30 Mayıs 2015 Cumartesi

Yaz Evi / Jude Deveraux


-Hımm... Gençlik, yaz aşkı kitabı falan herhalde.

Cık, bilemedin! Hemeeen geri dönüyorsun kitabı incelemeye. Çünkü bu kitap hayatının kitapları arasına girebilir!

Üç kadın, gençliklerinin baharında birbirine hayallerini anlattıkları tek bir gün geçirirler. Yıllar sonra tekrar buluşan üç kadının hayatları hayallerinden ayrı çok başka yönlere savrulmuştur. Kimisi evliliğinde, kimisi kariyerinde aradığını bulamamıştır. Büyücü Madam Zoya ise kırkına gelmiş, hayal kırıklarının üstünde yürüyen bu kadınlara bir şans  sunar. Hem de geçmişteki her şeyi başa saracak kadar büyük bir şans...

Geçmişinizi tekrar yaşayabilseydiniz neleri değiştirmek isterdiniz? Belki hiçbir şey, belki de çok şey. Bu zor sorunun cevabını Jude Deveraux'un Yaz Evi kitabı inanılmaz bir akıcılık, merak duygusu ve dolulukla veriyor. Hayata ve elbette çokça aşka dair bir kitap. Üç esas karakteriniz de olunca okuması bir o kadar dolu dolu oluyor. Her bir karakterde mutlaka ruhunuza değen bir his yakalıyorsunuz. Asla sıkılmıyorsunuz ve bir bakmışsınız bitmiş!

Adını duymamış, kapağını da sevmemiş olabilirsiniz ( ki ben sevmedim, kapaklarda gerçek kişilerin kullanılmasından hoşlanmıyorum). Yine de bir şans verin diyorum. Kesinlikle tavsiyemdir. Bulduğunuz yerde yapışın ve okumaya başlayın. Zaten elinizden bırakamayacaksınız!

Sevgilerle

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Kal / Git

Kal istedim… Öylece, nedensiz, konuşmadan… Mutsuz ol istersen yanımda, o kadar bencilce istedim bunu, seni… Yanımda otur istedim, kazağına düşsün başım, hiçbir şey söyleme istedim. O an öylece donsun kalsın ve ben bir ömür sıcağında, güvenli, mutlu, aşık…


Git dedim…  Ruhum bencil, şımarık bir aşıktı. Ruhum kördü, ruhum sağır ama o lanet gözlerim görüyordu, aklım anlıyordu.

“Git” dedim. Sen “Benden git” anladın, ben “Mutluluklara git” dedim…

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın Tuhaf Hikayesi / Robert Louis Stevenson

"Düşünceme göre, insanın bu iki yanı ayrı ayrı yaşayabilseler, hayatlarının bütün çekilmez tarafları ortadan kaybolup gidecek ve bu ikiliden günahkar olanı, namuslu ikizinin isteklerinden ve vicdan azabından kurtulmuş halde kendi yolunda ilerleyecekti; dürüst olan kişilikse, ahlaki olarak daha yüce yaşantısında kendisine zevk veren iyi işlerle meşgul olacak ve dıştan gelen kötülüğün ellerinde yüz karası işlerle ve pişmanlıklarla hayatını mahvetmeden, başını eğmeden, güvenle yol alabilecekti."

Bir insan içinde kaç ruh taşır? Tamamen iyi midir ya da tamamen kötü? İyi bir ruhun içinde hiç mi kötülük yoktur? Kötü bir ruhun içinde hiç mi iyilik? ...

Sorması da yanıt bulması da zor sorular. Stevenson işte bu zor göreve kalkışıyor.  Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın Tuhaf Hikayesi insanın içinde barındırdığı iyi ve kötünün mücadelesini ele alıyor.

Ahlaki yönden kusursuz denilebilecek, toplumda saygın bir yere sahip olan Dr. Jekyll; törpülediği, bastırdığı yanlarını ortaya koyabileceği bir yöntem bulur. Bu yöntem Mr. Hyde'ı ortaya çıkarır. Kötü ve acımasız yanı...

