4 Aralık 2014 Perşembe

Aşk Kaç Beden? / Sarra Manning

"Kuralları yıkmanın tam zamanı!"

Hayatımın kitabı dediğiniz bir kitap oldu mu hiç? Benim yoktu, taa ki bu kitabı okuyana dek. İki günde 608 sayfayı yutup kendi kendime gülüp, hüzünlenip, ayrı bir hayal dünyasında kaybolana dek.

Neve hayatının uzun bir dönemi boyunca ciddi kilo problemi yaşamış 25 yaşında genç bir kadın. Arşivde çalışıyor ve kitap kurdu denebilecek kadar da kitaplara sevdalı. Ama bir sevdası daha var. Yıllardır tanıdığı ama üç yıldır görmediği platonik aşkı William. William'a öylesine aşık ve gözünde o kadar mükemmel ki o dönene kadar 36 beden olmalı ve harika bir ilişkiyi yürütebilecek deneyime sahip olmalı. Ne var ki Neve'in öncesinde hiç ilişkisi olmaması büyük bir sorun. Peki bu arayışın içinde karşısına  tam bir çapkın olan karizmatik Max çıkarsa neler olur? Anlaşmalı bir ilişkiye başlayan ikiliyi neler beklemiyor ki! Neve'in düşündüğü gibi 36 beden olmak herşeyi çözer mi? Aşk tek bilinmeyenli bir denklem mi? Keşke hayat bizim kurduğumuz denklemler kadar basit olsa. Neve'in de Max'ın de çözmesi gereken sağlam bir hayat problemi duruyor gibi:)

Tesadüfen kitapçının rafında ilk kez gördüm onu.  İsmine, kapağına vuruldum ama dur dedim biraz araştır. İnternetten baktım, öyle pek popüler bir kitap değildi. Ön okumasına baktım hemen. Ve kaldım... Nasıl yani? En heyecanlı yerinde biter miydi ön okuma? Evet biterdi. Bulmalıydım bu kitabı, acilen! Buldum da. Okumaya yolculukta başladım ve 6 saatlik yol boyunca durmadım. Bu eşsiz kitap bitmesin diye ara vermek istesem de cık, herşey beni ona çekti. Bitti ama ben bir daha okudum. Ne çok sayfasını katladım yeniden okumak için... Şimdi düşünüyorum hangi kelimeler yeter bu kitabın bendeki değerini anlatmaya? Hepsi cılız kalır galiba...

Neve'in kilo problemi, kendine karşı öz güvensiz yaklaşımı, kendini keşfi o kadar iyi tahlil ediliyor, o kadar içten ve ayrıntılı bir şekilde irdeleniyor ki takdir ediyorsunuz. Max'in durumu ise bambaşka, onun da kendince problemleri ve yaraları var. İkisi de bilmeden birbirinin yaralarına ilaç olurken buluyorlar kendilerini. Yani salt bir romantik komedi ya da aşk hikayesi değil "Aşk Kaç Beden" de anlatılan. Çok, çok daha fazlası var. Kırılganlığımız, geçmiş yaralarımız, ailemiz, güvensizliğimiz, umutsuzluğumuz, kayıplığımız, korkaklığımız, sevgiye muhtaçlığımız... Herşey! Hayata dair tüm tükenmiş yanlarımızın dirilişi, umudu buluşu var bu kitapta.

"Bir insanın yüzüne, ağzından çıkan her kelimenin ruhunuzu dev bir bulaşık teliyle ovmuş gibi kan revan içinde bıraktığı için onu bir daha görmek istemediğinizi söylemeniz imkansızdır."

Her taş yerine öyle güzel oturuyor ki ve öyle inceden, öyle anlamlı işleniyor ki her bir tutum, davranış mest oluyorsunuz. Yavaş yavaş pişen bir yemeğin tadı gibi, tam kararında, bundan daha iyi anlatılamazdı dediğiniz bir doyumla okuyorsunuz satırları. Bilhassa kilo ve öz güven sorunu yaşayan veya bağlanma korkusu, güvensizlik kavramlarına yakın duranların kendinden çok fazla şey bulabileceği bir kitap. Fakat sadece belli bir kitlenin değil, okuyan herkesin kalbinde en az bir noktayı titreştirecek bir kitap bu.

"Eğer savaş hikayen yoksa, o zaman en azından savaş yaran da yok demektir."

Okurken gülüyorsunuz, hüzünleniyorsunuz, durup düşünüyorsunuz. Hayat gibi bu kitap. Ne varsa hayatta, burda da var. Karakter analizleri çok başarılı, akış çok yerinde. Dili akıcı ve anlaşılır. Not olarak kitapta cinsellikle ilgili kısımların olduğunu da belirteyim. Kitapla ilgili tek bir olumsuz eleştirim olacaksa o da zaman zaman Neve'in işiyle ilgili ayrıntıların biraz fazla tutulmasıydı. Yine de hiç mi hiç dert etmedim.

Kitapta orjinal isimleri seven biri olarak "You Don't Have to Say You Love Me" adıyla olmamasına bile üzülemedim. İkisi de birbirinden güzel çünkü, kitabın içeriğini o kadar güzel ifade ediyor ki "Aşk kaç beden?" sorusu, ne denebilir bilmiyorum. Kapak desek evet orijinali farklı ama çok yakın kapaklar. Bayıldım yahu, daha ne diyeyim. Herşeyine vuruldum ben bu kitabın. Sadece takdir edebiliyorum, teşekkür edebiliyorum bu kitabı yazana, çevirene ve basanlara.

Kitabın yeterince reklamı mı yapılmadı acaba? Neden daha fazla kişi bilmiyor ki böylesine mükemmel bir kitabı? Sayfa sayısının korkutucu olması belki kitabın okuyucu kitlesiyle buluşamamasında etkili olmuş olabilir. Kitabın kalınlığı sizi korkutmasın, başlayınca sonuna geliyorsunuz. Bırakın nasıl biter diye düşünmeyi, nasıl okusam da hemen bitmese diye kara kara düşünürken buluyorsunuz kendinizi. O derece!  Okuduğu kitaba bayılan her insan gibi yazarın Türkçe'ye çevrilmiş farklı kitaplarını aradım durdum ama maalesef yok.  Neden yok, neden? :( Bekliyorum, bekleyeceğim bu kadar da netim.

Hayatımın kitabı sensin "Aşk Kaç Beden?" ve değil 3 kez okumak daha 1000 kez okurum. En başına koyarım rafımın. Bakarım ve aklıma gelir okuduklarım, ben yine tebessüm ederim, sarılırım sana, mutlu olurum. Okudukça seni mutluluğa bırakır kendimi, aşka inanırım...

Sevgilerle