30 Aralık 2014 Salı

2015, oradan bana bir "umut" canım ya!


Koskoca 2014'ü de kapattık gidiyoruz. Her yılın başında sanki o yıl hiç bitmeyecekmiş gibi gelir bana oysa. Zaman işte! Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, ardında birkaç soluk anı, bir kaç kırışıklık bırakarak. Ne kaldı desem 2014'ten bana, bilemedim ki. Demek ki pek de umutlarım karşılık bulamamış 2014'ten. Platonik bir aşk olarak kalmış bendeki:) Eh ne yapalım 2015'e sevdalanırız biz de:)


Her yılın başında bir dilek listesi yapıyor benim gönlüm. Listenin demir başları belli; sağlık, mutluluk, huzur, başarı, aşk ama sanırım en çok da UMUT!


Bunca yılda tek bir şey fark ettiysem o da umutsuz hiçbir şeyin anlamının da tadının da olmadığı. Dünyanın tüm zenginliklerine de sahip olsa bir insan yeni güne, hayata, yaşama, aşka, sevgiye dair umudu kalmamışsa tüm fakirlerden daha fakir hissediyor kendini. Mutsuzluk denizinin dibinde dolanıp duruyor, bir türlü yüzeye çıkmayı başaramadan. O yüzden umut en başta benim için.

Ne yalan söyleyeyim zaman zaman umudumu kaybediyorum. Pek çok şeye karşı. Yine de hayatın dengesi görmeyi, fark etmeyi bilirsek bir yerden gülümsetiyor bizi. Minik minik ışıltılar saçıyor etrafımıza. O kadar ince, minik detaylar ki bunlar ancak görmek için can atanlar görüyor bunu. Diğerleri ise hayatın grisinde yaşayıp, biz şaşkın ve mutlu bakışlılara garip garip bakıyor:) Varsın olsun:)))

Geçen yıllar sizden ne götürmüş ya da size ne vermiş olursa olsun 2015 dilerim sizin için dönüm noktası olacak, unutulmaz bir yıl olur. Aynı dileği kendim için de diliyorum tabi. Geçen yıllardan çok dilek birikti 2015, ona göre yani:) Lütfen bizlere cömert davran, o dileklerin gerçek olmasına çok çok çoook ihtiyacımız var:)

Not: 90lar müziği hayranı biri olarak herkese Emel Müftüoğlu'ndan Hovarda şarkısını öneriyor, klibini de izlemeden geçmeyin diyorum:) Hani klipte vitrindeki elbiseye bakışı var ya, tam da öyle geçti 2014 bende. Dilerim elbiseye kavuşma anındaki mutluluk da 2015in sembolü olur;)

Sevgilerle...

Aralık ayında okuduklarım

Merhabalar,


Aralık ayının hatta yılın sonuna geldik bile. Bu ay bolca kitap okumuşum, en azından kendi çapımda:) Benim için okunan kitap sayısından çok damağımda kalan kitabın o doygun tadı önemli olsa da bu sevinmeme engel değil. 


Yine de zaman zaman aylarca tek bir kitabı okuyan, hatta bazı kitapları sindire sindire okumak için doğru zamanı bekleyen biri olarak her ay benden bu performansı beklemeyin der kitaplarıma geçerim:)



 

1) Melekler Korusun / Debbie Macomber

Severek okuduğum, yeni yıl konulu, sevimli bir kitaptı. Yine de bende derin bir iz bırakmadı. 

Kitabın incelemesi için tıktık 






2) Ruh Öküzüm / Lauren Morrill


Çok tatlı bir gençlik aşkıydı. Çabucak okudum ve yüzümde hala hatırladığım mutlu bir tebessüm bıraktı. Öneririm:)

Kitabın incelemesi için tıktık





3) Çirkin Güzel 2-Aşka Uyanış / Aslıhan Akagöz

Çirkin Güzel serisinin ikinci kitabıydı. Mutlu etti, merak giderdi:)

Kitabın incelemesi için tıktık






4) Satranç / Stefan Zweig

İz bıraktı, dağıttı! Kısa ve net!

Kitabın incelemesi için tıktık







5) Kiralık Eş / Christine Bell

Aşk hissi bana geçmese de eğlenceli, komik ve akıcı bir kitaptı.

Kitabın incelemesi için tıktık






6) Yalnızca Yalnızım / Mehmet Ali Kılınç

7) Günaydın Gece / Mehmet Ali Kılınç

Duygusal kısa yazı ve sözlerden oluşan kitapların samimi dilini sevdim.

Kitapların incelemesi için tıktık



8) Bir Kadının Yirmidört Saati

Stefan Zweig'in bilindik kalemi ve yine o muhteşem psikolojik çözümleme ve gözlemleri.

Kitabın incelemesi için tıktık

Ayın romantik şampiyonu Ruh Öküzüm, unutulmazı ise Satranç oldu tabi ki. Ya sizler bu ay neler okudunuz?

Sevgilerle...

29 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Kadının Yirmidört Saati / Stean Zweig

"Fakat kadınlar, kelimeler olmasa da kimi şeyler sezer..."

Satranç'ı okuduktan sonra bende Stefan Zweig'in diğer kitaplarını okuma hevesi baş gösterdi. Acaba diğerleri de Satranç kadar iyi midir diye merak ettim sanırım. Haberler iyi. Kesinlikle aynı tat, aynı gözlem gücü, aynı psikolojik irdeleme! Stefan Zweig, Bir Kadının Yirmidört Saati'nde de dağıtıp bırakıyor sizi.

"...öyle ki ruhumda bir şey bir daha düzelmemek üzere kırılmıştı."

Kumar aşktır, aşksa kumar konusuyla yola çıkıyor kitap. Açıkçası arka kapakta okuduğumda nasıl bağlanacak acaba bu iki kavram diye düşünmüştüm. Kusursuz bağlandı! Öyle iyi psikolojik çözümlemeler, gözlemler ve insan hallerine tanıklık ediyorsunuz ki yazar bu kitabıyla da Satranç'taki benzer tadı veriyor. Yetenekli bir aşçıdan benzer lezzet ve kalitede ama farklı bir yemek yemenin keşfi gibi eşsiz bir tad bırakıyor ağzınızda. Kitabın ilk yarısına kadar beklentimi karşılamayacağını düşünmüş ve zaman zaman uzun cümlelerinde kaybolmuş olsam da son yarıda çok daha hareketli ve akıcıydı. Sevdim ben bu kitabı.

"Onun uğruna her şeyden vazgeçebilirdim."

Evet, bir Satranç değil. Kesinlikle değil hem de ama bu kitabın da dokunduğu başka başka yerler, ruh parçaları, deştiği yaralar var. Bir kitaptan etkilenmek kişinin yaşanmışlıklarıyla da ilgili. Bu bakımdan kayıp, kırık bir aşkın risk dolu yirmi dört saati ilginizi çekerse bu kitabı kesinlikle beğeneceksiniz. Hatta konu ilginizi çekmese bile seveceksiniz. Bence herşeyiyle kayda değer olsa da sadece psikolojik irdelemeleri ve mükemmel gözlemleri için bile okunmaya değer. Yalnızca dikkat diyorum: üst üste Stefan Zweig okumak aklı, ruhu fazlaca dağıtıp bulandırıyor, düşüncelere sürüklüyor; toplanmaksa zaman alıyor:)

Sevgilerle...