Kırmızı Kedi Yayınevi'nden okuduğum kitabın kapak tasarımının şıklığı gibi çevirisi de güzel. 119 sayfalık kısa denilebilecek kitap, sanki konunun özüne bir türlü inemiyor ve sürekli etrafında dolanıyor gibi belirsiz bir izlenim yaratsa da yazarın vurucu kısmı sona sakladığını bitirdiğinizde anlıyorsunuz.

"Her şey bir gün sona erer; insan en büyük tedbirleri alır ama yine de en sonunda, kötü yana bir anlık teslimiyetin sonucunda, ruhun dengesi bozulur."

Konusuna bakıldığında her ne kadar olağanüstü öğeler içeren fantastik bir görüntü çizse de ilgisi yok. Daha çok psikolojik bir yan içerdiğini söyleyebilirim. Kişinin içindeki iyi ve kötü hislere karşı mücadelesi, geçirdiği ruhsal dalgalanmalar ve vicdan konusu çarpıcı bir şekilde dile getiriliyor. Yine de zaman zaman uzun cümlelerin yorduğu da bir gerçek.

Pek çok yayınevi tarafından çevrilmiş, filme aktarılmış bir klasiği okuduğum için mutluyum. Farklı dokusu ve  psikolojik gözlemleri ile okunmaya değer eserlerden.

Sevgilerle

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Genç Werther'in Acıları / Johann Wolfgang Von Goethe

"Evet, yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz?"

Genç Werther'in Acıları, Alman edebiyatının ünlü yazarlarından Goethe'nin ilk romanı. Klasikler arasında sıkça duyarsınız adını, duydukça da merak edersiniz genç bir adamın acılarını. Buyrun o halde Werther'le tanışalım.

"Başkaları birazcık çaba ve yetenekle karşıma geçip sıkılmaktan uzak bir kendini beğenmişlikle çalım satarken, ben kendi çabamdan ve yeteneğimden mi kuşkulanıyorum? Bana her şeyi bağışlayan güzel Tanrım, niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?"

Werther gencecik bir delikanlı. Yaşamın içinde kendini aramakta; etrafını gözlemlemekte ve görüp duyduklarına anlam vermeye çalışmakta. Kırılgan, zarif, hassas bir ruhu var. Buram buram hissediyor her şeyi, adeta etrafındaki toz zerrelerine kadar. Her şeyi gören, duyan, hisseden ve bunun acısıyla acılanan Werther'in aynı zamanda aşka düşüşü ve baştan sonra bu süreçteki hislerine tanıklık ediyorsunuz kitapta. Werther'in ağzından mektuplar olarak ifade edilen kitap sonlara doğru mektupların dışına çıkıyor.

"Sizden bir ricam var: Bana not yazdığınız kağıtların arasına kum serpmeyin lütfen. Bugün notunuzu hızla dudaklarıma değdirince dişlerim gıcırdadı."

"Büyük annem mıknatıslı bir dağla ilgili bir masal anlatırdı: Dağa fazla yaklaşan gemilerin demir parçalarının hepsi birden sökülür, çivileri dağa doğru uçarmış, zavallı acı çekenlerse, üst üste yığılan tahtaların arasında ezilirlermiş."

126 sayfalık bu kitap, bu denli az hacimde inanılmaz büyük bir duygusal okyanusta yüzdürüyor okuyucusunu. Werther'le duygudan duyguya atlıyorsunuz. Bazen bir aşkın neşe dolu uyanışını, bazen de umutsuzluk dolu kasvetini yaşıyorsunuz. Özellikle de acının elle tutulacak kadar somutlaştığını hissediyorsunuz. Bir yerden sonra kalbiniz yoruluyor, ıstırap çekiyor. Sanki yazar tüm duygularınızı bir kavanoza doldurmuş da durmadan sallıyor gibi...

"Böyle mi olacaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?"

Kitap altı çizilecek çok fazla cümle içeriyor. Farklı bakış açıları kazandıran, tespitleriyle zihni yoran, ilgi çeken yapısını ise çok beğendim. Çeviri başarılı ve anlaşılır, buna rağmen son dönem edebiyata alışmıssanız edebi ve zaman zaman ağdalı üslubu biraz yorup, okurken kopmalar yaşamanıza neden olabilir.

