27 Ocak 2015 Salı

Manolya Kokulu Hikayeler


"Sevgi; sevdiğin kişinin mutlu olduğunu gördükçe, onun mutluluğu ile mutlu olabilme sanatıdır." Balzac

Uzun zamandır kokulu kitapları görüyordum. Kokulu hikaye kitapları fikrini hoş bulsam da edinmemiştim. Geçenlerde A101 Manolya Kokulu Hikayeler'i indirimli olarak satışa sununca neden olmasın dedim. Meğerse "Neden benim de kokulu kitabım yok?" diye içimde kalmış. Oh aldım da rahatladım:)

"Bizi hayattan şikayete yönelten şey, karşılaştığımız zorlukların büyüklüğü değil, mücadele gücümüzün azlığıdır." Taylor


Kitap adı gibi hikayelerden, söz alıntılarından oluşuyor. Bazı sözlere önceden aşina olduğunuzu fark ediyorsunuz okurken. Bunun dışında hikayeler oldukça açık ve sade bir dille ifade ediliyor. Çok da çabuk okunuyor.  Buna rağmen bazı hikayeleri etkileyici bulsam da genel olarak bende iz bırakmadı. Bu yüzden de okurken sıkıldım. 

"Sevgi her zaman kolların açık duruşudur, sevgi için kollarınızı kaparsanız, kendiniz dışında tutacak hiçbir şey kalmadığını görürsünüz." Leo Buscaglia

Kitabın kokulu olması başta beni fazlasıyla cezbetse de okurken bir yerden sonra rahatsız ediciydi. Kokusu hoştu fakat öyle yoğundu ki devamlı olarak kendimden uzak tutarak okumak zorunda kaldım. Anladım ki kokulu kitap bana göre değilmiş.

"Mucize; enerjinizi korkularınıza değil, rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar." Richard Wilkins

Kitabı minik bölümlerden oluşması sebebiyle Kendi Kutup Yıldızını Bul ve Tavuk Suyuna Çorba kitaplarına oldukça benzettim. Yine de Kendi Kutup Yıldızını Bul benim için çok özel bir yerdedir. Okurken her yanına yapışkanlı kağıtlarla not almaktan sayfa kenarlarında boş yer bırakmamıştım:) Manolya Kokulu Hikayeler hoş bir kitap olsa da eşdeğer bir etki yaratmadı bende. Unutmadan, kitaptaki pek çok hikayeyi severek okusam da Nasıl Bir Siz, Cesaret İmkansızı Başarır, Denizde Mucize ve Mükemmel Teklif hikayeleri özellikle aklımda kalanlar oldu.

"Şartlar hiçbir zaman gerektiği gibi olmaz, bütün şartlar yerine gelinceye kadar erteleyen, hiçbir iş yapamaz." William Feather

Kitaptaki hikayeler herkese hitap edebilir nitelikte olsa da özellikle ebeveynlerin, öğretmenlerin ve eğitimle ilgilenen kimselerin ilgisini çekebilecek nitelikte. Kitabın özellikle kısa bölümler halinde olması uzun kitapları okumakta zorlanan, sıkılan ama kitap da okumak isteyenler için harika bir seçenek olabilir. Özellikle etrafınızda kitap okumak isteyen ama başlayıp bitirememekten korkan tanıdıklarınız varsa Manolya Kokulu Hikayeler hem göz korkutmayan hem de çok sevimli bir başlangıç olabilir:)

"Seni seviyorum diyebiliyorsam bu, sende bütün insanlığı, bir anlamda canlı olan her şeyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir." Erich Fromm

Manolya Kokulu Hikayeler sevimli, çabuk okunur, mutlu ve umutlu bir kitap olsa da Menekşe ya da Papatya Kokulu Hikayeleri edinmeyi düşünmüyorum. Yine de kısa bir molaya ve bir tutam umuda ihtiyacınız varsa Manolya Kokulu Hikayeler'e bakabilirsiniz:)

Sevgilerle

20 Ocak 2015 Salı

Baharat Kokulu Hayatlar / Erica Bauermeister


"Mutlu olmak için ne yapıyorsun? Sadece kendin için?"