27 Aralık 2014 Cumartesi

Yalnızca Yalnızım ve Günaydın Gece kitapları / Mehmet Ali Kılınç

"Birbirimizi ne zaman anlarız biliyor musun? Aynı hüznü sen de yaşadığında, senin de gecelerin acılarla çok uzun geçtiğinde, sözlerinin senin için yazıldığına inandığın duygusal bir şarkıya takılıp kaldığında, göğüs kafesine koca bir ağrı çöktüğünde, mutluluğun, senin için gerçekleşmesi imkansızlaşan bir hayal olduğunu düşündüğünde, etrafındaki onca kalabalığa rağmen, elini tutabilecek birinin olmadığı gerçeğiyle yüzleştiğinde... Birbirimizi en çok nasıl anlarız biliyor musun? Senin için çektiğim acıyı, bir başkası için çektiğinde..."

Günaydın Gece/ Mehmet Ali Kılınç


Hafta sonunun ruhuna aykırı bir şekilde sabahın köründe uyandım bu sabah. Elimde sıcak çay kupam, dışarıda kasvetli yağmur havası size bu yazıyı yazıyorum. Havalardan mı bilmiyorum ama çok da şen şakrak değilim bu aralar. Hal böyle olunca bir umut deyip Mehmet Ali Kılınç'ın sosyal ağlarda çokça söz edilen, her yerde kitaptan bir alıntısıyla karşılaşıp "Tam da öyle!" dediğim Yalnızca Yalnızım ve Günaydın Gece kitaplarını bir solukta okuyuverdim.

Yalnızca Yalnızım ve Günaydın Gece duygusal, aşk ağırlıklı kısa yazı ve sözlerden oluşan iki kitap. Yalnızca Yalnızım yazarın ilk, Günaydın Gece de ikinci kitabı olsa da birbirinden bağımsız okuyabilirsiniz. Açıkçası ben Günaydın Gece'yi çok daha fazla sevdim. Bunda yazarın cümlelerinin etkisini ilk kitaba göre daha çok hissetmem etkili olabilir. Fakat neticede bu tarz duygusal kitaplarda hangi hissin sizi yakalayacağını bilemezsiniz. Tamamen bir kapılma ve an meselesi.

"Hak ettiği kadar değer verecekmişsin herkese. Ve en önemlisi de seni hayatının sonuna kadar yanında taşımaktan korkan birini meğer hiç mi hiç sevmeyecekmişsin." Günaydın Gece/ Mehmet Ali Kılınç

Kitaplarda yazarın taze, gelişmeye açık dilini hissediyorsunuz. Yalın, anlaşılır, yormayan cümleleri var. Yazıların da kısa kısa, bağımsız bölümler halinde olması kitapların başladığınız gibi bitmesini sağlıyor. Neden bu kadar okunuyor sence bu kitaplar derseniz sebebi yoğun dili ya da derin tespitleri diyemem. Buna cevabın yalınlığı, samimiyeti ve "Evet, ben de böyle hissettim." hissini yakalaması olur. Hepimizin tek bir derdi var aslında: anlaşılmak. Yazar da bunu veriyor: "seni anlıyorum" hissini. Yeryüzünde bizi anlayan, bizim gibi hisseden birilerinin olduğu düşüncesini sahipleniyoruz aslında bu kitaplarda. Bununla rahatlayıp, mutlu oluyoruz.

"İnsan bazen, aşık olabileceği birini değil de... Her şeye rağmen yanında durabileceği, birlikte ağlayabileceği, birlikte gülümseyebileceği birine ihtiyaç duyuyor. Ve o kişi bir türlü hayatımıza uğramıyor." Günaydın Gece/ Mehmet Ali Kılınç


Yazarın kalbinden geldiği gibi, hisleri en yalın haliyle yansıttığını fark ediyor, içinden akan ne varsa önünüze koyduğunu hemen anlıyorsunuz. Kitaplardaki bu samimiyeti; yormayan, zorlamayan içtenliğini seviyorsunuz. Okuduklarınız size bazen merhem, bazen deşilen yaralar oluyor ama en çok da umut oluyor. Kelimeler kabuklanmış yaralarınızı tek hamleyle kanatsa da, sonunda tazecik bir umutla sarıveriyor açtığı yaraları. İçinizi boğan bir kasvete hapsolmayıp; tatlı, sıcak, umut dolu bir ışığın altında kitaplarla çıktığınız yolculuğu sonlandırmış oluyorsunuz. Kitaplara dair en sevdiğim yanlardan biri bu oldu.



"Bazı kadınlar hep gülümser... Gidersin gülümser, acı çeker yine de gülümser... ama bizler etrafa savurduğu tebessümlerin altında ne büyük bir acının yattığını, içinde yaşadığı savaştan her geçen gün ne kadar çok yara aldığını, gülümserken "İyi değilim!" demek istediğini göremeyecek kadar körleşir ve buna sebep olduğumuzu anlamayacak kadar insanlıktan çıkarız..." Yalnızca Yalnızım/ Mehmet Ali Kılınç

Şüphesiz her yazı, her söz herkeste aynı hissi yaratmaz. Çoğu, eser geçer içinizden. Sonra bir tanesi gelir, sessiz sakin dururken nokta atışı yapar size. Bence bu yazılardan en az bir tanesi tam da böyle yakalayacak sizi. "Yorgunum, anla beni ama en çok da bana anlat kendimi" diyorsanız bu kitapları okumak için doğru zamanda olabilirsiniz. 

Sevgilerle

23 Aralık 2014 Salı

Kiralık Eş / Christine Bell

"Aşk, asi ve çılgındı. Aşk bir riskti."

Lindy borçlarını ödeyebilmek için durmadan iş aradığı sırada mucize gibi bir iş ilanı görür. Üç haftalığına oyunculuk deneyimine sahip genç bir bayan aranmaktadır. Üstelik çok da dolgun bir ücret karşılığında. Bu ilginç ilan Lindy için kurtuluş anlamına gelse de kendini tuhaf bir işin içinde bulması uzun sürmez. Yakışıklı Owen'ın Lindy'nin hayatına girmesiyle ikili için eğlenceli, komik ve hatta aşk dolu bir oyun başlar.

Romantik kitap sevdalısı biri olarak konusu bana eğlenceli gelmiş ve merak ederek edinmiştim Kiralık Eş'i. Gerçekten de beklediğim gibi eğlenceli ve komik girişiyle beni oldukça güldüren kitap, devamında bolca cinsellik içeriyor. Bu fazla hızla gelişen tutku ve çekim esasen beni rahatsız etse de ilerleyen kısımlarda gelişen durumlar kitabın romantikliğine katkıda bulunuyor. Yine de yeterli miydi aşk duygusu derseniz, bence hayır.

Açıkçası böyle bir konunun daha inişli çıkışlı ve sürprizli işlenebileceği beklentisindeydim fakat öyle olmadı. Kitap benim için tekdüze ilerledi. Yine de kitabın dedektifvari bir yanı da vardı ve duruma hareket kattı denebilir. Dili akıcı ve çabuk okunur olsa da anlatımda kim neyi dedi şeklinde karmaşıklıklar hissettim.

Duygusal ve aşk yönünü buram buram hissedemesem de eğlenceli, oyunbaz ve tutkulu bir romandı. Yormadan kendini okutacak bir kitap arıyorsanız Kiralık Eş'e bakabilirsiniz.

Sevgilerle

22 Aralık 2014 Pazartesi

Seni seviyorsam bundan sana ne?

-  Nee, onu sevdiğimi duymuş mu?
-  Öyle diyorlar
- Diyorlar mı!? Bittim kızım ben! Rezil oldum!