"Keşke yüz kere onun boynuna sarılacak duruma gelmeseydim! Yüce Tanrım biliyor ya, etrafını birçok güzel şeyin sardığını gören, ama onlara dokunma izni olmayan biri gibiyim... Çocuklar gözlerine ilişen her şeye dokunmazlar mı? - Ya ben?"

"Mutluysak, nedeni hayalet gölgeler değil mi?"

Büyük bir kısmında cümlelerindeki edebi güç ve tespitleriyle ilgimi taze tutsa da, son dönemeçte baş karakterin ruh dalgalanmaları dolayısıyla yazılanlar karmaşıklastı, hatta tekrara döndü, silikleşti. Karaktere bağlı bu değişim anlaşılabilir olsa da başlardaki tadı sonlarda alamadım.

"Ah, benim bildiklerimi herkes bilebilir- bana özgü olansa yalnızca yüreğim."

Her şeyi hissetmek zarif ve hassas bir ruhun lanetidir adeta. Her acı, her kabullenemeyiş bir yük olur sırtına, önce kamburlaşır sonra ayağa kalkamaz hale gelir insan. Nihayetinde çöker kalır soluksuz. Werther'in ruhunun hikayesi de böyleydi işte. Hisseden bir ruhun önce duyulmayan çığlığı, sonra gürültülü sessizliği... Ruhunuza keder geçirmeyen kalkanlarınızı kuşanın, öyle okumaya başlayın. Çünkü başladığınızda acıdan oklar birbiri ardına fırlamaya başlayacak...

Sevgilerle

19 Mayıs 2015 Salı

Zehir

Sen hep olduğun yerdeydin. Ben bir sağında, bir solunda, dört bir yanında pervane… Aptallaştım, sağırlaştım, kör oldum. Darbeler arka arkaya gelip kana bularken üstümü anlamadım bile, o kadar uyuştum gülüşünün zehriyle. Sen hep ordaydın, kurbanlar seçtin gülüşüne. Kimi birgün kaldı hastanede, kimi birkaç ay… Ben kaldım, gidemedim. Acıya mı alıştım, acıya mı dayandım bilmiyorum. O bile güzeldi galiba, onu bile terk edemedim. Hiç olduğumu bile bile kaldım, yanındaki tek saniyeyi kar sayarak çentikler attım içime. Neden sonra ayakta kalamaz oldum, yorgun düştüm sevmekten… Verirken kendimden durmadan, anladım kanımı içtiğini.  Gülüşünün güzelliğini çözdüm, yığıldığımda yere. Bedenim tükenirken sana, kalbim direnmekteydi hala. Soğurken bedenim hala avaz avazdı içim. Lanetler okudu aklım kalan son hücresiyle… Sevmek nasıl bu kadar zehirli olabilirdi?

12 Mayıs 2015 Salı

Matematiğin Aydınlık Dünyası / Sinan Sertöz

"...Bilgisizliğin boş ve dingin huzurunu değil, bilginin coşkun mutluluğunu aramak. İşte binlerce yıldır süren bu arayışın adı Matematik..." -Sinan Sertöz-

İnsan her gün hayatında kalıcı izler bırakacak, kitaplığının baş köşesine koyacak bir kitapla karşılaşmaz. Buldu mu da sarıp sarmalar. Hem herkese duyurmak ister, hem de bir mücevher gibi saklamak. Saklayamayacağım... Olur da bir kitapçıda, fuarda her görüşümde yüzümde tatlı bir tebessüm bırakan kitabı tanıtayım size: Matematiğin Aydınlık Dünyası