Bazı kitaplar vardır. Okurken içinize ılık bir mutluluk, huzur hissi doldurur. Mutlaka sıcak bir bardak çay ya da kahve içme isteği uyandırır içinizde. Hatta belki de benim gibi evin en huzurlu bulduğunuz yeri olan mutfakta, akşam güneşi batarken, kulağınızda dilinize ruhunuza takılmış bir şarkı eşliğinde okursunuz. Yanı başınızda kaynayan suyun fokurdamasını dinler huzur bulursunuz.

Adını sevmiştim. Kapağını sevmiştim. Fakat çok büyük beklentilerle mi almıştım bu kitabı? Sanmam. Sanırım sadece içimi ısıtsın istemiştim kapağı ve adı gibi. Isıttı, ılıttı, içime dokundu. Bazen huzurlu, umutlu, mutlu bir şeylere ihtiyaç duyar ya ruhumuz, işte Baharat Kokulu Hayatlar tam da bu dokunuşu yaratacak adı gibi sıcacık, içten, baharat kokulu bir kitap.

"Güzel olan hayattır. Bazı insanlar bunu daha fazla hatırlatır."

Lilian restoranında yemek kursu veren, yemek ve hayatı doyasıya harmanlamış biridir. Yemek kursuyla birbirine yabancı insanları bir araya getirirken aslında hayatlarına dokunacak ve yiyeceklerin şifalı etkisiyle ruhlarına işleyecektir.  Farklı hayatlara, anılara, sorunlara, özlemlere sahip insanların mutluluk, huzur ve yiyecekler etrafında sarmalanan, ortak bir nokta bulan hayatlarını okumak çok etkileyiciydi. Kitaptaki karakterler bölümler halinde ilerliyor kitapta. Bu bakımdan takibi de oldukça kolay. Her insanın kendi içinde keşfedilecek ne çok yaşanmışlığı olduğunu kah şaşırarak kah hüzünlenerek okudum.

" 'Biliyor musun,' dedi dolu çatalını kaldırarak, 'hatıraların bu tatlı gibi olduğunu düşünmeye başladım. Yediğim zaman benim bir parçam haline geliyor; daha sonra hatırlasam da, hatırlamasam da.' "

Baharat Kokulu Hayatlar, akıcı, yalın, çabuk okunan, 238 sayfalık çok da kalın olmayan ve kesinlikle okuyanı kalbinin bir köşesinden yakalacak bir kitaptı. Özellikle Küçük Mucizeler Dükkanı serisi, (Debbie Macomber), Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu ( Melissa Senate) ve  Acı Çikolata (Laura Esquivel) kitaplarını sevenlerin bu kitabı da ilgiyle okuyacağını düşünüyorum.

Sanırım içinde yemeğin ruha, anılara dokunan yanını işleyen huzurlu, umutlu kitapları seviyorum. Siz de benim gibiyseniz Baharat Kokulu Hayatlar'a bir bakın derim.

Sevgilerle

19 Ocak 2015 Pazartesi

Hayallerimin Arka Bahçesi / Katherine Alered

"Ne kadar deneseniz de aşk istediğiniz zaman açıp istediğiniz zaman kapatabileceğiniz bir lamba değildir. Tek yapabileceğiniz, ele geçirilmesi imkansız bir kale inşa edene kadar duygularınızın etrafına aşılmaz bir duvar örmektir. Ve bu kaleyi inşa eder etmez o kadar iyi gizlersiniz ki kendiniz bile artık onu göremezsiniz."

