19 Nisan 2015 Pazar

Yeraltından Notlar / Dostoyevski

"Tanıdığım hiç kimseye benzemiyordum, hiç kimse de bana benzemiyordu."

Hiç ruhun derinlerini merak ettiniz mi? Peki ya görünen yüzeyin altında neler olduğunu görmek isteyecek kadar cesur olabildiniz mi? Tüm korkak, hayal kırıklıklarından korkan, tedirgin yanımızı bir yana bırakıp da görmek istersek yerin altını, işte o zaman Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ından bahsetmeye başlayabiliriz.


"Yaşım henüz on altı olmuştu, içime kapanmış, şaşkınlıkla onları seyrediyordum. Daha o zamanlar dar kafaları, anlamsız uğraşları, saçma sapan oyunları ve konuşmaları beni hayrete düşürmüştü. Kendimi onlardan üstün görüyordum, kendilerinden ve dünyadan bihaberdiler çünkü... Tanrı aşkına, ne olur, 'Sen hayal dünyasında dolaşırken, onlar hayatın gerçek yüzünü anlamışlardı,' gibi beylik laflar etmeyin. Gerçek hayata dair hiçbir şeyin farkında değildi onlar. Zaten en çok kızdığım şey de buydu!"

İnişli çıkışlı, zaman zaman anlaşılmaz, aklınızı milyonlarca parçaya dağıtan, toplayan bir kitaptan bahsediyorum. Hani başına "Cesareti olmayan okumasın!" deseler yeri. Çünkü insanın içiyle, kendisiyle, dünyayla yüzleşmesi var burada. Hayat sancılanması, tutarsız ruh hali ve var olma mücadelesi dolu adsız kahramanıyla tanışıyorsunuz Dostoyevski'nin, kitabın daha ilk cümlesinde. Tanışıyorsunuz dediysem adını hiç öğrenemiyorsunuz mesela. Öğrendiğiniz dibi, içinden içi. Konuşuyor durmadan. Farkında kendinin. Gitgelli, dalgalı deniz içi. Okyanus dibi kalbi. Kendini de kıyasıya eleştiriyor, başkalarını da. Yer altından üstündekilere geziniyor durmadan. Bazen kıskanıyor, bazen yeriyor. Hiçbir duyguda, kararda temel atamıyor. İşin enteresan yanı da kararsızlıkları içinde müthiş bir kararlılığa sahip. Daha çok konuşsun, anlatsın istiyor, azarlamalarına, kendiyle atışmalarına hasret kalmaktan korkuyorsunuz.

"Ya büyük bir kahraman olacak ya da çamura batacaktım; benim için ikisinin ortası olamazdı. Beni mahveden de bu oldu zaten, çamurda debelenirken aslında bir kahraman olduğumu düşünmek."

İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümü "Yeraltı"nda kahramanımızın kendine, kişilere, hayata dair zihinsel tartışmalarını okuyorsunuz. Bir nevi zihninin yeraltı dünyasında geziniyorsunuz. Eserin çok farklı, sarsan, çarpan bir tadı olduğunu söylemeliyim. İkinci bölüm olan "Sulusepkene Dair"de ise kahramanımız hayatından bir anısına yer veriyor. İlk bölümden farklı tadı olan bu bölüm daha hikaye örgüsünde olduğu için ilk bölüme göre daha hızlı ilerliyor. İlk bölümde zihninde dolaştığımız kahramanın hayatını daha yakından gördüğümüz gibi, yaşam içindeki davranış ve tutumlarına da tanık oluyoruz. İki bölüm de ağzımda ayrı ayrı beğeni dolu tatlar bıraktı.

"Hangisi daha iyidir: Kolayca kazanılan bir mutluluk mu, yoksa insanın ruhunu yücelten acı mı? Evet, hangisi?"

