30 Ağustos 2015 Pazar

Aklından Bir Sayı Tut / John Verdon


Polisiye, uzun bir süre okumadığım grupta yer aldı. Ne zaman ki Agatha Christie'nin dedektifvari, olayları ipuçlarını yakalayarak çözmeye çalışan kitaplarıyla tanıştım, tamam dedim. Ben de polisiye okuyabilirim.

Son dönem yazarlardan ise John Verdon bir anda göz bebeğim oldu. Arka kapak yazısının meraklandıran hali, sade ama şık kapak tasarımı derken alıverdim. Okudum ama ne okumak! Elimden bırakamadan, nefes bile almadan! Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen hiç acemilik sezmedim. Aksine usta bir kalemin, sağlam kurgusuyla baş başa hissini yaşadım.


Eski polis şefi Gurney esas adamımız. Eşiyle, ailesiyle adı konulamamış sıkıntıları var. Bir de alışamadığı emekliliği. Hal böyle derken bir anda çözülmesi gereken bir olayın içinde buluyor kendini. Kitapta bir yandan olaylar dallanıp budaklanırken, bir yandan da Gurney'in aile içi ilişkilerine değiniliyor. Kesinlikle kitaba anlam ve duygu katan bir detay! Sevdim, hem de çok.

"Aklından Bir Sayı Tut" sonrasında yazarın "Gözlerini Sımsıkı Kapat", "Şeytanı Uyandırma" ve "Peter Pan Ölmeli" kitapları da çıktı. Gurney haliyle yine iş başında. Kitaplar birbirinin devamı niteliğinde olduğundan sırayla okumak daha iyi fakat çözülen olaylar farklı olduğundan bağımsız da okunabilir.

Aklından Bir Sayı Tut, zeki ve sağlam kurgusuyla kesinlikle övgüyü hak eden bir kitap. Polisiye okumam diyenlere bile sevdirecek kadar hatta. Okumaya başlayınca duramayacak, bitirince diğerlerini merak edeceksiniz. Net!

Sevgilerle

18 Ağustos 2015 Salı

On Küçük Zenci / Agatha Christie

Agatha Christie kitapları denildi mi, bende akan sular durur. Neden On Küçük Zenci'yi okumakta bu kadar geciktiğimi ise hiç bilmiyorum çünkü bu kitap bir efsane!

Birbirinden farklı on kişi... Bir adaya davet ediliyor. Herkes huzurlu bir tatil yapacağını zannederken olaylar bambaşka bir yönde ilerliyor. Hepsinin geçmişinde itiraf edilmemiş anılar gizli, peki ortak yanları ne?

Agatha Christie kitaplarında tahminlerim hiç tutmaz. "Hah işte, mantıklı bir açıklaması olmayacak. Olur mu canım, olsa fark ederdim. Dikkatle okuyoruz herhalde." diye kibirli kibirli didikleyip okusam da her seferinde susup oturmak zorunda bırakır Christie sizi. Öyle ağzınızın payını verir, öyle açıklamalarda bulunur ki "Ha tamam o zaman" der, şapka çıkarırsınız. On Küçük Zenci'de de yazar sağ gösterip sol vurma olayının adeta zirvesinden sesleniyor. Merak duygunuzu öyle harekete geçiriyor ki, sonuna gelmeden gözünüze uyku girmiyor. Bitirmeme şansınız yok, delicesine merak ediyorsunuz sonunu.

On Küçük Zenci; kurgusu, şaşırtmacaları, meraklandırmadaki başarısı ve şüphesiz akıcı yazımıyla okuduğum en iyi Agatha Christie kitaplarından biri! Hatta belki de zirvesi! Eğer daha önce hiç Agatha Christie okumasıysanız başlamak için bundan iyisi olamaz!

Sevgilerle

16 Ağustos 2015 Pazar

Karatay Diyeti / Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Bilmeyeniniz yoktur. Karatay Diyeti çok konuşuldu, hala da konuşulmaya devam ediyor. Ezber bozan Karatay diyetini ben de enine boyuna öğrenmek istedim. Aldım kitabını elime, okudum. Okudukça daha çok ikna oldum, daha bir aklıma yattı. Sevdim ben bu kitabı.