Hiç bir beklentim olmadan aldığım, büyük bir aşkla okuduğum, hayatımda iz bırakan bir kitap oldu Hayallerimin Arka Bahçesi. Nick ve Alix'in ve onların hayatına dokunan daha pek çok kişinin uzun yıllar süren inişli çıkışlı hikayesi bu. Roman Nick ve Alix'in çocuk yaşta kesişen yollarıyla başlıyor ve uzun yılları ele alıyor. O kadar fırtınalı, o kadar hareketli bir romandı ki tek bir an bile sıkılmadım. Üstelik yazar, böylesine çok olayı mükemmel bir sıralama, dram, aşk, mutluluk, hüzün içinde öylesine akıcı bir şekilde vermiş ki, kesinlikle çok severek okuduğum bir kitap oldu.

"Sığla ağacı... İnsanlar dışarıdan baktıklarında sadece sararmış lifli gövdesini görürler. Oysaki çoğu kişinin farkına varamadığı gerçek değeri onun köklü kızıl yüreğidir, sağlam ve dayanıklı yüreği."

Kitabın kapağını çok sevdim. Kesinlikle kitabı yansıtıyor, okuyunca anlayacaksınız. Adını ise hayır sevmedim. Keşke orijinal adı "The Sweet Gum Tree" kalsaymış çünkü bu ağacın kitapta Alix ve Nick için özel bir yeri var. Böylesi kesinlikle daha anlamlı olurdu.

Bolca romantik, hareketli, bir çok yerde içimi burkan, bana pek çok duyguyu aynı anda hissettiren çok özel bir kitaptı Hayallerimin Arka Bahçesi. Duygu yoğunluğu yüksek, yıllarca süren bir aşkın geçirdiği olgunlaşmayı ve değişimi okumak isterseniz Hayallerimin Arka Bahçesi kesinlikle doğru tercih derim.

Sevgilerle

8 Ocak 2015 Perşembe

Av Mevsimi / Linda Howard

Daisy Minor kasaba kütüphanesinde yönetici olan otuz dört yaşında bir kadındır. Hayatı sıkıcı kıyafetleri arasında sıradan bir şekilde geçmektedir. Neredeyse on yıldır kimseyle flört etmeden geçirdiği hayatında kız kurusu olmaya büyük bir adaydır. Hayatına bir yön vermeye ve bu halinden sıyrılmaya karar veren Daisy yepyeni, bakımlı, neşeli, kulüplerde eğlenen bir kadına dönüşmek için elinden geleni yapar. Taliplerini beklediği anda ise aklında hiç olmayan polis şefi Jack Russo hayatına dalar. Bu da yetmezmiş gibi bir suça tanık olur. Suçluların bunu fark edip Daisy'nın peşine düşmesiyle işler karışır.

Büyük beklentilerle almadığım ama çok severek okuduğum, akıcı, eğlenceli, romantik, aşk dolu ve hatta polisiye içeren bir kitaptı. Yani yok yok! Bir aşk romanının içine polisiyenin bu kadar güzel yerleştirilmesini takdir ettim. Daisy ve Russo arasındaki diyaloglara bayıldım. Kesinlikle çok sevdiğim karakterler oldular. Daisy'nin değişimi ve bu süreçte yaptıkları ise çok eğlenceliydi. Sevdim ben bu kitabı, hem de çok.

Akıcı, eğlenceli, üstelik de polisiye detaylar içeren bir aşk romanı arıyorsanız Av Mevsimi'ne bayılacaksınız. Es geçmeyin derim:)

Sevgilerle

6 Ocak 2015 Salı

İç Dünya Oyunları / Yeşim Türköz

"Severken vazgeçebilir, kızarken affedebilir, isterken korkabilir, doğrulurken düşebiliriz ve neden böyle olduğunu anlamayız kimi zaman. İç dünyamızın alacakaranlığındaki istemsiz oyunların yansımalarıdır bunlar. Oyuncular bizden olsa da oynadıkları oyunlar biraz yabani ve yabancıdır. Sanki bölerler, eksiltirler biricik benliğimizi. Oysa onun ihtiyacı, parçalarını bir araya getirerek, kendi kendini bütünlemektir. Çünkü o zaman çok daha farklı ve fazla olacaktır parçalarının toplamından..."