Birkaç yıl önceydi. Gözümden uyku aksa da sıcaktan uyuyamadığım bir yaz gecesiydi. Açtım televizyonu, öyle boş boş dolandım kanallar arasında. O sırada gözüme ilişti. Şaştım kaldım, ekranda matematikle ilgili bir film mi vardı? Evet evet gerçekten biri matematik anlatıyor, kuma daire çiziyor deney yapıyordu, ordan hoop satrancın bulunuş öyküsüne geçiyor oradan da bambaşka bir yere. O uykudan gözü şıpır şıpır akan ben gitti, gözlerini pörtletip gecenin bir yarısı matematik belgeseli izleyen ben geldi. Ama ne izlemek! Öyle yalın, akıcı, zevkli, merak uyandıran bir şekilde anlatıyordu ki belgeseldeki kişi; her duyduğumu beynime kazımak, unutmamak istiyordum. Hemen adını not ettim "Matematiğin Aydınlık Dünyası" Aradım taradım buldum. Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü'nden Prof. Dr. Sinan Sertöz idi belgeseli anlatan kişi. Belgeselin ise aynı isimli bir kitabı vardı. O kitabı bulmalı, okumalıydım. Hem de hemen! Ama ne şans! Nereye sorsam yok. En son kalan bir taneyi buldum sonunda, sarıldım:)

"Birçok insan için matematik, hayatını zehir eden derslerden, içine korku salan sınavlardan ve okulu bitirir bitirmez kurtulacağı bir kabustan ibarettir. Bazıları içinse matematik, hayatı anlamanın ve sevmenin bir yolu olabilmiştir. Çünkü sevmenin yolu, her şeyde olduğu gibi, burada da anlamaktan geçer. Ancak anlayabildiğimiz şeyleri severiz."

Tübitak Popüler Bilim Kitapları'ndan çıkan 130 sayfalık bir kitap, boyutu küçücük. Hani bilmeden görseniz fazla da dikkatinizi çekmez. Ne anlatabilir ki bu kadarcık sayfada dersiniz? Bense derim ki, ne anlatmaz ki? Pek çok kişinin duygularına tercüman olurcasına, püsküllü bela matematik diyerek başlıyor kitabımız. 3,14 ama siz 3 alın demek yerine; daireler çizip, pi sayısını anlatıyor size. Satrancın bulunuş öyküsünden üslü sayılara geçiveriyor. Pisagor'dan Abel'e oradan Gauss'a pek çok matematikçinin öyküsünü sanki çok yakın bir arkadaşınızla kahve içip muhabbet eder gibi öyle meraklı, şakacı, tatlı bir dille anlatıyor ki! Muhabbet akıp gidiyor "Ya biz şunu konuşmuyor muyduk? Ne ara bu konuya geldik?" derken buluveriyorsunuz kendinizi. Ara ara bir kağıt kalem arıyor parmaklarınız. Yazıp çiziyor, merakla gözleriniz büyüyor ve hiç fark etmediğiniz bir güzelliği keşfetmenin mutluluğuyla dalıp gidiyorsunuz matematiğin aydınlık dünyasına...

Kitapta anlatılanları daha iyi anlayabilmeniz için oldukça kolay anlatılmış, hoş çizimler de mevcut. Belgeselde de olduğu gibi bazı matematikçilerin fikirlerine de yer verilmekte. Üstelik okuyup anlamak için temel bir matematik bilgisi yeterli. Mutlaka matematikle özel olarak ilgilenmenize ya da yüksek bir matematik bilgisine ihtiyacınız yok. Küçücük ama aklınızın alamayacağı kadar dolu dolu bir kitap. Belgeseli ayrı güzel, kitabı ayrı. Sanırım anlatamıyorum ama kitaplığımda nadide bir çiçek gibi saklıyor, dönüp dönüp okuyorum. Daha ne demeli bilmiyorum:)

"Matematikçi olmak kişinin kendine kalmış bir serüvendir... Matematik eğitimi almış bir kişi size çözmeniz için güzel problemler bulup getirebilir. Matematikçi ise size çözümleri ve çözümlerin birbiriyle şaşılası uyumunu anlatır."

Kim bilir belki de hala gözlerinizi devirip "Matematiği sevmem ki ben" diyorsunuz. Hani bazen gün gelir yıllarca aynı ortamda olup sadece selamlaştığımız biriyle birkaç saat sohbet eder de,"Ne iyi biriymiş, neden daha önce konuşmamışız ki!" dersiniz ya, matematik için de öyle. Belki henüz tanışmamışsınızdır. Matematiğe bir şans verin, Matematiğin Aydınlık Dünyası'na da.  Tek gereken kapı ardında bırakılmış ön yargılar ve keşfetmek için bitmeyen bir coşku! Hadi!