Bazı şeyleri kitaplardan öğreniyoruz, bazılarını okuldan, kimisini aileden. Kimisini de sezmeden, anlamadan, yazılı hiçbir dayanağı olmayan bir kaynaktan öğreniyoruz. Davranışlarımızı, hislerimizi kendi hayatından çok merak eden kitleden, dedikodu yapılan ayaküstü sohbetlerin ardına saklanan çarpık gülüşlerden anlıyoruz. Sevmek de, söylemek de rezil edici, utanç verici, küçük düşürücü bir durummuş, sayenizde anladık ne hoş!?

Bu hayatta anlam veremediğim pek çok şey var belki. Fakat bu asla anlayamayacaklarım arasına giriyor. Neden birini seviyorsan, sevdiğini söylemek utanç verici bir şey olsun ki? Sevmek, aşık olmak, gerçekten içinde his barındıran bir kalp taşımak o kadar özel bir yetenek ki! Birini sevdiysen bırak bunun utanç ve tedirginliğini yaşamayı, bayram ve şenlik tadında kutlamalı insan. Hayatı sevgiden, aşktan daha anlamlı hale getirecek bir şey var mı? Ben sanmıyorum. Söylemek ise bu duygunun taçlanması, şaha kalkması adeta. Diyeceksiniz ki, ya o sevmiyorsa? Al işte rezillik sana. Herkes duyacak!

İçimin en cesur yanı "Aman beee, duysunlar!" diye bağırıyor ne yalan söyleyeyim. "O kadar güzel seviyorum ki, evet herkes duysun. Örnek alsın. Kitaplara konu olsun be!" diyesim geliyor. Hatta o beni sevmesin, ne olmuş yani? Ben seni seviyorsam bundan sana ne? Seni sevmem için hiç bir şey yapmasan da, öylece dursan da, beni sevmesen de, hatta görmezden gelsen de seni sevmeye devam edeceğim gerçeği önümde duruyor işte. Aşk bu değil mi? Nedensiz bir sevme hali. Seni sevmek için sana ihtiyacım yok ve bundan hiç de üzgün değilim. Üstelik bu aşkla acı çekeceksem de kaçış yok. Susmak da konuşmak da birşeyi değiştirmeyecek.

Ne güzel yazdım ama değil mi? Aslında temel bir sorun var. Benim gibi düşünen birileri var mı, açıkçası çok emin değilim:) Aşkı sadece hissetmenin bile bir mucize olduğunu düşünecek ya da bu hissin ne kadar kıymetli olduğunu anlayan birileri? Seni sevmese bile hislerini gözleri parlayarak anlayıp, ağzından dökülecek inci kelimelerin değerini bilecek birileri? Varsa durma zaten. Ama bu ihtimal yoksa, boş ver gitsin. Aşkını, acını, göz yaşını yaşa, hisset ama bırak o aşk sende kalsın. Sevgiye dair cümlesi de kalbi de eksik kalanları ardında bırak, bir an bile düşünme. Sen kırıntı aşklardan çok daha fazlasını hak ediyorsun. Kendinle gurur duy! Sen o şanslı kesimdensin, bunu hiç unutma; gerçekten sevebilen kesimden!

Sevgilerle

20 Aralık 2014 Cumartesi

Satranç / Stefan Zweig

"...bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur; işte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar, özel yapıları içinde karınca gibi, dünyanın tuhaf ve eşi benzeri olmayan bir maketini kurarlar."

Sadece 71 sayfa olan bir kitap ne kadar etkileyici olabilir ki? Ya da ne kadar alıp götürebilir, içine sürükleyebilir sizi? Hepsini yapabildiğine şahit olduğum kitaba hoş geldiniz. Tek söyleyebileceğim hacmi küçük, etkisi büyük bir kitap Satranç!

Dr. B. normal olmayan şartlar artında satrançla tanışmış ve aklını korumak adına satranca sarılmış biridir. Ne var ki çözüm olarak gördüğü satranç, zamanla takıntı haline getirdiği ve hastalanmasına sebep olacak bir noktaya gelir. Her şey için belki de son bir satranç oyununa gerek vardır. Dr. B.'nin de yaşaması, hissetmesi gereken son bir oyun olacaktır.

Kitapta yoğun bir düşünce ve gözlem akışı ile bolca psikolojik çözümleme var. İşin ilginç yanı bu yoğun tat, öyle bir akıcılık ve anlaşılırlıkla sunuluyor ki hayran kalıyorsunuz. Gözünüzü, ruhunuzu, zihninizi kitaptan uzaklaştıramıyorsunuz. Kitap sizi içine katıyor ve artık siz sadece dışarıdan bir izleyici olamıyorsunuz. Açıkçası bir kitabı sevdiysem zaten içine girdiğimi hissederim fakat burada yaşadığım bambaşkaydı. Sadece kitabı sevdiğimden değil, duygular o denli başarılı ve aynı hissi yaşamanıza sebep olacak bir doğallıkla ifade ediliyor ki okurken kendimi sıktığımı, gerildiğimi ancak kitap bittiğinde anladım. Yani sadece okuyup etkilenmiyor, yaşıyorsunuz. Bunu bu kadar kısa bir kitapta, bu denli yoğun hissetmekse benim her zaman başıma gelen bir olay değil. Hayran kaldım!

Kitabı okumaya başlamadan önce mutlaka ön sözünü okumanızı ve hatta yazarın yaşamıyla ilgili bilgi edinmenizi öneririm. Bunlar kitabı farklı bakış açılarından ele almanızı sağlıyor. Satranç'ın yazarın intiharından önce verdiği son eser olması da kitapla ilgili dikkat çeken bir başka özellik.

Kitabın sonu havada kalmasa da sanki çok ansızın bitti. Birkaç cümleye daha ihtiyaç varmış gibi hissettim. Czentovic'in ya da Dr. B.'nin hislerini, düşüncelerini duymak istedim belki de. Yine de kesinlikle etkili kalemini hissettiğim, okuduğuma çok memnun olduğum bir kitap oldu Satranç. Yazarın ilk okuduğum kitabı olmasına rağmen kesinlikle son olmayacak. Yıllardır öğrenmek istediğim satrancı da bir an önce öğrenmeliyim sanırım.

Son olarak diyebilirim ki, damağınızda kalacak yoğun ve akıcı bir tada hazır olun ve Satranç'ı okuyun. Bu kitapla tanıştığınızda neden şimdiye kadar okumadığınızı kendinize soracak ve kendinizi yazarın diğer kitaplarını araştırırken bulacaksınız. Kendimden biliyorum:)

Sevgilerle

16 Aralık 2014 Salı

Çirkin Güzel 2-Aşka Uyanış / Aslıhan Akagöz

"Aşk, birini tüm kusurlarına rağmen sevmektir."

Aylar önce seri olduğunu bilmeden alıp okuduğum Çirkin Güzel öyle bir noktada kalmıştı ki devamını ister istemez merak etmiştim. İkinci kitap olan Çirkin Güzel-Aşka Uyanış'ı çabucak bitirdim ilki gibi. İtiraf etmeliyim ki ikinciyi ilkinden daha çok sevdim. Buna kapağı da dahil:)

Yazımın bundan sonraki kısmı ilk kitapla ilgili bilgiler içerecek. Seriyi okumaya henüz başlamadıysanız ilk kitabın inceleme yazısını okumak için tıktık

İlk kitap oldukça hüzünlü bir şekilde bitmişti. Kitap boyunca da üzüle üzüle bir hal olmuştum. Tam da beklediğim gibi Aşka Uyanış ilkinin aksine mutluluk dolu bir kitap. Benim mutluluk meraklısı olmam da hesaba katılırsa ilk kitapta arayıp da bulamadığım "saadet"e kavuştum:) Çağrı ve Melike yaptıkları hataları fark ettikleri bir noktada karşımıza çıkıyorlar. Herşeyi düzeltmek, aşklarına sahip çıkmak için tek ihtiyaçları hem kendilerine hem de birbirlerine ikinci bir şans tanımak. Ne olmuştur dersiniz? Cık söylemem:)

Çirkin Güzel-2 okuyucusuna eski Yeşilçam filmlerinin tadını veren, huzur dolu bir kitap. Konu bilindik evet, işlenişi de oldukça yalın. Öyle büyük sürprizler ya da heyecanlar yaşanmıyor. Bir sonraki adımı tahmin etmekte zorlanmıyorsunuz. Tekdüze, sade fakat aynı zamanda sıcak, sevimli ve insanı mutlu eden bir yanı da var.