Kitabın dili akıcı ve merak uyandırıcı fakat dolu dolu bir eser olduğundan yoğun ve yorucu da. Okuduğum kitabın çevirisi güzeldi. Yine de pek çok yayınevi tarafından çevrilip basılmış bu eseri fazlasıyla beğendiğimden ilerde İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkanını da okumak istiyorum.

141 sayfalık bir kitaptan bahsediyorum size. İncelikli tespitleriyle hayran bırakan Yeraltından Notlar, sayfa sayısınca kısa denebilecek ama edebi değer bakımından çok yüksek, insanda 141 değil binlerce sayfa okumuş izlenimi ve doluluğu yaratan bir eser. Kitabın neredeyse her satırı ayrı dikkat çekici.

"Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız."

Kusursuz karakterlerden sıkıldıysanız, yeraltını merak ediyor ve  en önemlisi de yeteri kadar cesursanız Yeraltından Notlar sizi bekliyor. Sona geldiğinizde kahramanımız tüm kitap boyunca anlatmak istediklerini öyle acele ama açık bir dille söylüyor ki son sayfayı kapatırken söyleyecek tek bir cümleniz bile kalmıyor. Ben şimdiden Dostoyevski'nin diğer eserlerine göz kırpmaya başladım bile, siz hala duruyor musunuz?

Sevgilerle

17 Nisan 2015 Cuma

İdeal Öğretmen / Grigory Petrov

1880li yıllarda Moskova Üniversitesi'nde yıldız gibi parlayan bir matematik profesörü vardır: Raçinski. Herkes başarılarını ve yükselişini izleyedursun, o herkesin imrenerek baktığı konumundan istifa eder. Hem de doğduğu köye gidip öğretmenlik yapmak için. Kimseler anlamaz onu, anlam veremez kararına. Prof. Dr. S. A. Raçinski ise kararlıdır kendini anlatmaya, halkın içinde keşfedilmemiş hazineleri bulup çıkarıp parlatmaya...

Profesör Raçinski'nin fedakarlık ve umutla yola çıkışı; uğraşı, yaşadıkları 75 sayfalık kısacık bir kitaba sığmış halde geliyor elinize. Öyle açık, anlaşılır bir dille ifade ediliyor ki Raçinski'nin kararı, yalın dili ve anlatılanlar su gibi kayıyor gözünüzden. Başlayınca bitiveriyor. Okurken o denli inişli çıkışlı duygular yaşıyorsunuz ki. Bir anda içinizi umut kaplıyor, bir anda umutsuzluk. Mutluluk da gelip oturuyor yanınıza, mutsuzluk da. Pembe tablo çizen bir masaldan çok gerçekçi değerlendirmeleri olan, pek çok bakış açısı ve değerlendirmeyle düşündüren, içeriği dolu dolu olan bir kitap okuyorsunuz. Kitap bitip de kapattığınızda 75 sayfa değil de 750 sayfa okumuş kadar sarsılmış ve etkilenmiş olarak buluyorsunuz kendinizi.

" 'Siz hepiniz henüz işlenmemiş bir maden gibisiniz... Eğer siz okuyup güzel bir şekilde yetişmek ve bir gün madeninizi temizleyip işlemek istiyorsanız, akıllı, güçlü, kalbi sevgiyle dolu, iyi birer insan olmalısınız.'

Öğretmenin bu sözlerini dinleyen, yüzleri parlamış, gözleri sevinçle ışıldayan bu çocuklar:

'İsteriz! İsteriz! İsteriz!' diye bağrıştılar.

Bu sırada bir kız çocuğu ağlamaya başladı.

Öğretmen:

'Yavrum, sana ne oldu, neyin var?' diye sordu.

Kız:

'İçim açıldı öğretmenim,' dedi küçük kız. 'Bu sözler çok hoşuma gitti de onun için ağlıyorum.'