Psikolojik içerikli kitaplara hep bir merakım olsa da sanırım ders kitabı gibi olmayan, karmaşık terimleriyle beni bilmediğim bir denizin içine sürüklemeyen bir kitap bulmak benim için zor olmuştu. İmdadıma ise Yeşim Türköz'ün Büyü Dükkanı kitabı yetişmişti. Öyle sevmiştim ki kitabı yazarın diğer kitaplarına da heves etmiştim. İç Dünya Oyunları, kendi içinde farklı, sorgulatan ve bence çok özel bir kitaptı.

( Büyü Dükkanı kitap incelememi okumak için tıktık )

"...kusursuz olma çabası, kusurlu görünmeye tahammül edememenin bir sonucudur."

Bu kitap farklı, neden mi? Siz hiç karakterleri Akıl, Dürtü, Sağduyu, Haset, Coşku, Vicdan, Hüzün, Utanç ve bunlar gibi pek çoğu olan bir kitapla karşılaştınız mı? Ben karşılaşmamıştım. Sanırım kitabı edinirken yazar etkeni dışında beni cezbeden noktalardan biri de bu oldu. Bu varlıklar toplanıp tatile çıksa peki, neler olur dersiniz? Hepsi de yorgun ve gönüllerince hoş bir tatil geçirmek istiyorlar. Sizce bu mümkün olur mu dersiniz? Kimbilir...

"Hepimizin iç dünyası biraz alacakaranlıktı zaten... Her şeyi öyle ilk bakışta göremezdik. Görmek de istemezdik belki... Herhalde böylesi daha iyiydi. Onun için iç dünyamızı, pek de farkında olmadan, farklı katmanlardan oluşturur, sonra da onu anlayabilmek için elimizde bir fenerle, derinliklerle dolaşmak zorunda kalırdık. Aslında katmanlarımızın olması doğal ve gerekliydi. Aksi takdirde ruhumuzu korumamız mümkün olmazdı... Zemin sağlam olduğu sürece, yeterli donanıma sahip olduğumuzu hissettikçe onları keşfe inebilirdik."

İç Dünya Oyunları'nda ne ardı ardına öğütler var, ne de size şunu yapın diye seslenen bir ses. Kendi yolunuzu çizmeniz için sadece umut, cesaret ve sorgulatma var. Bu yüzden de hiç gerilmiyorsunuz okurken. Sadece çokça düşünüyorsunuz. Kendinizi çokça yorumluyor, bir o kefeye, bir bu kefeye koyuyorsunuz içinizin parçalarını. İç dünyanızda sürüp giden tartışmada kimin sözü geçiyor diye düşünmeden edemiyorsunuz. Dürtü mü, akıl mı, sağduyu mu, yoksa hüzün mü? Kim başı çekiyor bu aralar bende diye düşünüp duruyorsunuz? Hatta baskıladığınızı önceden fark etmediğiniz yanlara üzülüyorsunuz. Oysa denge için içinizdeki her bir parçanın söz hakkına ihtiyacı olduğunu anlıyorsunuz. İç Dünya Oyunları basit, anlaşılır dili ve ilk okuduğunuzda çok da iddialı gözükmeyen oyunları arasında işte bu kadar çok şeyi yaşatıyor size. Bir bakıyorsunuz ki kitap sizi dağıtmış, ardından toplamış ve siz farkına varana kadar hepsi olup bitmiş.

"Dış dünyada olduğu gibi, iç dünyaların da afetleri vardı. Zemin sağlam ise hafif izlerle atlatabiliyordunuz bunları. Ama derin yarıkların üzerinde yaşıyorsanız, hasarlar büyük olabiliyordu."

