1 Şubat 2015 Pazar

Hayatı Bütün Kalbinle Sev / Beth Harbison

"Benim için bu zaman kadar o adamın çıkageldiği olmadı. Girmiş olduğum her ciddi ilişki, bana adamın yanındayken yanında olmadığım zamana kıyasla daha yalnız hissettiren bir şey taşıdı içinde hep."

30lu yaşlarının sonundaki Gemma esas karakterimiz. Hayattan umduğunu pek de bulamamış, aşktan yana yüzü gülmemiş, sonunda sevdiği iş olan aşçılığa sarılmış bir kadın. Geçinebilmek için azimle çalışması lazım, kısacası işten başını kaldıracak vakti yok. Haftanın belli günleri belli kişilerin evlerinde özel aşçılık yapıyor. Çalıştığı her ev ise bambaşka bir dünya. Gemma'nın işe, geçimini sağlamaya ve bolca da aşka ihtiyacı var. Bunun için de biraz umut ve cesarete.

"Birkaç yıl boyunca birine bir daha güvenebileceğimi düşünmedim hiç. Hatta başka biri hakkında doğru dürüst bir yargıya varmak konusunda kendime bile güvenemeyeceğimi düşünüyordum."

Arka kapaktaki konusunu okuyup almıştım bu kitabı A101 indirimden. Kapak güzel, tanıtım güzel, fiyat güzel. Daha ne olsun değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Hatta oh be mis gibi bir aşk romanı okuyacağım diye de sevinmiştim. Hevesim kursağımda kaldı! Arka kapak kitabı bence yeterince yansıtmıyor, kapağın sevimliliği ise okurken sıkıntıdan çatladığım gerçeğini değiştirmiyor.Oysa arka kapak tanıtımı bana geç bulunmuş bir aşka dair roman izlenimi vermişti. Okuduğumsa bir kadının hataları, hayatı ve her şeye rağmen devam edişi vb... Aşk deseniz var demeye dilim varmıyor. Kimisi işlenen aşkı gerçekçi ve abartıdan uzak bulabilir ve bu halini de sevebilir. Fakat aşk duygusu bana hiç geçmedi desem yeridir.

"Ve al işte. Bana gelince, ben her şey için koşullara kendimi uydurmaktan yorulmuştum. Bazen bunu paylaşmak istiyordum, yükün yarısını alması ve zaferlerin yarısını paylaşması için başka biri olsun istiyordum."

Kitapta bolca Gemma'nın iş hayatına, yanında çalıştığı aile fertlerinin hayatlarına, sorunlarına yer veriliyor. Bir noktaya kadar iyi bir durum olsa da Gemma'nın yan karakterler arasında kaybolduğunu düşünüyorum. Hatta o kadar çok yan karakterlerin hayatlarına daldım ki kitaptan koptuğum, dağıldığım, sıkıldığım,  "Konu neydi?" diye düşündüğüm oldu. Kaldı ki karakterler o kadar çoktu ve değişik sorunlara sahipti ki hiç bir soruna yeterince yoğunlaşılamadığı hissine kapıldım. 400 sayfanın büyük bölümü tekdüze ilerlerken neredeyse son 70 sayfasında koşar adım sona ilerlenmesini de anlayamadım.

Kitabın hiç mi olumlu yanı yoktu? Tabi ki vardı. Kesinlikle düşündüren, hüzünlendiren, gerçekçi kısımları vardı. Özellikle Gemma'nın kendiyle konuşmaları kitabın en sevdiğim yanlarından biriydi. Kitap aynı zamanda neşeli kısımlar da içeriyordu. Fakat yabancı yazar etkeninden dolayı bazı espirileri ve benzetmeleri anlamaktakta zorlandım. Sonu ise kesinlikle havada kalan sonlardan değil, net. Bu bakımdan olumlu bir yorum daha!

Çok isteyerek, umutla başlasam ve sevmek için çok uğraşsam da umduğumu bulamadığım bir kitaptı. Bu yüzden tavsiye edemeyeceğim ama yine de karar sizin tabi ki.

Sevgilerle