Karatay Diyeti beslenme üzerine okuduğum ilk kitap değil fakat bu kitabın diğer okuduklarımdan çok daha farklı olduğunu önemle vurgulamalıyım. Kitap bilimsel çalışmalarla, insan vücudunun biyolojik işleyişiyle konuşuyor. Uzun uzun açıklıyor insan vücudunda olanları. O denli açıklamacı ve her tür soruya yanıt niteliğinde ki isteseniz bile aklınızı kurcalayan bir soruya yer bırakmıyor. Bu bakımdan çok tatmin edici bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazım stili bilimsel sayılabileceği için belki biraz zorlayabilir fakat dili inanılmaz açıklayıcı ve tane tane. Vurgulamak istediği noktaları döne döne benimsetiyor. Kısacası okudum, unuttum gibi bir sorun da olmuyor.

Kitap, bölüm bölüm ve sorulara cevaplar halinde. Açıkçası ben bu duruma bayıldım. Hem istediğiniz an soluklanabiliyor, hem de kafanızdaki sorulara cevap buluyorsunuz. Sonlara doğru kitabın temel noktalarını özetleyen bir kısım olduğu gibi, örnek bir haftalık menü ve örnek yemek tarifleri de var. Tarifler çok kolay uygulanır ve ağız tadımıza uygun görünüyor.

Muhtemelen aklınızda şu soru var: "Peki işe yarıyor mu?" Açıkçası kitabı birebir uygulamak adına okumadım. Daha çok öğrenmek, sağlıklı beslenme adına minik değişiklikler sağlayabilir miyim diye okudum. Kendi adıma yüzde yüz bir beslenme programına uyum sağlamanın zor olduğu inancındayım. Hangimiz bir tabak pastayı mideye indirmiyoruz ki kahvenin yanında? Oluyor yani böyle yaramazlıklar:) Ama neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilip, genel anlamda beslenme düzenime bir yön vermekse mesele kitabın bana olumlu katkılar sağladığı inancındayım. Yani sorunuzun cevabı bende değil:) Kaldı ki kitabın da anlık bir diyetten ziyade bir yaşam ve beslenme tarzına yönelik olduğunu düşünüyorum.

Beğenerek okuduğum, açıklayıcı ve irdeleyici dilini sevdiğim bir kitap oldu Karatay Diyeti. Eğer siz de beslenme adına bilimsel açıklamalarla öneriler sunan bir kitap arıyorsanız Karatay Diyeti'ne göz atabilirsiniz. Karar sizin.

Sevgilerle

11 Ağustos 2015 Salı

Yanlış Zaman Doğru İnsan / Linda Howard

Linda Howard'ın kalemiyle Av Mevsimi kitabında tanışmıştım. Sanırım o zamana kadar polisiye ve aşkın bir kitapta bu denli başarılı biçimde harmanlanacağını da düşünmemiştim. O kadar sevmiştim ki kalemini hemen başka kitaplarını da araştırdım ve konusuyla beni büyüleyen Yanlış Zaman Doğru İnsan'da karar kıldım.