İç Dünya Oyunları'nı bitirdiğimde bir süre oturup düşünürken buldum kendimi  Neyi fark ettim biliyor musunuz? Herşeye yetişmeye çalışırken aslında kendimize geç kalıyoruz. Oysa ilk ve en önemli durak biz değil miyiz? Kısacası, fark ettirmeden insana dair çok şey anlatan ve düşündüren bir kitaptı. Yalın, açık, oyunlarla bezenmiş, hatta neşeli bir dili olan bu kitap ne ara beni bu kadar etkiledi anlamadım gitti ama sanırım ustalık da burada değil mi?

Sevgilerle

2 Ocak 2015 Cuma

Pasaklı Tanrıça / Sophie Kinsella

Samantha tüm hayatını işine adamış bir avukat. Ama birgün tüm kariyerini mahvedecek bir hatayla karşı karşıya kalıyor. Yaşadığı şokla hiç bilmediği bir yerde buluveriyor kendini. Otel sormak için çaldığı kapı da kendisini hizmetçilik başvurusu için gelen biri sanınca işler kontrolden çıkıyor. Samatha dağılan hayatının şaşkınlığı ve içinde kaldığı garip durumun arasında sıkışıyor. Hem de ne sıkışmak! Üstelik bir de ev işi ve yemek yapması lazım, hem de hayatı boyunca hiç yapmamış olması da cabası:)


Samantha o kadar işine yoğunlaşmış biri ki, bunun dışında neredeyse bir hayatı yok. Bir anda kendini bambaşka bir dünyada ve ev işleriyle uğraşır bulunca aslında ne kadar kariyerine odaklı ve başka konulardan uzak bir hayat yaşadığını fark ediyor. Mesele sadece ev işi değil elbette, Samantha hayatı, aşkı, sevgiyi baştan öğreniyor. Siz de bu macerada Samantha'ya eşlik ediyorsunuz:)



İlk okuduğum Sophie Kinsella kitabı! Yazarın diğer kitaplarını alma sebebim. Çok mu çok sevdiğim, bol bol güldüğüm, akıcı, çabuk okunan, şıp diye bitiveren bir kitaptı Pasaklı Tanrıça. Kurgusuna hayran kaldığım, bir dakika bile sıkılmadan okuduğum, bir kadının aşkı ve hayatını keşfetme öyküsü.



Eğer siz de romantik komedi tadında, güldüren, mutlu eden ama aynı zamanda hayatınızı da sorgulatan romanları seviyorsanız mutlaka okumalısınız. Başlamanızla bitirmeniz bir olacak, benden söylemesi:)



Sevgilerle

Beni Böyle Sev/ Danielle Steel

"Ben seni olduğun gibi seviyorum, her şeyinle seviyorum."

Yaşadığı olumsuzlukların üstesinden gelip, adeta küllerinden doğan, gelişerek değişen kadınları anlatan romanları çok seviyorum. Ne zaman görsem alırım, hiç şaşmaz. Asla da sıkılmam. Beni Böyle Sev  de tam olarak böyle bir konuyu işliyor.

Victoria ömrünce ailesi tarafından sevgisiz bırakılmış, bundan kaçış yolu olaraksa kendini yemek yemeye vermiş bir kızdır. Kendisi adeta görünmezken, kız kardeşi Gracie ise başta ailesinin olmak üzere alımlı haliyle herkesin göz bebeğidir. Buna rağmen Victoria içinde kıskançlık barındırmaz. Kardeşini çok sever ama yaşadığı kırıklıkları ve sevgisizliği yenmek adına da kendine yeni bir dünya kurar. Bu dünyada Victoria'yı bekleyen kendine dair geçmesi gereken sınavlar ve yaşayacağı pek çok yenilik ve değişim vardır.