Kitapta ilkinde olduğu gibi yine çokça tekrar göze çarpıyor, bu da okurken zaman zaman sıkılmanıza sebep oluyor. Bazı kısımlarda yazımda hatalarla karşılaşmak da okurken insanın dikkatini dağıtan bir etken. Kitabın benim için şüphesiz en önemli ve merak edilesi karakteri ise Çağrı oldu. Sürekli Çağrı'nın hatalarından bahsedilse de sanırım ben kişiliğine dair merak edilen noktaları ve hatta hataları olan karakterleri seviyorum. Romanlara her zaman hareket katıyor böyle karakterler.Unutmadan ilk kitaptaki diğer karakterlere ne oluyor diyorsanız, onlarla ilgili de bolca kısım mevcut kitapta.

Kitabın eksiklerine rağmen yazarın kalemini ikinci kitapta güçlendirdiğini düşünüyorum. Eski filmler tadında ve yalın aşk romanlarını seviyorsanız Çirkin Güzel serisine bakabilirsiniz.

Sevgilerle

15 Aralık 2014 Pazartesi

Dilek kitap listem

Merhabalar,

Evet biliyorum Tüyap biteli çok olmadı ve ben de gidip bir sürü kitap aldım. Bu da neyin listesi diyebilirsiniz. Tamam liste yaptım ama bir sor niye yaptım? :)

Öncelikle Tüyap Kitap Fuarı'nda almak istediğim Yeşim Türköz kitaplarındaki indirimi yeterli bulmamıştım, bu yüzden alamayınca da içimde kaldı. Yazarın Büyü Dükkanı kitabını çok sevince niye diğerlerini de okumuyorum ki diye düşünmeye başladım. Geç olsun güç olmasın mantığıyla gözümü yazarın "Büyü Dükkanı'nda İki Çınar" ve "İç Dünya Oyunları" kitaplarına diktim. Bir de sosyal ağlarda görüp de merakımı arttıran Stefan Zweig'in Satranç adlı kitabı var ki hemen minik bir araştırma yapıp çok sevildiğini fark ettim. Ön okumasına da göz atayım derken, bir baktım ki okurken kendimi unutmuşum. Kesinlikle okumalıyım ben bu kitabı. Hatta belki ileride diğer Stefan Zweig kitaplarını bile.

1) Büyü Dükkanı'nda İki Çınar/ Yeşim Türköz

2) İç Dünya Oyunları/ Yeşim Türköz

3) Satranç/ StefanZweig

Ah bir de şu yeni kitap tanıtımları giriyor kanıma. Novella Yayınları'ndan çıkan Debbie Macomber'ın Kar Tanelerinin Bir Bildiği var tam da şu zamanlarda yeni yıl içerikli konusuyla merakımı cezbetti. Pegasus Yayınları'ndan yeni çıkan  Susan Elizabeth Philips'in yazdığı Aşk Çok Yakında ise çok neşeli gözüküyor. Şehrin en çapkın menajeriyle en çömez çöpçatanının yolu keşisirse... diyor tanıtım yazısında. Bana da meraktan çatlamak kalıyor:) Yine Pegasus'tan çıkan 500 Yıllık Bilimsel Aldatmacalar kitabını da çok merak ettim. Ne kadar meraklıymışım ben de yahu. Ah Pegasus ah, bitirdin beni:)

4) Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var/ Debbie Macomber

5) Aşk Çok Yakında/ Susan Elizabeth Philips

6) 500 Yıllık Bilimsel Aldatmacalar/ Gerald Messadie

Bir de henüz çıkmayıp, serilerimi tamamlamak adına beklediklerim var tabi. Azra Kohen'in Fi ve Çi ile başlayan serisinin "Pi" adlı üçüncü kitabı ve Veronica Roth'un Uyumsuz, Kuralsız, Yandaş şeklinde ilerleyen serisinin devam kitabı "Dört".


7)Pi / Akilah Azra Kohen

8) Dört/ Veronica Roth

Korkarım ki benim liste böyle durmadan kabarmaya devam edecek ama hepsini edinir miyim ve ne zaman edinirim büyük bir soru işareti. Ama hayallerimi süslemelerinde bir sakınca yok:) Ne de olsa hayaller güzeldir:)

Sevgilerle

12 Aralık 2014 Cuma

Ruh Öküzüm / Lauren Morrill

"Aşk gözlerle değil, akılla bakar;
Ve bu yüzden kanatlı aşk tanrısı kördür."

William Shakespeare/Bir Yaz Gecesi Rüyası

Aldığım gibi dayanamayıp okumaya başladığım Ruh Öküzüm'ü dün gecenin bir yarısı bitirdim. Ama ne bitirmek? Saatin kaçı olduğunu bilmeden kitaba yapışmışım. Bittiğinde ise yüzümde hem şapşal mutlu bir tebessüm hem de "Neden bitti nedeeeeen?" şeklinde kendimi yerden yere vurma isteğiyle baş başa kaldım. Üzgünüm a dostlar:( Tüm bir gün de kafamın üstüne yerleşen mutlu, saf ve romantik bir sis bulutuyla  gezinmem de cabası. Kitap bitti biteli iptalim sizin anlayacağınız:)

Tamaam biliyorum çok meraklandırdım. Başlıyorum anlatmaya. Julia sorumluluk sahibi, çalışkan, hatta fazlasıyla da kuralcı bir liseli genç kız. Londra'ya on günlük bir okul gezisine çıktığında beklediği son şeyse sınıfın sorumsuz, yaramaz, kural tanımaz ve adeta şeytan tüyü taşıyan Jason'ıyla seyahat partneri olmak. Hayat işte! Gezinin ilk gecesi Jason'la katıldıkları çılgın partiye kendini kaptıran Julia, akşamdan kalma haliyle uyandığında tanımadığı bir numaradan romantik mesajlar almaya başlıyor. Bu durumu idare edecek beceri elbette Julia'da yok. Jason'ın Julia'ya talibiyle ilgili yardım teklifiyle herşey karışıyor, pardon başlıyor:) Julia'nın hayatta en önem verdiği şeylerden biri Rİ  yani ruh ikizi! Ona göre mutlaka birgün ruh ikizini bulacak, fakat işler hiç de o kadar basit değil. Bir tarafta çocukluktan beri ruh ikizi olduğuna inandığı ama aralarında birşey olmayan Max Bixford, diğer yanda romantik mesajlarıyla aklını alan gizli talibi ve bir yandan da her anını birlikte geçirdiği akla zarar Jason. Bu karmakarışık bir aşk dörtgeni, çöz çözebilirsen Julia:D Kısacası ikiliyi Londra'da uzun, sanat ve kültür dolu bir gezi beklemekte. Ah tabi bir de AŞK! Julia'nın hayata, aşka ve kendine dair ise çok daha uzun bir gezisi var;)

"...içimdeki bir şeylerin kaybolduğunu hissettim; bir görüntü, bir fikir aniden parlayıp sönmüştü."