Sevgilerle

8 Mayıs 2015 Cuma

Okumadan Geçme Dediğim Kitaplar-1

Zamanımız dar. Herkes en okunası, en çarpıcı kitapları bulup okumak istiyor. Birbirine kitap tavsiyeleri soruyor durmadan. Zevkler herkes için farklı olsa da işte size okumadan geçmeyin dediğim kitaplar! Kolaylık olsun diye gruplayıverdim, seçin beğenin;)

Polisiye olsun, meraktan içim içimi kemirsin diyenlere:

Aklından Bir Sayı Tut/ Gözlerini Sımsıkı Kapat-John Verdon

Buram buram aşk, aile, sevgi, dostluk, hayat, mücadele, hayata dair herşey olsun diyenlere:

Aşk Kaç Beden-Sarra Manning

Kitabın incelemesi için tıklayınız

Gururun ve aşkın zarif, zamansız halini bana sunsun diyenlere:

Aşk ve Gurur-Jane Austen


Aklımın odalarına girsin, dağıtsın, tespitleriyle çarpsın geçsin diyenlere:

Yeraltından Notlar-Dostoyevski

Kitabın incelemesi için tıklayınız


Hayata dair sezdirmeden öğretsin, sohbet etsin benimle diyenlere:

Öğretmenim Mori ile Salı Buluşmaları-Mitch Albom



Psikolojik yönü olsun ama terimlerle de aklımı bulandırmasın diyenlere:

Büyü Dükkanı-Yeşim Türköz

Kitabın incelemesi için tıklayınız

Şefkatli, çocuk yanıma iyi gelsin diyenlere:

Çocuk Kalbi-Edmondo De Amicis


Derde kedere gelemem, çok tatlı bir aşk hikayesi olsun diyenlere:

Numaran Bende Var-Sophie Kinsella

Kitabın incelemesi için tıklayınız


Sevgilerle

3 Mayıs 2015 Pazar

Esrarengiz Bahçe ve Merak Edilenler



Görüp duymamış olamazsınız! Son zamanların en popüler kitaplarından Esrarengiz Bahçe/ Johanna Basford. Yoo hayır roman falan değil. Her yaş için bulmaca, boyama ve desen tamamlama kitabı. Özetle büyüklere boyama kitabı:)

Kim derdi ki yetişkinler de oturup boyama kitabı önünde saatler tüketecek. Oturunca başından kaldırtmıyor, yalan yok. Devam halindeki desenler içinizde tamamlama isteği uyandırıyor, hiç bir yere kımıldayamıyorsunuz. Bir bakmışsınız akşam olmuş!




Kitabı almadan önce ve sonrasında kafamda pek çok soru vardı. İşte boyamalar sonucu elde ettiğim deneyimden hareketle kendi kendime bulduğum cevaplar: 

(Sorulara cevaplarım nacizane şahsi fikir ve önerilerimdir. Elbette ki hiçbir bağlayıcılığı yok;) )

Stresi alıyor mu?

Hem stres alıyor hem stres sahibi yapıyor:) Desenler oldukça detaylı. Bu bakımdan sabırlı olmak gerekiyor. İnceliklerle uğraşmayı seven detaycı biriyseniz tam size göre. Fakat "Yok ben uğraşamam ince detaylarla" diyorsanız almadan önce bir inceleyin derim. Yine de desenler bittiğinde elde edilen sonuç, gösterilen sabra değiyor:)

Desenler zor mu? Herkes yapabilir mi?

Çok detaylı desenler olduğu gibi, daha sade ve irice desenler de mevcut. Kimilerini de hayal gücünüze göre kendiniz tamamlıyorsunuz. Tabi ki herkes yapabilir;)


Hangi boyaları tercih etmeliyim?

İşte bu kısım tamamen zevk meselesi. Şu ana kadarki desenlerde keçeli kalem, kuru boya ve kuru pastel kullandım. Aldığım sonuçlar:
Keçeli kalem: Canlı renkler için şahane seçim! Özellikle desenleri çerçevelemek istediğimde inanılmaz belirginlik sağlıyor. İnce ucu sayesinde küçük detayları boyamada birebir.

