20 Mayıs 2015 Çarşamba

Genç Werther'in Acıları / Johann Wolfgang Von Goethe

"Evet, yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz?"

Genç Werther'in Acıları, Alman edebiyatının ünlü yazarlarından Goethe'nin ilk romanı. Klasikler arasında sıkça duyarsınız adını, duydukça da merak edersiniz genç bir adamın acılarını. Buyrun o halde Werther'le tanışalım.

"Başkaları birazcık çaba ve yetenekle karşıma geçip sıkılmaktan uzak bir kendini beğenmişlikle çalım satarken, ben kendi çabamdan ve yeteneğimden mi kuşkulanıyorum? Bana her şeyi bağışlayan güzel Tanrım, niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?"

Werther gencecik bir delikanlı. Yaşamın içinde kendini aramakta; etrafını gözlemlemekte ve görüp duyduklarına anlam vermeye çalışmakta. Kırılgan, zarif, hassas bir ruhu var. Buram buram hissediyor her şeyi, adeta etrafındaki toz zerrelerine kadar. Her şeyi gören, duyan, hisseden ve bunun acısıyla acılanan Werther'in aynı zamanda aşka düşüşü ve baştan sonra bu süreçteki hislerine tanıklık ediyorsunuz kitapta. Werther'in ağzından mektuplar olarak ifade edilen kitap sonlara doğru mektupların dışına çıkıyor.

"Sizden bir ricam var: Bana not yazdığınız kağıtların arasına kum serpmeyin lütfen. Bugün notunuzu hızla dudaklarıma değdirince dişlerim gıcırdadı."

"Büyük annem mıknatıslı bir dağla ilgili bir masal anlatırdı: Dağa fazla yaklaşan gemilerin demir parçalarının hepsi birden sökülür, çivileri dağa doğru uçarmış, zavallı acı çekenlerse, üst üste yığılan tahtaların arasında ezilirlermiş."

126 sayfalık bu kitap, bu denli az hacimde inanılmaz büyük bir duygusal okyanusta yüzdürüyor okuyucusunu. Werther'le duygudan duyguya atlıyorsunuz. Bazen bir aşkın neşe dolu uyanışını, bazen de umutsuzluk dolu kasvetini yaşıyorsunuz. Özellikle de acının elle tutulacak kadar somutlaştığını hissediyorsunuz. Bir yerden sonra kalbiniz yoruluyor, ıstırap çekiyor. Sanki yazar tüm duygularınızı bir kavanoza doldurmuş da durmadan sallıyor gibi...

"Böyle mi olacaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?"

Kitap altı çizilecek çok fazla cümle içeriyor. Farklı bakış açıları kazandıran, tespitleriyle zihni yoran, ilgi çeken yapısını ise çok beğendim. Çeviri başarılı ve anlaşılır, buna rağmen son dönem edebiyata alışmıssanız edebi ve zaman zaman ağdalı üslubu biraz yorup, okurken kopmalar yaşamanıza neden olabilir.

"Keşke yüz kere onun boynuna sarılacak duruma gelmeseydim! Yüce Tanrım biliyor ya, etrafını birçok güzel şeyin sardığını gören, ama onlara dokunma izni olmayan biri gibiyim... Çocuklar gözlerine ilişen her şeye dokunmazlar mı? - Ya ben?"

"Mutluysak, nedeni hayalet gölgeler değil mi?"

Büyük bir kısmında cümlelerindeki edebi güç ve tespitleriyle ilgimi taze tutsa da, son dönemeçte baş karakterin ruh dalgalanmaları dolayısıyla yazılanlar karmaşıklastı, hatta tekrara döndü, silikleşti. Karaktere bağlı bu değişim anlaşılabilir olsa da başlardaki tadı sonlarda alamadım.

"Ah, benim bildiklerimi herkes bilebilir- bana özgü olansa yalnızca yüreğim."

Her şeyi hissetmek zarif ve hassas bir ruhun lanetidir adeta. Her acı, her kabullenemeyiş bir yük olur sırtına, önce kamburlaşır sonra ayağa kalkamaz hale gelir insan. Nihayetinde çöker kalır soluksuz. Werther'in ruhunun hikayesi de böyleydi işte. Hisseden bir ruhun önce duyulmayan çığlığı, sonra gürültülü sessizliği... Ruhunuza keder geçirmeyen kalkanlarınızı kuşanın, öyle okumaya başlayın. Çünkü başladığınızda acıdan oklar birbiri ardına fırlamaya başlayacak...

Sevgilerle