Büyük beklentiyle aldım Ruh Öküzüm'ü. Adı, konusu çekti kitabı bana. Okuyacaklarımı bir köşeye çekip, alır almaz da bu kitaba başladım. Kitap eğlenceli başlasa da ilk 200 sayfada hikaye tekdüze ilerledi. Hep birşey olacak diye beklesem de aradığımı bulamadım. Özellikle de İngilizce'de olan kelime oyunları ya da Amerikan kültürüyle ilgili kullanılmış öğeler kitabın içine girmekte beni zorladı. Liseli karakterleri de diğer kitaplarda okuduğum benzer karakterlere göre çocuksu bulunca "Yok,  galiba beklediğim kitap bu değil" diyecekken aaaa o da ne kitap bir hareketlenmesin mi, beni bir heyecan, merak almasın mı? Zaten ondan sonrasında ben tamamen koptum ve kitabı elimden bırakamadım. Gecenin bir körü saatten bağımsız, kan çanağına dönmüş gözlerim ama mutlu ruhumla kitabı bitiriverdim. Son 150 sayfa fena benden söylemesi, durak kaçırtır, uykusuz bırakır, hatta başa dönüp okutur o derece :D

"Mükemmel. Londra'ya, kimsesiz, sidikli bir deli gibi ayak basmıştım."

Ruh Öküzüm çok tatlı, sevimli bir aşk hikayesi. Julia ve Jason'ı ayrı ayrı haklı bulduğum yerler oldu. Julia karakterinin iç konuşmalarına ise bayıldım. Kitap sadece bir gençlik aşkını da anlatmıyor, çok yönlü. Karakter, ilişkiler, aile, sevgi, aşk ve özellikle de ruh ikizi kavramlarını ele alıyor ve sezdirmeden düşündürüyor. Romanda Londra'nın tarihi, yapıları, sanatı ve çevresiyle ilgili de öyle hoş bilgiler, betimlemeler vardı ki bir koşu Londra'yı gidip göresim gelmedi değil :) Hele bir de sonlara doğru kitapta öyle bir şok yaşadım ki ağzım açık kaldı ifadesini gerçek anlamıyla yaşadım:) Yoo hayır, ipucu yok!

" 'Kendi başına dolaşmamalısın, biliyorsun, değil mi? Dışarıda çok deli var.' 'Evet' dedim 'Çünkü seninle dolaşmak tamamen normal.' "

Bir kere kitabın duygusuna girdim ve çok sevdim ama eksiklikler de vardı. Karakterlerle ve kurguyla ilgili aklıma takılanlar ve kafamda oluşan bazı boşluklar oldu. Bir de kitabın ilk 200 sayfasının hareketsiz, son 150 sayfasının ise fazlasıyla hareketli olması meselesi var. Sanki tüm olaylar sona bekletilmiş. Bunun yerine kitabın geneli daha hareketli olsa, sona bırakılan kısımlar daha uzun ele alınsa ve biraz sonların tadını çıkarsaydık daha iyi olurdu. Final kısmı da daha etkileyici olabilirdi diye düşünüyorum. Hem his hem de diyaloglar bakımından. Hoş ben bu haliyle bile ben yüzümde şapşal bir gülümsemeyle mutlu mutlu kaldım, o ayrı:)

Duygu ve kurgu bakımından eksikleri olduğunu düşündüğüm bir kitap olsa da kapıldım bir kere, ne bileyim çok sevdim işte:) Bir kitabın duygusu beni ele geçirdiğinde, karakterleri sevdiğimde sanırım geri kalan ufak ayrıntıların pek de bir önemi kalmıyor benim için. Kitaplar da ruh ikizi gibi, sevmen için kafandakine tamamiyle uymak zorunda değil;) (Evet, kitaba gönderme yapıyor olabilirim:)))

Tatlı bir gençlik aşkı okumak isterseniz ya da ruh ikizinizi bulmaya kafayı taktıysanız hemen okuyun bu kitabı,hemen! Akıcı, romantik, masum ve çok tatlı! Etkisi de öyle çabuk geçmiyor, yüzümdeki gülümseme hala yerinde. Benden söylemesi;)

Sevgilerle

10 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni yıl öncesi okunabilecek kitaplar

Merhabalar,

Nasılsınız? Umarım harikasınızdır. Malum aralık ayındayız. Hal böyle olunca benim aklımda sadece yeni yıl ağaçları,  süsleri, kartpostallar, dilekler ve hayaller oluyor. Her an bir köşede bir mucize beni bekliyor gibi neşeli ve umutlu oluyorum. Tam bir yeni yıl insanıyım sizin anlayacağınız. Çok çok seviyorum ışıl ışıl ve mutlu her bir detayı:)

Fark ettim ki bu ayda yeni yıl konulu kitaplar ruh halime çok daha uyuyor. Konu zaten tam benlik olunca hemen bu ayda okunabilecek yeni yıl konulu kitapları araştırmaya karar verdim. Bu yazı hem kendim hem de sizin için yani:) Hemen listeye başlayalım o zaman:

1) Melekler Korusun/
Debbie Macomber/ Epsilon Yayınevi

Yazarı tanıyorsunuzdur. Küçük Mucizeler Dükkanı kitabıyla başlayan serinin yazarı kendisi efendim. Açıkçası ben Debbie Macomber'ın kalemini çok seviyor ve içten buluyorum. Durum böyleyken konusu zaten yeni yıl, yazar da sevdiklerimden deyip bu kitabı uzun zaman önce alıvermiştim. Nedense okumak şimdiye kısmetmiş. Sanırım kitap kendi kendine dikkatimi çekeceği doğru zamanı kollamış;) Sıcak, sevimli, yalın bir aşk hikayesi bu. Melekler ve yeni yıl da cabası. Başlamanızla bitirmeniz bir oluyor.

Ayrıntılı incelemesi için tıktık


2)Bu Yıl Farklı Olacak/
Maeve Binchy/ Doğan Kitap

"Yeni başlangıçlar heyecan vericidir. Duygular evrenseldir. Ancak değişim cesaret ve mücadele gerektirir."

Maeve Binchy'yi bilirsiniz. Pek çok kitabı Türkçe'ye çevrildi ve aralarından en çok bilineni de sanırım İtalyanca Aşk Başkadır oldu. Kısa hikayelerden oluşan bu kitap, yazarın kalemini özleyenler ve yeni yıl konulu kitapları sevenler için iyi bir seçenek olabilir.

Kitap bende mevcut ve okumak için ay sonuna saklıyorum:)



3)Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var/ Debbie Macomber/ Novella Yayınları

"Otuzlu yaşlardaysan Noel Baba yoktur. Beş yaşındaysan vardır. Ama umut her yaşta seninledir."

8 Aralık çıkış tarihli yepyeni bir kitap bu. Açıkçası çok merak ettim. Kapağına da ayrı vuruldum desem yeridir. Tanıtım yazısı sevimli, birazcık da çekişmeli bir aşk hikayesini anlatıyor gibi geldi bana, meraklardayım:) Novella Yayınları böyle bir kitabı tam zamanında çıkarmış;)

Sizin bildiğiniz yeni yıl konulu kitaplar var mı? Paylaşırsanız çok mutlu olurum, ne de olsa aralık ayının bitmesine daha çok var;)

Sevgilerle

8 Aralık 2014 Pazartesi

Melekler Korusun / Debbie Macomber

"...Dediğim gibi, doğru insanı bulmak, uygun zamana filan bakmaz. Yirmi bir yaşına girince birden hayallerinin erkeğiyle tanışmazsın. Ne zaman olacaksa o zaman olur."