Açıkcası kapağı bana konunun romantik komedi tadında işlendiği izlenimi vermişti alırken. Ne var ki kapağındaki neşenin aksine çok hüzünlü bir kitaptı. Elbette mutlu, umutlu yanları vardı fakat beklediğim gibi bir romantik komedi değildi. Bu kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor tabi ki. Çok sevdiğim ama hüznüne de çokça bulandığım, içimi acıtan bir kitap oldu. Bir insanın ruhunun sevdikleri tarafından ne kadar derin ve iyileşmesi zor bir şekilde yaralanabileceğini çok içten ve güzel bir dille anlatmış kitap. Hele ki kilo sorunu yaşayan ve bunu hayatının merkezine yerleştirenlerin kendinden pek çok şey bulabileceği bir kitap.

Severek okuduğum, kişinin ruhundaki sevgisizlikle ilgili yaraları çok anlamlı bir şekilde işleyen bir kitaptı Beni Böyle Sev. Umut veren bir yanının olması da cabası. Bu gibi konulardan hoşlanıyorsanız Victoria'nın kendine dair çıktığı umut dolu yolculuğu okuyabilirsiniz.

Sevgilerle

Oniks Lux-2 / Jennifer L. Armentrout

Dikkat dikkat!

Efendim bu kitap Lux serisinin 2. kitabıdır. "Dur ben daha ilk kitap Obsidiyen'in incelemesini okumadım." diyenler için tıktık

Obsidiyen'de serinin açılışını yapmış, Kathy ve Daemon'la tanışmış, aşk meselelerine giriş yapmıştık. Daemon ve Kathy arasındaki uzaylı bağı da hem başımıza bela olmuş hem de ikisini yakınlaştırmıştı. İkinci kitapta hikayeye yeni karakterler ekleniyor ve işler karışıktan da beter hale geliyor. İşin fenası oku oku birşey anladığınız da yok. Herşey çok gizemli. Öyle mi böyle mi diye düşünüp duruyorsunuz. Kitabın yarısından çoğunu da birşey oldu, olacak, hadi kitap açılacak diye bekliyorsunuz. Ancak sona doğru ufak hareketlenmeler başlıyor. Açıkçası "Burada neler oluyor ama ya" diyesim geldi okurken. Oniks, benim kafa karışıklığı ve belirsizlik kitabım olsa da sonlara doğru biraz olsun merakım giderildi. İlk kitap seriyle tanışma kitabı ise, 2. de kurgunun ciddi temellerinin atıldığı bir kitap olmuş bence. İlk kitapta aşk yoğundu, bunda ise olaylar.

Oniks, Obsidiyen'e göre daha durağan geldi bana. Özellikle Daemon ve Kathy arasındaki ilişki ilk kitapta daha hareketli, olay örgüsü de daha heyecanlıydı bence. Oniks çok daha durgun, olayların gelişimine dikkat çeken, kurguyu sağlamlaştırma ve derinleştirme çabasında bir kitaptı. Olaylar dallanıp budaklandı, sonu da heyecanlı bağlandı belki ama yine de sıkıldım okurken. Bir de sanırım diyaloglardan kaynaklı olarak kitaptaki aşk duygusu bana geçmedi, geçemedi. Sanki birşeyler yavan geldi.

İşte söylemezsem çatlayacağım ayrıntıya geldi sıra, yine ve yine ah o kapaklar! Kathy öyle mi yani? Hiç benzetemedim. Daemon neyse, olabilir ama bence kızımızın kitapta anlatılan karakterle alakası yok. O yüzden okurken kendi hayalime sadık kalmayı tercih ettim. Kapakları beğenenlere saygım sonsuz ama ben olmamış diyorum.

Oniks'i her ne kadar Obsidiyen kadar olmasa da, başarılı kurgusuyla okudum. Seri güzel, gerçekten güzel! Kendini de okutuyor şüphesiz ama artık bu tür serilerden sıkıldığımı fark etmeye başladım. Alacakaranlık ve Fısıltı serisi, ardından Melez Sözleşmeleri'yle devam eden yolculuğum derken içim dışım bu tarz seriler oldu. Belki de biraz özlemeliyim. Tek bildiğim sıra Opal'de olsa da sanırım bir süreliğine Lux serime ara vereceğim.

Sevgilerle