6 Ocak 2015 Salı

İç Dünya Oyunları / Yeşim Türköz

"Severken vazgeçebilir, kızarken affedebilir, isterken korkabilir, doğrulurken düşebiliriz ve neden böyle olduğunu anlamayız kimi zaman. İç dünyamızın alacakaranlığındaki istemsiz oyunların yansımalarıdır bunlar. Oyuncular bizden olsa da oynadıkları oyunlar biraz yabani ve yabancıdır. Sanki bölerler, eksiltirler biricik benliğimizi. Oysa onun ihtiyacı, parçalarını bir araya getirerek, kendi kendini bütünlemektir. Çünkü o zaman çok daha farklı ve fazla olacaktır parçalarının toplamından..."

Psikolojik içerikli kitaplara hep bir merakım olsa da sanırım ders kitabı gibi olmayan, karmaşık terimleriyle beni bilmediğim bir denizin içine sürüklemeyen bir kitap bulmak benim için zor olmuştu. İmdadıma ise Yeşim Türköz'ün Büyü Dükkanı kitabı yetişmişti. Öyle sevmiştim ki kitabı yazarın diğer kitaplarına da heves etmiştim. İç Dünya Oyunları, kendi içinde farklı, sorgulatan ve bence çok özel bir kitaptı.

( Büyü Dükkanı kitap incelememi okumak için tıktık )

"...kusursuz olma çabası, kusurlu görünmeye tahammül edememenin bir sonucudur."

Bu kitap farklı, neden mi? Siz hiç karakterleri Akıl, Dürtü, Sağduyu, Haset, Coşku, Vicdan, Hüzün, Utanç ve bunlar gibi pek çoğu olan bir kitapla karşılaştınız mı? Ben karşılaşmamıştım. Sanırım kitabı edinirken yazar etkeni dışında beni cezbeden noktalardan biri de bu oldu. Bu varlıklar toplanıp tatile çıksa peki, neler olur dersiniz? Hepsi de yorgun ve gönüllerince hoş bir tatil geçirmek istiyorlar. Sizce bu mümkün olur mu dersiniz? Kimbilir...

"Hepimizin iç dünyası biraz alacakaranlıktı zaten... Her şeyi öyle ilk bakışta göremezdik. Görmek de istemezdik belki... Herhalde böylesi daha iyiydi. Onun için iç dünyamızı, pek de farkında olmadan, farklı katmanlardan oluşturur, sonra da onu anlayabilmek için elimizde bir fenerle, derinliklerle dolaşmak zorunda kalırdık. Aslında katmanlarımızın olması doğal ve gerekliydi. Aksi takdirde ruhumuzu korumamız mümkün olmazdı... Zemin sağlam olduğu sürece, yeterli donanıma sahip olduğumuzu hissettikçe onları keşfe inebilirdik."

İç Dünya Oyunları'nda ne ardı ardına öğütler var, ne de size şunu yapın diye seslenen bir ses. Kendi yolunuzu çizmeniz için sadece umut, cesaret ve sorgulatma var. Bu yüzden de hiç gerilmiyorsunuz okurken. Sadece çokça düşünüyorsunuz. Kendinizi çokça yorumluyor, bir o kefeye, bir bu kefeye koyuyorsunuz içinizin parçalarını. İç dünyanızda sürüp giden tartışmada kimin sözü geçiyor diye düşünmeden edemiyorsunuz. Dürtü mü, akıl mı, sağduyu mu, yoksa hüzün mü? Kim başı çekiyor bu aralar bende diye düşünüp duruyorsunuz? Hatta baskıladığınızı önceden fark etmediğiniz yanlara üzülüyorsunuz. Oysa denge için içinizdeki her bir parçanın söz hakkına ihtiyacı olduğunu anlıyorsunuz. İç Dünya Oyunları basit, anlaşılır dili ve ilk okuduğunuzda çok da iddialı gözükmeyen oyunları arasında işte bu kadar çok şeyi yaşatıyor size. Bir bakıyorsunuz ki kitap sizi dağıtmış, ardından toplamış ve siz farkına varana kadar hepsi olup bitmiş.

"Dış dünyada olduğu gibi, iç dünyaların da afetleri vardı. Zemin sağlam ise hafif izlerle atlatabiliyordunuz bunları. Ama derin yarıkların üzerinde yaşıyorsanız, hasarlar büyük olabiliyordu."

İç Dünya Oyunları'nı bitirdiğimde bir süre oturup düşünürken buldum kendimi  Neyi fark ettim biliyor musunuz? Herşeye yetişmeye çalışırken aslında kendimize geç kalıyoruz. Oysa ilk ve en önemli durak biz değil miyiz? Kısacası, fark ettirmeden insana dair çok şey anlatan ve düşündüren bir kitaptı. Yalın, açık, oyunlarla bezenmiş, hatta neşeli bir dili olan bu kitap ne ara beni bu kadar etkiledi anlamadım gitti ama sanırım ustalık da burada değil mi?

Sevgilerle