Kitapla ilgili tek olumsuz eleştirim sanırım kısa oluşu ve Raçinski'nin okulda öğrencileriyle geçirdiği on yılı aşkın süreye dair çok az anının yer alması. Çok beğendiğim bir yanı ise kitapta yer alan resimler ve bu resimleri çizenin Raçinski'nin öğrencisi oluşu.

İdeal Öğretmen; umuda, çabaya, hayata dair bir öykü. Aynı zamanda Beyaz Zambaklar Ülkesi'nin de yazarı olan Grigory Petrov'un bu kısacık ama dolu dolu eseri sadece öğretmenlere değil herkese hitap edebilecek bir eser.

Sevgilerimle

2 Nisan 2015 Perşembe

Küçük Bir Aşk Hikayesi / Shannon Stacey

Keri tüm hayatını kariyerine adamış bir muhabirdir. İyi bir işi vardır fakat hayalini kurduğu editörlüğe ulaşabilmek için patronunun ondan istediği tek bir şey vardır: ünlü münzevi yazar Joseph Kowalski ile röportaj yapması. İşin zor kısmıysa Joe'nun, Keri'nin lisede kalbini kırarak terk ettiği eski sevgilisi olmasıdır. Keri düşüncelerle boğuşa dursun Joe çoktandır bu günü beklemektedir. Keri'nin onu bulacağı günü...

Arka kapağını okuduğumda neşeli ve oyunbaz tanıtımını çok sevmiştim. Sonu kırık biten eski bir aşk hikayesinin kahramanlarının yıllar sonra bir araya gelmesini romantik, oyunbaz bir intikam oyunuyla anlatacağını sanmıştım. Ne bir intikam oyunbazlığı, ne de belirgin bir romantiklik ya da komedi etkeni. Belki hepsinden bir tutam eklenmeye çalışılmış fakat net olarak ağza gelen bir tat yok. Bu da akılda belli bir iz bırakmıyor.

Romantik kitaplarda aradığım belirgin duygu akışı, diyaloglarda etkileyicilik maalesef Küçük Bir Aşk Hikayesi'nde yoktu. Hatta okurken yer yer sıkıldım. Çok fazla karakter içermesine ve neredeyse hepsinin hayatını bir şekilde ele almasına rağmen detay ve anlatımda yüzeysel kalındığını hissediyorsunuz. Karakterlerin duygu yoğunluğunun en yüksek olması gereken kısımlardaki sözleri bile içimde yaprak kımıldatmadı. Karakterlerden Keri duygularından çok mantığıyla hareket eden biri olarak görünürken, Joe ise olgun yaşına rağmen duygusal bakımdan güçsüz bir karakter çiziyor. İki karaktere de çok ısınamadım ben. Kısacası etkisi, duygusu, diyalogları bana geçmeyen bir kitaptı. Son dönemecinde duygu ve olaylar bakımından ivmelenip, net bir sona kavuşarak takdirimi kazansa da bu durum genel fikrimi değiştirmeye yetmedi.

Ve kapak! Neredeyse tamamı kampta geçen bir romanı yansıtmıyor bence. Orijinal kapak kullanılsa daha uyumlu olurmuş. Kitabın özgün adı "Exclusively Yours" ( Sadece Senin gibi bir anlamı var), keşke o da olduğu gibi kalsaymış. Kitap Kowalski ailesi üyelerini anlatan bir serinin ilk kitabı. Olur da çevrilirse diğer kitapları okumayı düşünmüyorum ve diyorum ki kitap seriyse lütfen belirtin. Tek kitap diye düşünüp edindiğim kitapların seri çıkmasından dolayı serifobik oldum diyebilirim. Evet birbirlerini etkilemiyorlar ama bunca karakteri boşuna mı okudum şimdi ben, pof!

Okudum bitti diyebileceğim, bende iz bırakmayan ve maalesef öneremeyeceğim bir kitaptı. Yine de kafam dağılsın, dili yalın, rahat okunur bir kitap arıyorum diyorsanız bakabilirsiniz.

Sevgilerle