda okuyacağınızı düşünüyorum. Bol romantik kitaplı günler:D

Sevgilerle

26 Eylül 2016 Pazartesi

Ölüm Adası / John Dixon

Carl Freeman, on altı yaşında güçsüzleri korumak isterken bolca belaya bulaşmış halde kendini Phoenix Adası'nda bulur. Kendi gibi evi, ailesi olmayan çocukların yollandığı bu garip adada cezasının bitmesini beklerken, hem hayatına temiz bir sayfa açma hayalleri kurar hem de aşık olur. Fakat hayalleri Carl'ı yarı yolda bırakır çünkü burası gidenlerin geri dönemediği bir ölüm kampıdır ve Carl buradaki arkadaşlarını kurtarmalı ve dünyanın geri kalanını bu adadan haberdar etmelidir.

Biraz Lost dizisine benziyor değil mi? Ama sadece o kadar. Özgün, farklı, özellikle ilk yüz sayfadan sonra gittikçe dolanan karmaşık ve zeki kurgusuyla beklentimin üstünde bir kitap oldu Ölüm Adası. Kitap serinin ilk kitabı. Buna rağmen kitabın sonuna geldiğinizde devamı olan ama kendi içinde bütünlüğünü sağlamış, net sonu olan bir kitap okumuş oluyorsunuz ( en azından bir serinin ilk kitabının sonu ne kadar net olabilirse o kadar yani:) )

Kitap modern dünyada geçmesine rağmen bilimkurgusal ve distopik özellikler içerdiğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Bunlar kitaba hareketlilik ve merak katan öğelerdi. Betimlemelerin de kuvvvetli olduğunu söylemeliyim. Akıcı, çabuk okunan ve serinin devamına dair merakınızı taze tutan bir kitap oldu.

Go Kitap genellikle gençlere yönelik kitaplarla çıkıyor ancak Ölüm Adası bence hem geniş bir yaş aralığının hem de kadın erkek herkesin beğenisini kazanabilecek bir kitap. Tabi macera ve distopya içerikli serileri sevmek şart:)

Kitaba ilk yüz sayfa çok bağlanamasam da sonrasında ilgiyle okudum ve serinin devamını da aynı merakla bekliyorum. Bana kalırsa ikinci kitapta işler daha da karışacak. Siz de macera olsun, seriyse de bayılırım diyorsanız buyrun size yepyeni bir seri.

Sevgilerle...

Tersyüz / Amy Harmon

"Seni istemeyen birine ait olabilir misin?"

Bir süre önce hakkında çok konuşulan, iyi yorumlar okuduğum bir kitap olmuştu Tersyüz. Bilirsiniz bazen insan bir kitabın popülerliğinden korkar, gözünde büyütüp beklentilerini karşılayamamasından çekinir. Tersyüz de böyle uzun zamandır kitaplığımda duran ama zamanını bekleyen bir kitaptı. Duygusal / romantik kitap aşığı ve bu konuda ince eleyip sık dokuyan, her aşka inanmayan biri olarak söylüyorum ki: az bile demişler! Kitap beni yıktı geçti!

"...bazen bir yüze aşık oluruz, onun ardındakine değil."

Ambrose Young, genç, yakışıklı, yetenekli, kasabanın yıldız güreşçisi. Fern ise okulun görünmez, kendi halinde, Ambrose'a aşık kızı. Buraya kadar hikaye klasik şüphesiz. Ya birgün işler tersyüz olursa? Ambrose dört arkadaşı ile gittiği savaştan tek başına geri dönüyor. Artık yüzünün yarısı tanınmayacak halde. Fern ise eski halinden uzak, genç, güzel bir kadın. Peki aşk artık bıraktığı yerde kalmamış bu iki insanı bulur mu? Yaraları sarar mı?

"Sevgisini göstermeyen sevmiyordur."

Salt aşk romanı veya duygusallıktan ibaret bir kitap değil Tersyüz. Sanki hangi kelimeyi kullansam az gelecek gibi hissediyorum. Hayat, Tersyüz demek aslında. Bir hayatta ne gelebilirse insanın başına neredeyse hepsi var içinde. Umudunu kaybedenlerin, daha en başta hayata yenik başlayanların ya da şansını sonradan kaybedip bulmaya çalışanların kitabı. Umut bir geliyor bir gidiyor çünkü bir masal mutluluğu değil derdi kitabın. Hem gerçekliğiyle canınızı yakıyor okurken, hem de parça parça umut, aşk,sevgi, dostluk ekiyor. Kalbinizin üstüne konuyor kitap, daha ne diyeyim. Anlattığı aşka gelince, gerçek aşk diyebilirim yalnızca. Öyle zarif, kırılgan ve gerçek ki...

Esas karakterlerin dışında belki de ilk kez bu denli yan karakterleri romanın odağında hissettim. Hepsi ayrı bir sorunun, hayatın içinden bir aynası gibiydi. Hepsi ayrı etkiledi ve merak ettirdi. Kitabın sonuna geldiğinizde ise hiçbirinin hikayesi yarım bırakılmadan, özenle anlatıldı. Bu bazı kitaplarda göz ardı edilebilen bir durum olsa da, buradaki özen bir kez daha kalbimi çaldı.

Tersyüz hakkındaki tüm olumlu yorumları fazlasıyla hak eden, okuduktan çok sonra bile uzun süre etkisinden çıkılması zor ve ömür boyu böyle bir aşkı aratacak kadar etkileyici bir kitap olmuş. Sakın atlamayın, mutlaka ama mutlaka okuma listenize alın derim.

Sevgilerle