Aralık ayına girince bir yeni yıl neşesi doluyor içime. Yeni yıl konulu kitap da varken elimde okumadan durur muyum? Hemen başladım ve başladığım gibi çabucak bitirdim Melekler Korusun'u. 

Yeni yıl zamanı Shirley, Goodness, Mercy  ve çırakları olan Will adındaki melekler New York Times Meydanı'ndaki eğlencenin arasına karışıyorlar. Will kalabalıkta tek başlarına duran Lucie ve Aren'ı çarpıştırıyor. Böylece tanışıyor iki genç insan ve tanışır tanışmaz da etkileniyorlar birbirlerinden. Ama Will'in unuttuğu birşey var. Melekler insanların hayatlarına müdahale etmemeli ve onlar çoktan bunu deldi. Daha da fenası geleceğe dair pek çok şey birbirine girdi:)

Melekler Korusun, Debbie Macomber'ın kaleminden çıkan bir kitap. Açıkcası kitabı almamda konusunun yanında Küçük Mucizeler Dükkanı serisini severek okumamdan dolayı yazarın da büyük etkisi var. Kitap çabuk okunan, yalın, akıcı, anlaşılır, sıcak, sevimli bir aşk hikayesi olsa da kurgusu Küçük Mucizeler Dükkanı serisi kitaplarıyla kıyas kabul edemeyecek derecede yalın. Kitabın melekler ve yeni yıl içeriğine baktığımda daha sürprizli ve şaşırtıcı olacağını düşünmüştüm ancak beklenen bir aşk hikayesi okudum.

Kitabın gülümseten bir yanı var, o da melekler:) O kadar yaramazlar ve iyilik yapmaya çalışırken işleri öylesine karıştırıyorlar ki gülümsemeden edemiyorsunuz. Kitapta çiftin tanışmada yaşadıklarını biraz hızlı buldum. Okurken karakterlerin davranışlarıyla ilgili aklıma takılan ayrıntılar da "Niye böyle yapmadı ki?" diye düşündürdü beni. Bu da Lucie ve Aren'ın birbirlerini bulma ve kavuşma anlamında yeterince çaba sarf etmediklerini hissetmeme neden oldu. Kısacası aralarındaki aşk beni çok fazla etkilemedi.

Bir diğer konu da kitabın önsözünden itibaren birşeylerin eksikliğini hissetmeniz. Sanki bu kitabın öncesi varmış gibi. Evet, kitap "Angels Everywhere" (Melekler Her Yerde diye ifade edilebilir) serisine ait ve serinin de ilk kitabı değil. Neden ilk kitaptan çevrilip basılmamış anlamadım. Kitap boyunca melekler arasındaki sohbette geçmişe göndermeler okuyorsunuz. Bir de kitapta yazımla ilgili birkaç hata var.Yine de şanslıyız ki bu göndermeler ve hatalar kitabın anlaşılmasında ciddi bir sorun yaratmıyor. Kitabın kapağına, yeni yıla yakışır renklerine ise bayıldığımı belirtmeliyim.

Melekler Korusun yeni yıl ve aşk konulu akıcı, çabucak biten, sade bir aşk hikayesi. Yine de yazarın diğer kitaplarıyla kıyas kabul etmez. Bu bakımdan okumazsanız da çok birşey kaybetmezsiniz ama benim gibi yeni yıl konulu kitaplara meraklıysanız sizin için bir seçenek olabilir.

Sevgilerle

6 Aralık 2014 Cumartesi

Nee, o da mı evlenmiş?

Hayatım bu aralar böyle "Neee o da mı evlenmiş?" Kadrolu nişan, düğün tebrik edici, düğünlerde nazikçe gülümseyip kalabalık yapan, internette milletin mutluluk fotoğraflarını beğenip, yorum atan şeklinde geçiyor. Tam zamanlı iş gibi valla, maaş verseler yeri.

Her gittiğin ortamda dönen muhabbet de aynı. "Darısı başına canım", "Allah daha iyilerini sana versin." Sağolun varolun da internette dolanan en meşhur tabirle "Kader, kısmet, hayırlısı diye diye ciğerim soldu be!" Hayır yani bu nasıl bir zor durumdur yaşayan bilir. Kimse kötü niyetle demiyor tamam ama bir zaman sonra etrafındaki herkes patır patır evlenmeye başlayıp sen o safhaları dışarıdan seyrederken bir noktadan sonra darlanıyorsun yahu. Sana mutluluklar tamam ama bana gözlerini süzüp de "Eee sende birşey yok mu?" deme güzel arkadaşım, n'olur yeter artık.

Akraba muhabbetleri de aynı noktada dönüyor elbet. Okul varken okulu, okul bitince işi, iş de oldu mu evliliği soruyor herkes. Temel bir vazifeden geri kalmışsınız gibi acıklı gözlerle süzüyorlar sizi. Hiç olmadık bir yerde, ola ki sizi iğnelemek isteyip de bir kusurunuzu bulamayınca konuyu evliliğe getirip ordan batırıyorlar iğnenin en keskinini. Neyi ne kadar başardığın bile gölgede kalıyor, evlendin mi sen onu söyle oluyor mesele.

Herkes aşık olmak, mutlu olmak, inanmak, güvenmek, güzel bir evlilik ister. İster de ruh eşini şak diye bulur mu? I-ııh bulamaz. O noktada aradığını beklemeyi tercih edenler bekliyor bekliyor... Bazen yılıyor, bazen umutlanıyor ama ne beklediğini bildiğinden hiç vazgeçmiyor. 

Onurlu bir bekleyiş bu, zor ve tek!

Bari seyirciler bu bekleyişi zorlaştırmasa diyor kalbiniz. Bari onlar gözleriyle, sözleriyle hırpalamasa diyorsunuz. Şimdi izninizle biraz çikolata, birkaç tane de acıklı Türk filmiyle dinlenmeye çekiliyorum. Tüm "Saf bu ya" diyenlere inat gelecek biri var biliyorum ve ben, onu bekliyorum.

Sevgilerimle

4 Aralık 2014 Perşembe

Aşk Kaç Beden? / Sarra Manning

"Kuralları yıkmanın tam zamanı!"

Hayatımın kitabı dediğiniz bir kitap oldu mu hiç? Benim yoktu, taa ki bu kitabı okuyana dek. İki günde 608 sayfayı yutup kendi kendime gülüp, hüzünlenip, ayrı bir hayal dünyasında kaybolana dek.

Neve hayatının uzun bir dönemi boyunca ciddi kilo problemi yaşamış 25 yaşında genç bir kadın. Arşivde çalışıyor ve kitap kurdu denebilecek kadar da kitaplara sevdalı. Ama bir sevdası daha var. Yıllardır tanıdığı ama üç yıldır görmediği platonik aşkı William. William'a öylesine aşık ve gözünde o kadar mükemmel ki o dönene kadar 36 beden olmalı ve harika bir ilişkiyi yürütebilecek deneyime sahip olmalı. Ne var ki Neve'in öncesinde hiç ilişkisi olmaması büyük bir sorun. Peki bu arayışın içinde karşısına  tam bir çapkın olan karizmatik Max çıkarsa neler olur? Anlaşmalı bir ilişkiye başlayan ikiliyi neler beklemiyor ki! Neve'in düşündüğü gibi 36 beden olmak herşeyi çözer mi? Aşk tek bilinmeyenli bir denklem mi? Keşke hayat bizim kurduğumuz denklemler kadar basit olsa. Neve'in de Max'ın de çözmesi gereken sağlam bir hayat problemi duruyor gibi:)

Tesadüfen kitapçının rafında ilk kez gördüm onu.  İsmine, kapağına vuruldum ama dur dedim biraz araştır. İnternetten baktım, öyle pek popüler bir kitap değildi. Ön okumasına baktım hemen. Ve kaldım... Nasıl yani? En heyecanlı yerinde biter miydi ön okuma? Evet biterdi. Bulmalıydım bu kitabı, acilen! Buldum da. Okumaya yolculukta başladım ve 6 saatlik yol boyunca durmadım. Bu eşsiz kitap bitmesin diye ara vermek istesem de cık, herşey beni ona çekti. Bitti ama ben bir daha okudum. Ne çok sayfasını katladım yeniden okumak için... Şimdi düşünüyorum hangi kelimeler yeter bu kitabın bendeki değerini anlatmaya? Hepsi cılız kalır galiba...