Ne yazık ki sadece konusuyla büyüledi ve öyle de kaldı! Arka kapak yazısı, konusu, içeriği şahane görünen kitap, konunun işlenişi ve akışıyla benim için maalesef hayal kırıklığıydı. Modern zamannın içinden bir kadın Grace ile geçmişten bir şövalyenin yani İskoçyalı Niall'ın anlatıyor kitap. "Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim. Hemen açıklayayım. Grace antik el yazmaları üzerine uzmanlaşmış bir akademisyen. Kendi halinde, mutlu bir hayatı var. Üzerinde çalışması için verilen antik yazmaların büyük bir hazinenin anahtarı olduğundan ise habersiz. İşte işler bu noktada karışıyor ve hazinenin peşindekiler Grace'in de peşine düşüyor. Grace ise çareyi bu hazinenin koruyucusu olan İskoçyalı Niall'a ulaşmakta buluyor. Ama minik bir sorun var, aralarındaki yüzlerce yıl! Eh anlamışsınızdır sanırım. Zamanda yolculuk, tarih, aşk, macera, polisiye hepsi bir arada kitapta. Şimdi böyle anlatınca eminim koşarak alasınız gelmiştir kitabı. Ben almak isterdim yani:) Fakat maalesef tüm ilgi çekicilik buraya kadardı. Bundan sonrasında yaklaşık 500 sayfalık kitapta 350 sayfa civarı ilerlemeyen bir konu içinde dönüp duruyorsunuz. Hikayeye dair adeta hiçbir akış yok desem yeridir. Son 150 sayfada konu akışı başlıyor ki, kitabın neden bu kadar uzatıldığına anlam veremiyorsunuz. 

Bu kitabı almamdaki en önemli sebep iyi bir romantik arayışımdı. O halde en önemli soruya gelelim. Kitaptaki aşk hissi bana geçti mi? Kesinlikle hayır! Fiziksel çekimin aşk olarak işlenip, duygu kısmının yetersiz kalışı beni o aşka ikna edemedi. Bu bakımdan aradığım romantik kesinlikle Yanlış Zaman Doğru İnsan değildi. ( Kitapta cinsellikle ilgili kısımlar mevcut)

Aslında bu kadar uzatılmadan daha net tutulsa,akıcılık sağlansa, bir de aşk kısmına bir tutam daha duygusallık katılsa bence şahane bir kitap olabilirmiş. Kaldı ki konu, kurgu, karakterler çok başarılı bir şekilde işlenmeye müsaitti. Kitabın kapak çalışmasını ve özgün adından farklı adlandırılmasını da sevmediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Kısacası benim için iz bırakmayan, hayal kırıklığı yaratan bir kitaptı. Linda Howard okuyacaklara Yanlış Zaman Doğru İnsan'ı değil, Av Mevsimi'ni tavsiye ederim.

Sevgilerle

9 Ağustos 2015 Pazar

Renkler Şehri ve Merak Edilenler


Boyama kitapları kendimizi bildik bileli var ama ne zaman ki yetişkinler işin içine karıştı aldı başını gitti. Girdiğiniz kitapçılarda şöyle bir etrafa bakındığınızda muhtemelen sadece yetişkin boyama kitaplarına ayrılmış bir kısım göreceksiniz. Neler yok ki? Doğa desenleri, mandala, soyut çalışmalar, mimari, kedi, minyatür, hayvan çizimleri ve daha nicesi. Hatta kızlar ve erkekler için ayrı kitaplar bile var. Artık takip etmek oldukça zorlaştı. Yine de bazıları daha ön plana çıkıyor sanırım.

Bilenler bilir. İlk önce Esrarengiz Bahçe ve Gizemli Orman'ı almıştım. Oldukça da boyadım. Ne var ki insan bir süre sonra farklı desenler arıyor. İki kitap da doğa ağırlıklı olduğundan son zamanlarda farklı içerikli bir boyama kitabı arayışına girmiştim. Sonunda da Renkler Şehri'nde karar kıldım.

Renkler Şehri nasıl bir boyama kitabı?

İndigo Kitap'tan çıkan Renkler Şehri, Renkler Sokağı ve Renkler Ülkesi serisinden bir boyama kitabı. İçinde sokaklar, ünlü mimari yapılar ve evler var.

Kitabın olumlu yanları neler?

-Desenler bir şahane

-Çok detaylı desenler olduğu kadar iri desenler de mevcut

Kitabın olumsuz yanları neler?

-Yapraklar bir boyama kitabı için ince

-Yaprakların her iki yüzünde de desen var (Boyanın arkaya geçme durumu düşünülürse boş olması daha iyi olurdu. Kaldı ki çerçeveletme gibi durumlarda da arkasındakinden vazgeçmek gerekiyor.)