Kuru boya: Arkaya geçer mi tedirginliği yok, taşırsam da çok belli değil. Bunlar avantajları olsa da renkler canlı durmuyor. Yine de renkler arası geçiş sağlamada başarılı. Kuru pasteliniz yoksa boş kalan alanları doldurmada kullanılabilir. ( Tavus kuşlu desenin boş kısımlarını doldurmada kuru boya kullandım.)


Kuru pastel ( Toz pastel / soft pastel) : Yok hayır okulda kullandıklarımızdan değil bunlar. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi Faber Castell ve Monami markalarından olanlar "yağlı pastel boya". Vincent markasından gördüğünüz ise "kuru pastel boya". Fark ne derseniz yağlı pastel kağıdın üzerinde kayarcasına hareket ederken, kuru pastel tebeşirimsi toz toz bir yapıda. Kağıda sürtüp ya da toz haline getirdikten sonra parmağınızla ya da bir pamukla dağıtabilirsiniz. İnanılmaz yumuşak renk geçişleri sağlıyor ve puslu, çok uğraşılmış bir görüntü veriyor. Özellikle kağıtta desen dışında kalan boşlukları doldurmak için birebir bana sorarsanız.

Yağlı pastel: Desenlerde henüz kullanmadım ancak neden olmasın. Ufak detaylarda değil ama iri desenlerde renk geçişi sağlamada olumlu sonuçlar verebilir.

Sulu boya: Şimdiye kadarki desenlerde kullanmasam da kullanmayı düşünüyorum. Tek tedirginliğim kağıdın sulu boya için yeterince kalın olup olmadığı. Malum kağıt ince olduğunda suyla birlikte dalgalanma oluyor. Yine de kitaptaki sayfa kalınlığı umut verici. Bakalım:)

(Not: Merak edenler için:
*Limonlu desende keçeli ve kuru boya;
*Kuşlu desende keçeli kalem ve kuru pastel;
*Ağaçlı desende kuru boya, keçeli kalem ve kuru pastel;
*Çiçekli ve korkuluklu desende kuru boya, keçeli kalem ve kuru pastel;
*Tavus kuşlu desende keçeli kalem ve kuru boya;
*Ayçiçekli desende keçeli kalem ve kuru boya karışık kullandım.)

Boyarken nelere dikkat etmeliyim?

Gönlünüzde boyayın. Tek kural bu olsa gerek:) Yine de başlamak için bir fikriniz yoksa diyebilirim ki desenler çok ve karışık olduğundan fazla renge dağılmak göz yoruyor gibi. En başta belli bir renk temasında karar kılıp ilerlendiğinde desen daha net ve göze hoş görünüyor gibi. Bakınız ilk yaptığım limonlu desenin karmaşık görüntüsü ve bakınız kuşlu desenin belli renklerle daha net hali:)

Keçeli kalemle boyarsam arkaya geçer mi? İz olur mu?

Üst üste bindirmeden boyarsanız arkaya geçme durumu olmuyor.En alttaki fotoğrafta boyadığım desenlerin arka sayfasındaki desenleri görüyorsunuz. Hiç iz yok;) 

Kitapla ilgili olumsuz eleştirim var mı?

-Desenlerin ayrıntılı ve küçük olması göz yoruyor (en azından bende)
-Sayfanın her iki yüzünün dolu olması ve çerçeveletmek istediğimde birinden vazgeçmem gerekmesi







Dilerim sizin Esrarengiz Bahçe'niz de gönlünüzce renklenir ve anınıza anlam katar. Ve sakın biter diye korkmayın çünkü bir bakıma devamı olan Gizemli Orman da var artık. Devam niteliğinde olan ürünlerin ilki kadar başarılı olamayacağı konusundaki ön yargım ise "pufff!" oldu! İnceledim ve bayıldım.

Gizemli Orman ve Merak Edilenler yazım için tıklayınız

O halde boyama kitabının başına oturup renk seçen herkese rengarenk boyamalar diliyorum:)

Sevgilerle