Neve'in kilo problemi, kendine karşı öz güvensiz yaklaşımı, kendini keşfi o kadar iyi tahlil ediliyor, o kadar içten ve ayrıntılı bir şekilde irdeleniyor ki takdir ediyorsunuz. Max'in durumu ise bambaşka, onun da kendince problemleri ve yaraları var. İkisi de bilmeden birbirinin yaralarına ilaç olurken buluyorlar kendilerini. Yani salt bir romantik komedi ya da aşk hikayesi değil "Aşk Kaç Beden" de anlatılan. Çok, çok daha fazlası var. Kırılganlığımız, geçmiş yaralarımız, ailemiz, güvensizliğimiz, umutsuzluğumuz, kayıplığımız, korkaklığımız, sevgiye muhtaçlığımız... Herşey! Hayata dair tüm tükenmiş yanlarımızın dirilişi, umudu buluşu var bu kitapta.

"Bir insanın yüzüne, ağzından çıkan her kelimenin ruhunuzu dev bir bulaşık teliyle ovmuş gibi kan revan içinde bıraktığı için onu bir daha görmek istemediğinizi söylemeniz imkansızdır."

Her taş yerine öyle güzel oturuyor ki ve öyle inceden, öyle anlamlı işleniyor ki her bir tutum, davranış mest oluyorsunuz. Yavaş yavaş pişen bir yemeğin tadı gibi, tam kararında, bundan daha iyi anlatılamazdı dediğiniz bir doyumla okuyorsunuz satırları. Bilhassa kilo ve öz güven sorunu yaşayan veya bağlanma korkusu, güvensizlik kavramlarına yakın duranların kendinden çok fazla şey bulabileceği bir kitap. Fakat sadece belli bir kitlenin değil, okuyan herkesin kalbinde en az bir noktayı titreştirecek bir kitap bu.

"Eğer savaş hikayen yoksa, o zaman en azından savaş yaran da yok demektir."

Okurken gülüyorsunuz, hüzünleniyorsunuz, durup düşünüyorsunuz. Hayat gibi bu kitap. Ne varsa hayatta, burda da var. Karakter analizleri çok başarılı, akış çok yerinde. Dili akıcı ve anlaşılır. Not olarak kitapta cinsellikle ilgili kısımların olduğunu da belirteyim. Kitapla ilgili tek bir olumsuz eleştirim olacaksa o da zaman zaman Neve'in işiyle ilgili ayrıntıların biraz fazla tutulmasıydı. Yine de hiç mi hiç dert etmedim.

Kitapta orjinal isimleri seven biri olarak "You Don't Have to Say You Love Me" adıyla olmamasına bile üzülemedim. İkisi de birbirinden güzel çünkü, kitabın içeriğini o kadar güzel ifade ediyor ki "Aşk kaç beden?" sorusu, ne denebilir bilmiyorum. Kapak desek evet orijinali farklı ama çok yakın kapaklar. Bayıldım yahu, daha ne diyeyim. Herşeyine vuruldum ben bu kitabın. Sadece takdir edebiliyorum, teşekkür edebiliyorum bu kitabı yazana, çevirene ve basanlara.

Kitabın yeterince reklamı mı yapılmadı acaba? Neden daha fazla kişi bilmiyor ki böylesine mükemmel bir kitabı? Sayfa sayısının korkutucu olması belki kitabın okuyucu kitlesiyle buluşamamasında etkili olmuş olabilir. Kitabın kalınlığı sizi korkutmasın, başlayınca sonuna geliyorsunuz. Bırakın nasıl biter diye düşünmeyi, nasıl okusam da hemen bitmese diye kara kara düşünürken buluyorsunuz kendinizi. O derece!  Okuduğu kitaba bayılan her insan gibi yazarın Türkçe'ye çevrilmiş farklı kitaplarını aradım durdum ama maalesef yok.  Neden yok, neden? :( Bekliyorum, bekleyeceğim bu kadar da netim.

Hayatımın kitabı sensin "Aşk Kaç Beden?" ve değil 3 kez okumak daha 1000 kez okurum. En başına koyarım rafımın. Bakarım ve aklıma gelir okuduklarım, ben yine tebessüm ederim, sarılırım sana, mutlu olurum. Okudukça seni mutluluğa bırakır kendimi, aşka inanırım...

Sevgilerle

2 Aralık 2014 Salı

Fi / Akilah Azra Kohen

Son dönemlerin en çok konuşulan, en merak edilen kitabıyla karşınızdayım efendim: Fi! O kadar konuşuldu, o kadar övüldü, öyle aklımda kaldı ki sonunda dayanamayıp Tüyap'tan alıverdim kendisini. Aldım da okudum mu hemen? Tabi ki hayır. Biraz seyrettim, biraz bekledim doğru anımın gelmesini. Gerçi daha da beklerdim ama bana bakan o güzel kapağı, gördüğüm şahane yorumları Fi ile kavuşmamı hızlandırdı diyelim.

Fi, "Bu kitap herkes için yazılmadı." diyerek başlıyor. Kişinin farkındalığını arttırma, kendini bulma, kendi deneyimini yaşama ve potansiyelini keşfetme cesaretini gösterebilmesi üzerine kurulu bir kitap. Bu bakımdan zorlu bir uğraş içine girildiğini söylemek gerek çünkü konu esaslı. Kitabın popülerliği de için içine eklenince beklentiler yükseliyor, bu kesin.

Fi, çokça ilginç karakteri içinde barındıran bir kitap. Matruşkalar gibi içlerinden devamlı bir başka insan çıkıyor ki açıkçası biraz şaşkına döndüm desem yeridir. Temel karakterlerden olan Can Manay, bunların içinde beni en çok yoran karakter oldu. Bitmez bilmez kibiri, takıntıları (özellikle de fi ve güzellik takıntısı), sahte tavırları beni yıldırdı. Her bir karakter dışarıdan mükemmel denilebilecek nitelikte gözükse de içinde doldurulmayı bekleyen derin boşlukları ve zaafları vardı. Kendi içinde yıkılmaz dedikleri herşey de tam bu zayıf noktalarına bağlanıyor ki okuması gerçekten ilginç. Bu noktada kitabın karakter analizleri ve tespitlerinin etkileyici ve sürükleyici olduğunu söylemeliyim.