-Daha ilk desende cilt sırt kısmından ayrıldı. Sayfalar da haliyle ayrılmaya başladı. Belki benim elimdeki böyle denk gelmiştir ancak benim için ciltleme başarısız.

Hangi tür boyaları kullanmak daha uygun olur?

Evet, belki de en önemli soru bu. Yaprak kalınlığını yetersiz bulduğum için kuru boya öneririm. Keçeli kalem (fosforlu ve pilot kalemde de aynı şekilde) kullandığımda arkada iz oluştu. Boşluklarda kuru/toz/soft pastel kullanmanız hızlıca boyamanızı sağlayacağı gibi, renk geçişleri sağlamada da oldukça yararlı. Sulu boyaya ise cesaret edemedim ve etmeyeceğim. Sayfa kalınlığının sulu boya için yeterli olmadığı fikrindeyim.

Boyalarla ilgili daha çok fikir edinmek isterseniz bir diğer yazım için tıklayınız
Mimari desenler ve evler ilginizi çekiyor, "Aman canım keçeli kalemle boyamam ben de, kuru boya yeter" diyorsanız değerlendirebileceğiniz bir boyama kitabı. Açıkçası ben çok severek boyuyorum. Gözden çıkardığım desenlerin diğer tarafındakileri de mis gibi keçeli, pilot, fosforlu kalemlerle boyuyor, arkada iz olur mu diye de hiç dert etmiyorum:)

Sevgilerle

7 Ağustos 2015 Cuma

Çarpık Evdeki Cesetler / Agatha Christie

Polisiye denince ilk aklıma gelen Agatha Christie kitapları. Zekice yerleştirdiği ipuçları ve neredeyse romandaki her karakteri şüpheli gösterecek şekilde kurgulaması her zaman çok başarılı. Genelde  kitaplarda Hercule Poirot ya da Miss Marple eşlik etse de okuyucuya nadiren de olsa her ikisinin de olmadığı kitaplar da var. On Küçük Zenci gibi Çarpık Evdeki Cesetler de işte bu kitaplardan. Olayı çözenler yeni karakterler. Bu bakımdan farklı tarzda bir Agatha Christie romanı okumak istiyorum diyenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Leonidas ailesi büyük çarpık bir evde üç aile birlikte yaşamaktadır. Birgün ailenin reisi konumundaki büyükbaba zehirlenerek öldürülür. Artık evdeki herkes birer şüphelidir. Olayı çözmek ise evin kızı Sophia'nın nişanlısına kalır. Agatha Christie'nin kitapları genelde olayın polisiye yönüne odaklanır, bu kitapta ise diğerlerinden farklı olarak daha romansı, psikolojik tahlillere de dönük bir yazım tarzı hissettim. Ayrıca kitabın romantik, duygusal bir yön de taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Farklı üslup ve romantizm ile polisiyenin harmanlanışı beni hiç rahatsız etmedi. Ne var ki konu akışını sıkıcı bulduğumu belirtmeliyim. Neredeyse sonuç kısmına kadar belirgin bir hareketlenme ve ipucu akışı yaşanmayan kitapta, Agatha Christie kitaplarının olmazsa olmazı, her seferinde merak ederek okuduğum karakter sorgulamaları da gereksiz uzatılmıştı. Yine de şapka çıkartmak gerekir ki katili yine tahmin edemedim. Son kısım düşünüldüğünde başarılı ve şaşırtıcılığı yüksek desem de genel olarak sıkıldığım, ortalama bir kitaptı.

Çarpık Evdeki Cesetler, okuduğum diğer Agatha Christie kitaplarına kıyasla üst sıralarda yer bulamasa da, sanırım kitabın talihsizliği On Küçük Zenci, Doğu Ekspresinde Cinayet gibi çok başarılı bulduğum kitapları öncesinde okumuş olmamdı. Agatha Christie kitaplarını seviyor ve farklı tarzda olsun diyorsanız Çarpık Evdeki Cesetler'e yine de bir şans verebilirsiniz. Karar sizin.

Sevgilerle