Fi, farklı karakterlerin bakış açılarından ve hayatlarından bölümlerle ilerleyen bir kitap. Her bir karakter birbiriyle bağlantılı ve hayatları bir yerde kesişiyor. Kitabın yazım şeklinin bölümler halinde olmasını ve farklı karakterler üzerinden ilerletilmesini oldukça sevdim. Hele ki bölümler kitap ilerledikçe öyle can alıcı noktalarda kesilmeye başlıyor ki, ister istemez merakınız kamçılanıp kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

İlk başlarda belki yazarın kalemiyle yeni tanışmam, belki de ortaya konan karakterlerin bencilliği ve kibriyle biraz bocaladım. Buna rağmen beklentilerim beni kitapta ilerletti. Bilhassa Özge ve Bilge merakımı attıran karakterlerdi. Ara ara ivmelenmelerin dışında kitap ortalara kadar benim için sıkıcıydı. Bunu da hikaye örgüsünün ve olayların düzenlenmesi gerekliliğine bağlayıp devam ettim. Fakat kitap ortasından sonra öyle bir açıldı ki, meraktan sayfaları ardı arkasına okumaya başladım. Sonu da gerçekten öyle bir noktada kalıyor ki, devam kitabı olan Çi'yi okumak istiyorsunuz. Kitabın sonunda da dediği gibi "İyi bir hikaye asıl bittiğinde başlar." Fi, tam bir başlangıç kitabı ve aslında sizi diğer kitaba hazırlıyor. Olayı, kurguyu, karakterleri öyle merak edilesi bir noktaya getiriyor ve sizi sürükleyici bir noktada bırakıyor ki kesinlikle başarılı bir devamı olan bitiş okuduğunuzu hissediyorsunuz.

Karakterler psikolojik açıdan güzel ele alınıyor. Çokça farklı bakış açısına ve hayat sorgulamalarına da yer veriliyor ki kitaba dair en sevdiğim kısımlar da bunlardı. Kişinin düşünmesi, sorgulaması ve kendi farkındalığını yaratmasını ele alan bu kısımlar etkileyiciydi. Bu tarz ivmelenmiş, bakış açılarının sunulup karşılaştırıldığı kısımların kitapta daha da yoğun olmasını isterdim.

Kitapta cinsellikle ilgili pek çok kısım var. Açıkçası bu kısımları fazla ve gereksiz buldum. Bu ayrıntılar yerine kitabın karakter analizleri ve psikolojik bakımdan daha da doyurulması beni mutlu ederdi. Kitapta aklıma takılmayan yerler de yok değil. Örneğin Bilge'nin Doğru'nun yaptığı asal sayı ile ilgili tespitini hemen anlaması kafamda soru işareti oluşturdu. Gerçi kitabımız Fi, Çi ve Pi şeklinde devam eden bir seri ve bu bakımdan durumun sonraki kitaplarda açıklık kazanabileceği ihtimaline tutunuyorum.(Üçüncü kitap olan Pi henüz yayınlanmadı).

Kitap 598 sayfa, anlayacağınız oldukça kalın. Buna rağmen kendime göre oldukça hızlı bir şekilde yaklaşık bir haftada bitirdim kitabı. Akıcı, çabuk okunan, dikkat edilesi tespitleri olan bir kitap Fi ve kesinlikle merak uyandırıcı. Elinde kaleminizle altını çizip okuyacağınız, sorgulatan ve düşündüren roman örgüsünde bir kitap arıyorsanız Fi'ye bakabilirsiniz. Devamını çok merak etsem de ve Çi elimde olsa da okuduklarım üzerine düşünmek ve yeni kitapta olabilecekleri kendi kendime tahmin edebilmek için sanırım biraz ara vereceğim. 

Peki sizler Fi'yi okudunuz mu? Sizin yorumlarınız neler?

Sevgilerle

1 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Kadın Nasıl Büyür / Stephanie Evanovich

Holly 32 yaşında kocasını kanserden kaybetmiş, yıkılmış, hayatı darmadağın bir kadın. Kocasına hastalık teşhisi konulmasından sonra aldığı kilolar da hayatındaki bambaşka bir sorun. Hal böyleyken tesadüf bu ya profesyonel sporcuların kişisel koçu olan Logan'la uçakta yanyana koltuklara düşüveriyorlar. Logan, Holly'den başta hiç hoşlanmıyor. Yine de hikayesinden etkilenerek Holly'ye kendisini zayıflatma önerisinde bulunuyor. Böylece Holly ve Logan'ın yolları garip bir şekilde kesişiyor. Devamı kitapta:)

Adından etkilenip, konusunu sevip aldığım bir kitaptı. Sanırım kilo problemini ele alan kitaplara ayrı bir ilgim var, dolayısıyla da gördüm mü alıyorum. Kilo konusunu ele alıp okuduğum, beni hayal kırıklığına uğratan nadir kitaplardandı. Maalesef bu denli hassas ve önemli bir konu yeterli derinlikte ele alınmamış. Konu sığ bir yüzeyde kalmış. Kilo konusu bir yana aşk kavramı da gerekli duygusallık ve anlamla ele alınmamış. Kitaptaki cinsellikle ilgili kısımların aşk kavramını yansıttığını da düşünmüyorum.

Holly karakterini bir noktaya kadar sevsem de kendini çok çabuk ikinci plana atabilmesi, Logan'ın bakış açısındaki sabitlik, dış görünüş takıntısı rahatsız ediciydi. Logan kesinlikle sevdiğim erkek karakterler arasına giremedi. Her ne kadar doğrusu ve yanlışını kefelere koysam da samimiyetine inanmadığım, aklındaki aşk kavramını sorguladığım, beni hislerine ikna edemeyen bir karakter olarak kaldı Logan.

Akıcı ve çabuk okunur bir kitap. Zaten fazla kalın da değil. Kitabın sonu da tatmin edici. Buna rağmen o samimiyeti bir kere yakalayamadığımdan okuyup bitirdiğim bir kitap oldu sadece.

Sevgilerle

29 Kasım 2014 Cumartesi

Aşık ve Gururlu / Melissa Nathan

"Kızımız Bay Darcy'yle tanıştı. Ve bu bir ilk bakışta nefretti."

Jane Austen'ın Aşk ve Gurur'unu bilmeyen var mıdır? Ne kadar şanslıyım ki dünya klasikleriyle ilk tanışmam tam olarak bu kitapla oldu. İlk olduğundan mı, yoksa konusunun tam benlik olduğundan mı bilinmez ama çok özel bir yeri vardır bu kitabın bende. Haliyle yıllar sonra modern bir yorumu olan "Aşık ve Gururlu"yu görünce hemen aldım. Düşünmedim bile!

Konu aynı, yine Elizabeth'in inadı ve ön yargısı ile Bay Darcy'nin kibiri arasına sıkışmış aşkları ele alınıyor. Konu zaten bir kere Jane Austen'ın kaleminden yazıldığından ve kendini fazlasıyla ispat ettiğinden açıkçası yazar zor bir işe kalkışmış. Bu yüzden saygı duyduğumu belirtmeliyim. Peki bu zorluğun altından kalkabilmiş mi? Kesinlikle, evet!

Kitap Aşk ve Gurur'un günümüz şartlarında modern bir yorumu. Aşk ve Gurur'un tüm karakterleri çok güzel bir şekilde orijinaline uyumlu şekilde yerleştirilmiş. Kurgu da ilerledikçe çok daha hayran bıraktırıyor kendine. Her nedense orijinal kitapta Elizabeth'in inadı beni yormasa da bu kitapta esas kızın halleri beni biraz yıprattı ama rahatsız edecek kadar değil. Kapağı ise pek sevdiğimi ve kitabın içeriğiyle alakalı bulduğumu söyleyemeyeceğim. Orijinal kapak bence çok daha iyi olurmuş.

Aşık ve Gururlu, akıcı, çabuk okunan, orijinalinin komik ve başarılı bir örneği. Benim gibi Aşk ve Gurur'un tutkunuysanız ve bizim aşıkları da özlediyseniz durmayın okuyun derim. Bu kitap tam hasret gidermelik:)

Sevgilerle